Bir yerde ilkeler, kurallar, yazılı hukuk, yasalar "günün gerekliğine göre – anlık" değiştiriliyorsa orada kaos kaçınılmaz olur.

Bir ülkede hukuk, birilerinin çıkarına göre değiştiriliyorsa; yamalı bohçadan farksız olacağı gibi, delik deşik bir oyuncak görünümünü alır. Ki hukuk çocuk oyuncağı değildir. Bir grubun, partinin, ailenin, zümrenin, Hükümetin çıkarlarını koruyacak ve onların suçlarını gizleyecek diye garabete dönüşebilecek bir şey değildir. Son yıllarda ve özellikle de yeniden savaşın başladığı son 1 yıllık süreçte hukuk ve yasal değişiklik adına yaşadıklarımız dehşet verici. İnsanın aklını ve kanını durduran cinsten!

Birilerini muhalif mi gördünüz, 2009 KCK davaları adı altında başlatılan "cadı avı" gibi operasyonları başlatır, gizlilik kararları koyar, gerçekte tanık mı polis mi olduğu hiçbir zaman anlaşılamayacak olan "gizli tanıklarla" yüzlerce-binlerce insanı cezaevine koyarsınız.

Devlet içi  güç paylaşımı anlaşmazlığı mı çıktı; bir günde dönemin Başbakanı "Ergenekon davasının savcısı" olur sonra da Kürt illerinde yeniden savaş başlayınca da bugünün Cumhurbaşkanı o davaların orduya kumpas olduğunu söyler ve Yargıtay bir anda tüm davayı bozuverir! Oysa ki sanıkların bir çoğu 90’lı yıllarda Kürt halkına karşı insanlık suçu işlemişlerdir ve bu kurumun başı olan JİTEM yöneticileridir, lakin hukuk hiçbir zaman Kürt halkı için işlemediği gibi bu davalardan da hesap vermez hiçbir "devlet adamı".

Kürt siyasetçileri onbinler halince tutuklamaya gerekçe gösterilen "makul şüphe"; 17-25 Aralık gelince aniden "kuvvetli şüphe"ye dönüşüverir ve Reza dahil olmak üzere bir iki ay tutuklu kalan herkes tahliye olur. Tahliye olmakla yetmez, dosyaların savcı ve hakimleri anında değiştirilir ve yeni gelenler dosyaları kapatıverir!!  

Dosyalar kapanınca tekrar cadı avlarına devam edilince, yasa yine değişir ve insanları tutuklamak için "makul şüphenin" olması yeterli görülür.

Böylelikle kolaylıkla Kürtler, muhalifler, barış için akademisyenler, gazeteciler; "tehlikeli görülen herkes" zindanlara doldurulur.

Sokağa çıkma yasağı tamamen hukuka ve yasalara aykırı bir durum olmasına rağmen, Valiliklerin keyfiyetine kalmış bir durumdur artık. Devletin her temsilcisi sahada savaş yürüten güçlere karşı "gerekirse hukuk dışına çıkın, yakın-yıkın; taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın!" talimatlarını verirken onlar da nasıl olsa yargılanmayacaklarına olan inançla öldürmeye, diri diri insan yakmaya, cami-kilise farketmeden her yerli yerle bir etmeye başlar… çünkü nasıl olsa kimse onlardan hesap soramayacaktır! Tam da aynı günlerde Meclis, "çatışma bölgelerinde çalışan kolluk görevlilerinin yargılanmasını imkansız hale getirir ve Bakanların izni şartına bağlar!! Hukuk yine de tıkır tıkır işlemektedir!

Morglarda, insan cesetlerini koyacak yer olmazken, Adli Tıp Yönetmeliğini kendi isteklerine göre haftada bir değiştirir, cesetlerdeki infaz ve işkence izlerini gizlemek için 90’lardakini kat be kat aşacak şekilde apar topar toplu mezarlara gömme iznini Valilik ve kaymakamlara verirler. Oysa ki bu konudaki tek yetkili mercii normalde belediyeler idi…

Yani muktedire ne lazımsa ona göre yasa, yönetmelik çıkar; Anayasal suç işlenerek Anayasalar değiştirilir. Tüm medyanın AKP’nin basın yayın organı olduğu bir süreçte muhalif basının sesi duyulamaz olur, TV’lere kayyumlar atanır, bölgedeki savaş suçlarından ülkenin "batı yakası" bihaber olur..Bu esnada Anayasaya aykırı şekilde geçici madde çıkartılır Milletvekillerinin dokunulmazlığı kalkar..

MİT’in tırlarla Suriye’ye silah taşıdığı mı çıkmış ortaya? Ne var ki bunda savcılar, gazeteciler tutuklanır; bir daha da tırlar durdurulmasın diye son olarak "MİT’in örtülü silah taşıma yetkisi" yasallaşır.

Partili başkan mı olur, Türk tipi Başkan mı olur, onlara her ne lazımsa onu da zaten fiilen hayata geçirmişlerdir. Sadece "yasasını yapmak" kalmıştır geriye.

Gördüğünüz gibi en kolay şeydir bu ülkede yasaları değiştirmek, çıkartmak, kaldırmak…

Hukuk mu dediniz? Yargıtay, Danıştay ve Sayıştay başkanlarının Cumhurbaşkanı mitinglerine katıldığı bu ülkede çocukların oyun hamuruna çoktan dönmüştür artık…

Günlerdir havuz medyasında "İnsani Zirveye" ev sahipliği yapmakla övünen Türkiye, 48 imzacı ülke çatışmalı bölgelerde savaş kurallarına uymayı zorunlu kılan maddeyi imzalarken, kendisi imzalamaz!! 

İşte bu nedenledir ki Diyarbakır Baro Başkanının katilleri 180 gündür "bulunamıyor(!)". Bir hukuk insanı, bir tarih ve insanlık yok edilmesin diye uğraşırken; insanlar ölmesin dediği için öldürüldü!

Tahir Elçi vurulduğunda sadece bedeni değil; hukuk da suikaste uğradı…