
Yoksullaştırdığı halkın çocuklarına da yaşamlarını sürdürebilmeleri için çare olarak sarayın askeri ve polisi olup Kürtlere karşı savaşma yolunu bırakıyor. Bununla Kürdistan'da yürüttüğü kirli savaşa ve Kürtleri soykırıma uğratma amacına toplumu katma görüntüsü verip gerçekleştirdiği siyasi darbenin üstünü örtmeye ve Kürt Özgürlük Hareketi'nin onu cüceleştirmesini kamufle etmeye çalışıyor.
Tarihte iktidar hastalığına bulaşanlar “daha çok kan” diyerek ve dökerek varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Ama bu kişilikler her zaman dünyanın en zalim, en faşist, en kötü, en çirkinleri olarak anılmışlardır. Bu kişiliklerin ezel-ebet iktidarda kalma hevesleri hiçbir zaman gerçekleşmemiştir ve ömürleri kısa olmuştur. Zulümlerini arttırdıkça arttırmışlar, her şeyin kendi istedikleri gibi olacağını sanmışlar, planlarını bu hayaller üzerine kurmuşlar; insan kellelerinden kaleler yapmışlar, ama sonunda hepsi de halk hakikatine toslamış ve nalları dikmişlerdir.
Dehak da bu zalimlerden biridir. Mitolojik anlatıma göre Dehak her gün bir genci öldürüp o gencin beyniyle yaralarını tedavi edermiş. Burada hastalık olarak belirtilen şey aslında iktidardır; iktidarını sürdürmek için her gün onlarca genci katletmesidir. Tayyip Erdoğan’ın Kürtlere yönelik yürüttüğü topyekün savaşta gençleri ölüme göndermesi gibi.
Her gün Türkiye'nin birkaç şehrine asker ve polis ölüleri gidiyor. Ama hiç kimse bu ölümlerin ne uğruna gerçekleştiğini sormuyor. Neden sormuyor? Acaba insanlar böyle bir soruyu soracak takatten mi düşürülmüştür, yoksa sormayı düşünemiyor mu? Belki de düşünse bile elinden bir şey gelmeyeceğini sanıyor ve bunun için susuyor. Düşünmek, bilmek ve susmak... ya da düşünemez hale gelmek, düşünememek! Ortada bilmek, kabullenememek ve susmak varsa zavallılaşmaya doğru gidiliyor demektir.
Soru sormak, sorulara doğru cevap aramak, hakikati bulmaya çalışmak ve hakikati haykırmak günahlarından arındırır insanı. İnsanı cehenneme giden yoldan çıkarıp cennete giden yola sokar. Kötülüklerden kurtarır.
Türk devleti asker ve polisiyle, her türlü savaş aracıyla Kürtlerin evini başına yıkıyor. En kötü bedduadır, “Allah evini yıksın”! AKP iktidarı Kürtlerin evini yıkıyor. Sur’un son hali bunu açıkça gözler önüne seriyor. Yürütülen savaşın karakterini ve boyutunu ortaya koyuyor. Sarayın çeteleri Nusaybin’i tank ve toplarla vurdu yetmedi, şimdi de uçaklarla vuruyor. Peki, ama neden? Bu kadar yıkım, gözyaşı, düşmanlık ne için? Gençleri ölüme gönderiyor, ortalık can pazarına dönmüş, ama bu gençler ne uğruna ölüyor? Diğer taraftan peki, neden ölen insanlar hep aynı kesimden? Vatan herkesin vatanı değil mi?
Ölüm gerçekten istiklal için mi gerçekleşiyor, yoksa birilerinin iktidarını koruması için mi? Çocuklarının ölümü için ax vax edenlerin bu soruları kendisine sorması gerekir.
Tayyip Erdoğan Amedlilerin deyimiyle xaxın çocuklarına dayanarak Kürdistan'da savaş yürütmektedir. Xaxın çocuklarını bir yandan aç bırakıyor, “bak aç kalıyorsun asker ol, polis ol para kazanırsın, evine çocuklarına bakarsın, kredi borçlarını ödersin” diyor, diğer yandan yine yoksul insanların inancını sömürüyor, onları kandırıyor, Kürtlerin üzerine salıyor. Sonra olan oluyor, gençler ölüyor ocaklar sönüyor. Ne uğruna yaşadığını bilmez duruma getirilen insanlar, ne uğruna ölüme gittiklerini fark etmeden yitip gidiyor. Gariban ana babalar da kınalı kuzuları için gözyaşı döküyor, dizini dövüyor, hawar edip duruyor. Kürtleri tümden yok etmek için Sarayın verdiği üç beş kuruşla yenilen lokmanın haram olduğunu ve yanlarına kar kalmadığını fark ediyor, ama iş işten geçiyor. Yıllarca yemeyip yedirdiği, içmeyip içirdiği, gözünün nurunu toprağa veriyor.
