
Özyönetim direnişinin 55 gündür devam ettiği Şırnak’ta 60 bin nüfuslu bir şehri adım adım yok eden zihniyetin karanlığını aydınlatmak için yola çıkanları unutmamak için yazmalı hatırlamalı. Bir şehir düşünün tümeni, tugayı, on binlerce askeri, korucusu, en gelişmiş savaş makineleri ve özel savaş aygıtlarının tekmili birden sayıları yüzü geçmeyen bir grup gençle baş edemiyor 54 gündür. Yaygını, havuzu ya da muhalifi kimsenin dikkatini çekmeden, kimsenin belleğine düşmeden sade ve sadece bir direnişin destanı yazılıyor adına Şırnak denilen Şehr-i Nuh’un diyarında.
Heybesine umudu bırakmış o gençler in her birinin ne hikayesi vardı, nasıl yaşadılar, herkesin nefes alıp vermeyi ‘yaşamak’ saydığı bu çağda, çağları aşan bir umutla nasıl direniyorlar, direndiler anlatılmalı ki bir halkın belleğine ‘özgürlük’ bilinci olarak yerleşsin. Hele ki kadınların çünkü kadınların her birinin hayatı onları tanıdıkça artık bir daha eskisi gibi olmamalı, olmayacak.
Herkes onu işaret ediyor
İşte böyle bir hikayesi var Şırnak’ın her sokağında emeği bulunan Berçem’in. YPS-JIN’le ilgili belgesel çekmek için vardığımız şehirde barikatların arkasında karşılayan herkese anlatıyoruz derdimizi. Aylardan Mart henüz abluka başlamamış şehir uzun sürecek bir savaşa hazırlanıyor. Kiminle görüşebileceğimizi sorduğumuzda herkes onu işaret ediyor: “Heval Berçem’in bu şehirdeki her barikatta emeği vardır. Gençleri etrafına toplar ve onlarla eğlenerek hikayelerle barikat yapar. Gerçi pek konuşmayı sevmez ama mutlaka onunla konuşun...”
Ve herkesin bahsettiği Berçem çıkageliyor, uzun gece saçları, yüzünde eksik etmediği biraz sert tebessümü ve insanları kırmamak için cümlelerini seçerek ahenkle konuşmaya başlayan sesiyle. Konuşmak istediğimizi söylüyoruz, “Benim çok işim var” diyerek ellerini gösteriyor, çamurlu ellerini. Ateşe koşan kelebekler gibiyiz, nereye gitse şehirdeki hemen hemen bütün barikatları dolaşıyoruz onunla röportaj yapabilmek için. Gittiğimiz her barikatın başında etrafından bir süre genç ve dillerde Botan’ın anlatan direniş türküleri.
Israrlarımıza dayanamayıp iki gün sonra kabul ediyor konuşmayı Berçem. Dilinde sade sözcüklerle başlıyor anlatmaya: “Öz yönetim insanın kendini iradeleştirmesiyle başlar her şeyden önce. Kendin olmak, kendin gibi davranmak, kendini yönetebilmek erdemlerini barındırır. Bunun toplumsallaşmış ifadesi özyönetim. Bu çağda insanlara biçilmiş deli gömleğini giymek zorunda değiliz. Halk olarak kendini yönetmek isteyen bir irade oluşturabilirsek işte biz o vakit, insanca yaşama sahip olabiliriz. Bunun dışında bir yaşam başkalarının çizdiği yolu benimsemektir ki bu yüz yıllardır olduğu gibi Kürtlere dayatılan köleliğin bir başka adıdır.”
Uzun sohbette özetle bunları belirten Berçem’in asıl anlatmak istediği ise öz savunma oluyor ve “Aslında ben öz savunma üzerine daha fazla yoğunlaştım. Çünkü öz savunma en çok da biz kadınlar için gerekli” diyerek gülümsüyor. “Yeterince anlatma fırsatımız olmadı” diye de hayıflanıyor arkasından. İnsanın o an günler geceler boyunca Berçem’i dinleyesi geliyor, bütün soruların cevabını biriktirdiği kısa yaşamına tanık olmak, olmadık sorular sormak.
