Geçen haftaki yazıda özetle çamur meselesi ve N. Çernişevski’nin buradan varmak istediği toplum hayalinden bahsedilmişti.
Çamurla doğal olarak ilintili toprak konusu Rus edebiyatı için vazgeçilmez bir tema/argüman. Mesela Nobel ödüllü Rus devrimci yazar Şolohov’un “Uyandırılmış Toprak” ve “Don Kıyısında Hasat” (kitap iki ciltlidir, her bir cildi farklı adla basılmış) kitaplarında da Rus Devrimi öncesi toprağın işletilmesi yoğunca işlenir. Burada yazar “Bana toprağını nasıl işlediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim” der gibidir. Toplumsal yaşam kriterlerini oradan başlatır. Bu anlamda Çernişevski’nin toprak sorununa ilk el atanlardan biri olması şaşırtıcı değildir. Mirası hala canlıdır.
Toprak iş/işçi demek ve işçi – köylü bir devrimin temel yapıtaşıdır. Geçen yazıda yazarın hareket, eylemsellik ve gerçeklik ilişkisine de kısaca değinilmişti. Hareket yoksa emekte yoktur demişti. Çamur üzerinden varılan dönemin Rus toplum tahayyülü ise Kürt Halk Önderi Öcalan’ın son savunmasında (Kürt Sorunu ve Demokratik Ulus Çözümü) Kürt varlığı ve toplumsallığı konusunda değindiği, daha geniş bir perspektiften açtığı tezler, 150 yıl önceye hem selam hem itiraz gibidir. Kitabın ikinci bölümü (Kürt Gerçeği= giriş paragrafı çok güçlü bir kısa metindir. Zaman, varlık ve oluş arasındaki ilişkiyi şöyle özetler: “Varlık ve zaman mutlaka oluşla gerçekleştirilir. Zaman, varlıkta oluşa zorlar. Varlığın sürmesi oluşla mümkündür. Oluş halindeki varlıktan bahsettiğimizde zaman doğmuş demektir…! Yine üçüncü bölüm (Kapitalizm çağında Kürt sorunu ve Kürt Hareketi) “Kürt Hareketinin Tarihi” adlı maddede hareket, enerji ve bilinç konusuna değinir. Buradan da özne – nesne ayrımına parantez açar.
Özetle: “Hareketi mümkün kılan, adına enerji dediğimiz varlığın diyalektik olarak değişik hallere dönüşmesidir. Enerji dönüşerek hareketi, daha doğrusu oluşumu sağlar. Hareket, varlık ve zaman olmadan gerçekleşmez. Enerjinin zamanda hız kazanması, mekanda mesafe kat etmesi hareket demektir” der.
Kabul edileceği üzere toplum, toplumsallık kendi içinde karmaşık bir mekanizma. Haliyle tarih boyunca hem mekanik olarak yorumlayanlar, hem parçalara bölünmesi gerektiğini söyleyenler çıkmış hem de mutlaka savunulması gerekir şeklinde görüşler türemiştir. Çernişevski çamur örneği ile topluma diyalektik bir yorum getiriyor. Değişim ve dönüşümü (suyun akması, bitkilerin değişmesi) temel ölçüt kabul ediyor. Kürt Halk Önderi Öcalan ise elbette yukarıdaki alıntıdan da görüleceği üzere farklı bir sentezden bahsediyor. Marx ve Engels’in pozitivizm etkisinde kalmış toplum düşüncesinden sıyrılıyor. Her şeyi maddi bir temelde ele almıyor…
Çamura geri dönersek… toplumlar zaman zaman kirlenir. İçinde zararlı unsurlar türer. Peki bu durum sadece hareketsizlik ve emek harcamamakla açıklanabilir mi? Mesela toplumu (çamuru oluşturan her bileşenin) oluşturan bireylerin politik – ahlaki tutumu? Bedenindeki enerjinin esas akışı? Kolektif aklın önemi? Daha pek çok parametre eklenebilir. Kirli bir çamura elbette müdahale edilebilir. Çünkü hakikat kaybolduğu yerde aranmalıdır. Emek, yaşam ve gerçekliğin en temel öğesi ise bu gerçekliği belirleyen temel dinamizmin “akıl” olduğu anlaşılır. Ki Çernişevski de bunu söyler. Oysa bu formül bizi Hegel’deki bir yanılsamaya götürüyor. Her şeyi açıklayabilecek bir gerçeklik peşindeki arayışı onu akla götürmüştü. Akıl gerçeklerin toplamıdır, ondan yola çıkılarak her şey açıklanabilirdi… Peki ama hangi akıl? Bu “hangi akıl” ile oluşmuş, mayalanmış toplum nasıl bir toplum? Yanlış bir toplum ve toplumsallıktan nasıl değerler çıkar?
Tekrar başa ve Çernişevski’ye dönersek ve sorarsak:
O halde “Ne yapmalı? Nasıl yapmalı?”