
AKP Hükümetinin “sıfır sorun politikası” çöktüğü, İran’la, Irak’la kavgalı olduğu, Suriye’yle kavgalı olduğu, Mısır’la ilişkilerinin bozulduğu bir süreçte bu görüşme gerçekleşiyor. Suriye’de saldırgan politika izleyip muhaliflere her bakımdan destek vererek çıkmazdan kurtulmak ve Suriye’de etkin olarak Ortadoğu kapısını sonuna kadar açmak istedi. Ancak bu politikası ABD tarafından desteklenmedi. Avrupa ve Rusya da Türkiye’nin Suriye ve Ortadoğu politikasından rahatsız oldu. Türkiye’nin Rojava devrimini bastırma politikası da başarısız kaldı. Öyle ki Türkiye dış politikada çırılçıplak ortada kaldı. Kürt Halk Önderinin başlattığı süreçle biraz rahatlasa da, çözüm yönünde hiçbir adım atmayınca Kürt Özgürlük Hareketi’yle de yüksek gerilim içine girdi. Her ne kadar “Süreç yürüyor” dese de, bizzat AKP politikaları ortada bir süreç bırakmamıştır.
Kürt Halk Önderinin son görüşmede de vurguladığı AKP Hükümetine yönelik ağır eleştirileri de AKP’nin ortada bir süreç bırakmadığının kanıtıdır. Türkiye’de AKP’ye yönelik muhaliflerin de sesini yükselttiği görülüyor. AKP Hükümeti bu ortamda seçime doğru gidiyor. Bu durum AKP için risk oluşturuyor. Bu ortamda Erdoğan Barzani’yi çağırarak rahatlamak istiyor. Çünkü bölgede her bakımdan rahat ilişki kurduğu tek güç KDP kalmıştır. Zaten Güney Kürdistan’dan gelen gelirlerle AKP Hükümeti ekonomik dengeleri sağlayabiliyor. Güney Kürdistan ve KDP ile ilişkileri iyi olmazsa hem siyasi hem de ekonomik bakımdan AKP Hükümeti alabora olur. İşte bu ortamda can simidine sarılır gibi KDP’ye sarılıyor. Bu ziyaretin AKP için anlamı budur.
KDP için de benzer bir durum var. Şu anda en iyi ilişki kurduğu siyasi güç Türkiye’dir. Türkiye PKK korkusundan Kürt sorununun kendisini sıkıştırması nedeniyle KDP’ye dayanarak rahatlamak istiyor. Bu nedenle KDP kendisiyle iyi ilişki içinde olan, hatta muhtaç olan AKP ile ilişki geliştirerek içteki ve dıştaki sıkışıklığını hafifletmek istiyor.
KDP bütün ekonomik, siyasi ve başka olanaklarını kullanarak seçimden birinci parti olarak çıksa da karşısında güçlü bir muhalefet var. Irak merkezi hükümetiyle ilişkileri iyi değil. Dolayısıyla İran’la da ilişkileri soğuk. Rojava’da devrimci güçlere karşı uyguladığı ambargo ve olumsuz tutum nedeniyle Kürtlerin önemli bir kesiminden tepki görüyor. ABD ve İsrail giderek Güney Kürdistan’da başka alternatifler bulma arayışı içindedir. Tüm bunlar KDP’nin konumunu eskiye göre zayıflatmış durumda.
KDP hem içte hem de dışta konumunu güçlendirmek için AKP ile ilişkisini sıkılaştırıyor. AKP’nin sıkışık durumundan yararlanarak pozisyonunu güçlendirmeye çalışıyor. KDP değerlere ve ilkelere dayalı değil de bölge çelişkileri ve dengeleri üzerinde politika yapan bir güç olduğundan bugün şöyle böyle yarın şöyle davranış gösterebilir.
Özcesi KDP bir daha PKK’nin mücadelesi üzerinden PKK karşıtları nezdinde değer görüyor. PKK’nin kendisi için yarattığı siyasi ve diplomatik imkanları kullanıyor. Bu buluşmanın siyasal açıdan en önemli şifresi budur.
Bu görüşme konusunda PKK ile KDP’nin arası açıldı, Türkiye’ye fırsat doğdu değerlendirmeleri de yapılmaktadır. Ulusal Kongrenin de KDP tarafından yaptırılmadığı söylenerek PKK-KDP çatışmasının artacağını dillendirmektedirler. Aslında Türk devletinin ve AKP’nin yardakçılarının asıl özleminin 1995-97 dönemlerinde olduğu gibi KDP-PKK çatışması yaratmak olduğu bir daha görülmüştür. KDP, Rojava’dan rahatsız. Türkiye de rahatsız, bu her iki güç birleşerek Rojava’da PYD’yi boğar diyerek KDP’nin Rojava devrimi karşıtı politikasına umut bağladıkları görülmektedir. Sinekten yağ çıkarır gibi bu görüşmeden AKP’nin seçim zaferini ve Rojava devriminin boğulmasını çıkarmak isteyenler az değil. Aslında özlemlerini ortaya koyuyorlar. Ne diyelim, aç tavuk rüyasında kendisini darı ambarında görürmüş!