‘Öz savunma hep olmalı ki...’
Ama vakit kısa ve Berçem’in çok işi var. Çünkü o yaşamını emekle yoğurmuş emek ve özgürlükle anlamlandırmış bir kadın. Bir saatlik sohbetimizde öz savunmayı anlatıyor: “Egemenlerin soykırım ve kendin olmamayı dayattığı bir dünya var. Kadınlar için, Kürtler için yani onların tabiri ile ‘kendinden olmayanlar için...’ Buna karşı kendi varlığını korumak için öz savunma tarih boyunca insanın vazgeçilmezi olmuştur. Onurlu ve kendin gibi kalmak için başka yol bırakılmayanların savunacağı en güçle mekanizmadır ki bu doğada da var. Bunun adı bugün barikat-hendek olur yarın başka bir araç bulunur. Botan’da tarih boyunca her türlü istilaya karşı öz savunması güçlü olmuş bir yer. Öz savunmanın ideolojik terorik altyapısını oluşturan Önder Apo’dur. Biz de bunu pratikleştirmek için buradayız. YPS-JIN’le örgütlendik ve adım adım ilerliyoruz. İlk başta 3 ay önce geldiğimizde insanlar pek anlam veremediler ama zamanla gerekliliğini anlattığımızda ikna ettik. Zorlanmadık mı evet zorlandığımız yönler oldu. Ama özgürlüğe giden yolların dikensiz olduğunu kim söylemiş. Bizim ideolojimizde zor vardır ama imkansız yoktur. Bu direniş birçok yere yayılacak. Araçlar farklılaşacak ancak kadınlar için söyleyeyim öz savunma hayatımızda hep olmalı ki kimse bizi köleleştiremesin...”
Cümlelerin ahenkli akışı tamamladıktan sonra kamera kapanınca asıl sohbet başlıyor. Berçem yaşadıklarına mizah katarak anlatıyor ve kahkahalarla gülüyor. Sonra yeniden çalışmaya barikat başına giderken vedalaşıyoruz. “Görüşeceğiz mutlaka bundan sonraki görüşmemiz Amed Surlarında Önderliği dinlerken olacak. Önderlik özgürleşecek ve Amed’de milyonlara hitap ederken Surlara çıkıp oturup orada onu birlikte dinleyeceğiz. Surlara oturup gökyüzüne bakacağız. Tüm kadınlar orada olacak...” diyor ve bu randevuyu erdikten sonra ayrılıyoruz.
Bir zılgıt sesiyle
Şırnak’ta direnen kadınlardan sadece birinin hikayesi Berçem. Tanık olduğumuz ve hayatımıza dokunan kısa bir anda büyük izler bırakan. 54 gündür sokak sokak tekniğin son imkanlarına karşı inançla direniyorlar kimselere bilmese büyük süslü cümleler kurulmasa ve ‘gündem’ denilen suya yazılan o anlık hatıralara dahi düşmese de…
Kulakları sağır eden bombaların susmadığı Şırnak’ta bir zılgıt yükseliyor. Bu zılgıtın sesi ulaşıyor Cudi’ye. Efsaneler diriliyor Berçem’in ellerinde ve bis ses duyuluyor; “Berçem şehit düştü...”
Bu diyarların kentine özgü bir yaşam döngüsü var. Adı dün Zahide, Bişeng’di bu gün Jiyan, Berçem ve diğerleri... Akıp gidecek baş eğmez kadınların geride bıraktığı tarih yazımı ve isimleri şehrin belleğine tarihine yer edecek. Botan’ın direnen kadın kimliğine eklenecek Berçem de tıpkı kendisinden öncekiler gibi. Kimilerine korku ve utanç salacak, kimilerine ise miras kalacak bugünden yarına gösterişi sevmeyen emekle yoğrulmuş direnişin ve inancın adı.
Surlara oturup o büyük günü görebilenler bir de Berçem için bakacak gökyüzüne onun baktığı yerden...
JINHA / ŞIRNEX