1568 yılında Calabria (İtalya) bölgesi, Stilo’da doğan Tomasso Campanella, 1639 yılında Paris’te yaşamını yitirdi. 

Her ne kadar tanrı-bilimci, astrolog, filozof ve şair yönü bilinse de kanımca onun en ayırt edici yönü özgürlük savaşçısı olmasıdır. Döneminden onu ileri fırlatan bitmez tükenmez direnişidir. Parası olmadığı için okula gidemeyen ama okul penceresinin arkasından gizlice dinleyerek kendini eğiten parlak bir zekadır. Onu yargılayan yargıçlara “içtiğiniz şaraptan daha fazla kandil yağı tüketim ben” demesi biraz bununla ilintili. 

Kendi kafasının içinde sonsuz bir iştahla kitapları yiyen bu aydın, işkencenin her türlüsünü görür. 30 yıl kadar hapiste kalır. Bu sürede asla pes etmez ve yazdıklarının on ciltten fazla olduğu söylenir. Bilgi, özgürlük ve eyleme dair yaptıkları, dönemin yobazlığı ile sürekli karşı karşıya gelen yazarın özgürlüğe olan tutkusu, tüm yaşam çizgisinde belirleyici rol oynayacaktır. Kendi yaşamında ve uzun hapis sürecinde deneyimledikleri, özgürlük düşüncesini daha da derinleştirmiştir. Bu arayışın en büyük sonucu da “Güneş Ülkesi” adlı ütopik eseridir. Kitabın arka kapağında söylediği üzere Güneş Ülkesi, adaletsizliğin bilincinde olan, toprağından sürülmüş, zorunlu ihtiyaçlarını bile karşılamakta güçlük çekmiş ve bunun acısını taşımış bir insanın, adil ve dayanışmacı, baskı ve sefaletten arınmış bir toplum düşünü somutlaştırdığı bir ideal kent tasarımıdır. Komüncü bir yaşamı betimler kitap.

Güneş Ülkesi, 1602’de Napoli’de, Reform karşıtlığının en yoğun olduğu dönemde yazıldı... Bu küçük hacimli kitapta yüksek ya da aşağılık meslek ayrımı ve ayrıcalık, din adamları ve soylu sınıf yoktur. Soyluluk unvanları yalnızca yararlı olma üzerinden verilir; başkasına yararlı olacak şekilde hizmet vermek tek saygınlık rütbesidir. İnançsızlık, hilekarlıklar, yalanlar, kavgalar gömülecek artık kuzular kurttan korkmayacaklardır. Tiranlar halkı onların yararına yönetmeyi öğrenecektir...

Daha pek çok şey söylenebilir ama bu yazının amacı kitabı anlatmak değil, kitabın çizdiği ülkenin “hendekleridir”. Kitabın hemen başında ilgili yerin nasıl olduğu anlatılırken, yani dış görünüş, en öndeki hendeklerden bahsedilir. Güvenlik bunlarla sağlanmaya çalışılır. Kent yedi büyük çemberden oluşmaktadır. Birinci çemberi ele geçiren ikincisi için çok daha fazla enerji harcamak zorundadır. Gittikçe de zorlaştırmaktadır çemberler. Çemberleri aşmak olanaksızdır çünkü önü hendeklerle korunmuştur. 

Kitabın ortalarına doğru tekrar konuyu hendeklere getirir Campanella. Güneş ülkesinin her türlü silahı olduğunu ve her türlü saldırıya karşı nasıl hazırlandıklarını detaylıca açar. Aldıkları ve düşmanı yenilgiye uğrattıkları yerleri de hendeklerle çevreleyerek koruduklarını ekler...

***

Ülkeyi anlatan Cenovalı denizci, bu ülkede toplumun bireyden önce geldiğini, ihtiyaç karşılamada önceliğin toplumda olduğunu söyler. Toplumsallık ve ilerleyen sayfalarda öz savunma pratiklerinden bahseder. 17. yy’da kaleme alınan ütopik bir eserin hendeklerden bahsetmesi, önem atfetmesi ve güvenliğin öncelikli adımı olarak görmesi gerçekten ilginçtir. Aynı zamanda ilerici bir adımdır. Çünkü o düşünce 19. yy’da Avrupa’nın pek çok sokağında gerçeğe dönüştü direnişçi halkların elinde...

Bugün ise Kürdistan’da en üst formunu yaşıyor diyebiliriz. Bir halkın kaderini, güveliğini içine alarak düşman gerçekliği ve yok etme, katletme pratiğine karşı cevap olmaktadır. 

Campanella’nın özgürlük hayalindeki gerçeklik, düşmanı gözardı etmemedir. Çünkü devlet veya onun başkalaşmış hali olan kiliseler tüm dogmaları ile yaşamı boğmak için vardırlar. O halde kendini savunmak kaçınılmazdır. Bugünün egeen aklı, hendekten bu kadar nefret ederek, tüm özel savaşını bu hendekler üzerinden kurmasının tarihsel öfke, kin ile de mutlaka bağı vardır. Devletler, iktidarlar kendisine engel her şeyi not eder. Brandel’in iktidar da para gibi birikir tespiti içinde okumak mümkün. Biriken iktidar, tarihsel süreçte nefret ettiği, aşamadığı her şeyi de günceller. Onu delmek için yeni arayışlarda bulunur. Hendekler bugün ütopik değil ama devletler için, özellikle TC, canlı bir distopya olma özelliğini koruyor...

Campanella gibi bugün geleceği tahayyül eden ve bunu özgürlük ile taçlandırmak isteyenlerin barikat ve hendeklere sarılması, aklın yolu birliği ilkesini hatırlatıyor.