Geçen hafta, Türkiyeli aydınlara ‘bir ezberi’ bozmaları çağrısı yapmıştım. Bir daha Kürdistan’da katliam olmasın diye, bir daha Cizre’deki gibi olaylar yaşanmasın diye. Türkiye’deki dost ve dost gibi görünenlere bir çağrıydı. Asker, polis ve özel harekat güçlerinin Kürdistan’dan çekilmesi için bir çağrı yapmalarının ezber bozacağını yazmıştım.
Tabii ki bunun çok kolay bir şey olmayacağını biliyorum. Ancak çok zor da değil. Her zor şeyin, içinde aynı zamanda kolaylıklar taşıdığını, her imkansızın içinde imkanlar taşıdığının bilincini taşıyorsanız, doğada var olan canlı ve cansız her şeyin bu dinamiği içinde taşıdığına inanıyorsanız, bugün olmasa da yarın bunun olacağına da inanırsınız.
Belki böyle bir çağrının zamanlaması doğru değil. Bunun için olgunlaşmış bir toplumsal yapı gerekli diye düşünülebilir. Ancak olğanüstü bir dönemde yaşıyoruz. Gecikmiş her adım, insanların hayatına mal oluyor. Olağanüstü dönemlerde, pozitif anlamda olağanüstü şeyler de yapılanılır. Aydınlar da bunu yapma cesaretine sahiptir. Beklenen budur.
Bu yazıya gelen bir okur eleştirisi, bu çağrının ‘zafer sarhoşluğu psikolojisi’ ile yazıldığını içeriyor.
Kimin zaferi?... Kimlerin zaferi?...
12 yaşındaki Cemile’nin cansız bedenini sekiz gün evinde saklayan ve koruyan annenin yüzünü gördünüz mü? Zafer ışıkları saçan bir yüz var mıydı?
Kürdistan’ın herhangi bir yerinde PKK ile savaşta hayatını kaybetmiş, Türk askerlerinden birinin cenaze töreni gözlerimin önünde, unutmadım ve unutmayacağım. Pençerisi olan ama camları olmayan bir Anadolu köylüsünün evi. Camın yokluğu farkedilmesin diye yapılan törende kocaman bir Türk bayrağının asıldığı evi hatırlıyor musunuz? Camsız pencereleri olan bir kulübe, duvarının dibinde yığılmış bir baba, etrafında kocaman kocaman apoletli adamlar ve bir kitle bağırıyor: ‘Şehitler ölmez, vatan bölünmez’ diye. Bu mu zafer?
Cemile’nin annesi, camsız kulübenin babası...
Zafer mi saçıyorlar? İki fotoğrafı yanyana koyun. Bu 30 yıllık savaşın resmidir. Yanına bir de Alan bebeğin kıyıya vuran bedenini koyun… Ortadoğu’nun resmini tamamlar.
Bu fotoğraf kareleri, insanların çocukların öldüğü yerde zaferin olmayacağının kanıtlarıdır.
Ama tabii insan garip bir yaratıktır derler ya. İnsan uniktir. Ancak nüansları o kadar derin ve çeşitlidir ki bazen unik olduğunu unutursunuz. İki farklı yaratık gibi...
Bazı insanlar duymak isteğini duyar, görmek istediğini görür, anlamak istediğini anlar. İdrak kapasitesinin üstüne çıkmasını tabii ki beklemiyorum. Benim yazım, sorunları idrak edenlereydi…
Yine de çağrımı tekrarlıyorum; TC güçleri Kürdistan’dan çekilmeli. Sağ elimizle sol kulağımızı göstermeye gerek yok. Sorun basit ve açık. TC’nin bütün silahlı güçleri Kürdistan’dan çekilmeli. Kürtler kendi kendilerini yönetmeli. Ne o zaman camsız kulübenin babalarını görürsünüz, ne de Cemile’nin annesi gibi yüzler görürsünüz.
Ancak çok zor olduğunu ben de biliyorum. Bu yalnızca Türk aydınları için değil. Kürt aydınları için de radikal bir söylem gibi gözüküyor. Oysa çok basit ve şimdi olması gereken.
Haftaya da Kürt aydınlarını anlatayım...