Halkın çocuklarını her gün vatan elden gidiyor aman gitmesin diye ölüme gönderecek, Tayyip de sefahatini sürecek; çocuklarını en iyi okullarda okutacak, en lüks yerlerde düğünlerini yapacak! Vatan savunması, ülke sevgisi bu mu?
Bilal’in kılına dokunulmasına izin vermeyen Erdoğan, “bunlar evlat sahibi değil, evlat acısı nedir bilmez” diyordu. Peki, her gün onlarca ölen bu asker ve polisler birilerinin çocuğu, evladı değil mi? Yoksa yoksul diye halkın çocuklarını insan saymıyor mu? Herhalde yerde bitiyor gibi görüyor onları. Ölenlerin anasını ve babasını da ciğersiz görüyor; öldüyse öldü, yenisini yaparlar diyor. Bu kadar üç de yetmez beş tane, beş de yetmez on beş tane çocuk yapın demesinin nedeni “ver ver” demek içinmiş. Kürtlere yönelik yürüteceği savaşa asker bulmak için yani. Herhalde yoksula üç beş kuruş fazladan verir, susturur ve bütün çocuklarını savaşıma katarım diyor.
Osmanlı’da gerçekleşmiş bir olay anlatılır. Topraklarını genişletmek isteyen padişah her evden bir genci askere alma yasası çıkarır. Altı çocuğu olan bir adama gidilir ve bir çocuğunu askere göndermesi istenir. Adam gönlü olmasa da çocuğunu askere göndermek zorunda kalır. Savaşın çetin geçtiğini gören padişah birkaç ay sonra benzer bir yasa daha çıkarır. Askerler adamın kapısına dayanarak bir çocuk daha ister. Bu durum böyle böyle beşinci çocuğu da alıp götürene kadar devam eder. Bir daha geri dönmeyen beş çocuğu götüren askerler, altıncı çocuğu almak için adamın kapısına dayandığında, adam büyük bir öfkeyle, ama bir şey de yapamamanın yarattığı duyguyla askerlere şöyle der: gidin o padişaha söyleyin benim şeyime güvenip sağa sola savaş açmasın!
Neden Erdoğan’ın, Başbakanının, bakanının, AKP milletvekilinin ya da AKP döneminde zengin olmuş birinin çocuğu bu sözde vatanı kurtarma savaşında yoktur? Kim, ne bedel ödüyor? Neden sadece gariban halkın çocukları ölüyor? Hani söz konusu vatansa gerisi teferruattı? Hani ya istikbal ya ölümdü? Yoksa ısrarla ve sonuna kadar bedelini öderiz dedikleri vatan sadece yoksulların mıdır? Fakirlerin vatanıysa, o zaman neden devlet imkanlarından Erdoğan ve yandaşları faydalanıyor ve neden gün geçtikçe daha çok zengin oluyor da yoksullar daha da yoksul oluyor?
Zaten bir ülkenin paralı askerlerce kurtarıldığı ve vatan yapıldığı duyulmamıştır. Ancak fetihlerde paralı askerler kullanılır. AKP de şimdi paralı askerliği revaçta hale getirerek Kürdistan'ı fethetmek istiyor. Para karşılığında öl ve Kürtleri öldür! Bu zihniyette olunursa ortaya çıkacak tablo ancak mezarlıkların daha da büyümesi olur.
Bu savaş kaybedilmiştir ve uzatmalar oynanıyor. Toplumu yoksul bırakarak gençleri paralı asker yapıp ölüme gönderme yöntemi bile bu kaybedişi ortaya koyuyor. Evet, her gün onlarca Kürt genci yüzünü dağlara dönüyor, gerillaya katılıyor; özyönetim alanlarını korumak için yaşamını ortaya koyuyor ve neredeyse her gün Kürt gençleri de şehit düşüyor; ama ortada şu gerçeklik var; Kürtler, Kürt gençleri ülkelerinin işgal altında olduğunu biliyor. Halklarının soykırıma uğratılmak istendiğini görüyor, bunun acısını yaşıyor. Var olmadan, özgürlük olmadan, yaşamın kendilerine haram olduğuna söylüyor ve bu inançla canlarını ortaya koyuyorlar. Bunun için direniyorlar, bunun için mücadele ediyorlar.
Bizce bu savaş daha da yaygınlaşır ve kaos derinleşirse, Tayyip’in yapacağı ilk iş malını-mülkünü ve çocuklarını güvenli bir yere göndermek, sonra da kaçmak olacak. Öyle ortada uğruna öleceği bir vatan iddiası da davası da olmadığı o zaman daha iyi görülecek. Bu tür sözleri sadece kendini ayakta tutmak için gariban insanların duygularıyla oynamak ve onları ölüme göndermek için sarf ettiği herkes tarafından daha iyi anlaşılacak.
Rohat Baran