29 Mart 2009 yerel seçimlerinde o zamanki adıyla DTP’den Doğubayazıt Belediye Başkanlığına seçildim. Bazîd gibi kültürel ve tarihi değerlere sahip ve haksızlıklara karşı büyük bedeller ödemiş bir kentte görev almış olmak beni çok gururlandırmış, bir o kadar da omuzlarıma ağır bir yük yüklemişti. Kendim Bazîd'li değildim. 2004 yılında buraya gelmiş ve Doğubayazıt Belediyesi’ne ait Ayşenur Zarakolu Kadın Eğitim ve Sağlık Merkezi’nde hekim olarak çalışmış biri olarak bu kenti çok sevmiştim. Evimin balkonundan her sabah gördüğüm Ağrı Dağı'ndan, yani Ararat’tan çok etkilenmiş, tüm zorluklara karşı güç aldığım efsanevi Ararat’tan ve Bazîd’ten ayrılmanın zor olacağını çoğu zaman aklımdan geçirmiştim. İstanbul gibi bir metropolde büyümüş ve eğitim görmüştüm. O zamanlar Bazîd ismi bana çok uzakta, arkadaş sohbetlerinde 'nerelisin' sorusunun ara sıra gelen bir cevabıydı. Bu şehre geleceğim ve belediye başkanı olacağım, hayalini asla kurmadığım bir tesadüftü sadece. Aslında benimki belki de örneğine az rastlanır bir durumdu. Bazîdli ve bir Alevi'ydim. Üstelik Kürtçe'yi de bilmiyordum. Birçok yerde ve siyasette dezavantaj olan bu durum, halkın desteği ve güveniyle benim için asla bir dezavantaj olmadı. Kürt halkının mücadelesi zihindeki birçok sınırı ortadan kaldırarak ufku da, anlayışı da oldukça geliştirdi. Bu anlamda hem siyasetimiz de hem de halkımız nezdinde önemli bir eşik aşılmıştı; Kürt müydüm, Türk müydüm ne önemi vardı? Aslolan haksızlıklara karşı hakikatleri ortaya çıkarmakta taraf olabilmekti. Halkın bu geniş ufku ve erdeminin görev süresi boyunca en büyük destek olduğunu belirtmeliyim.

Seçim bitmiş, ilk kez belediye meclisindeki arkadaşlarla bir araya gelmiş, belediyemizin ve kentin durumunu anlamaya 5 yıllık çalışmalarımızı planlamaya çalışıyorduk. Her ne kadar birbirimizi tanıyor olsak da ortak bir üretimde ilk kez biraraya gelmiş farklı karakterde 20 kişiydik. 7 kadın 13 erkek arkadaş olarak zor da olsa ilk yıl için görev dağılımı yapmış, beş yıllık bir çalışma planı hazırlamıştık. İçimizden bir arkadaş hariç hiçbirimiz belediyecilik ve yerel yönetimlerde deneyim sahibi değildik. Çok zaman geçmeden 14 Nisan operasyonu ile siyasi gündemimiz iyice hareketlenmişti. Yoğun bir tempoyla belediye ve parti arasında çalışmalarımızı yürütmeye başlamıştık. Süreç hızla gelişiyor, gözaltılar, tutuklamalar, siyasi soykırım operasyonları ile bizler çoğu zaman sürecin gerisinde kalabiliyorduk. Bu yoğunluk zaman zaman arkadaşlarımızla çok sert tartışmaları da beraberinde getiriyordu. Hepimizin aynı zamanda bir özel hayatı da mevcuttu. Bir kadın ve bir anne olarak evdeki tüm sorumluluklarımı erteledim. Evim adeta zaman zaman uğrayıp uyuduğum bir mekan oldu. Hem anne hem belediye başkanlığının birlikte olabileceği algısı toplumda gelişmediği için, o dönem henüz bir yaşında olan oğlum Ali Fırat da bu süreçten payına düşeni aldı. Yaşanan sıkıntıların çözümünde otoriter ve masaya yumruğunu vuran bir belediye başkanı beklentisi ile hem siyasetimiz hem de biz kadınların geliştirmek istediği yönetim tarzı arasında zaman zaman sıkışmama da neden oldu.  
Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan inkar ve asimilasyona karşı direnen ve Ehmedê Xanî gibi bir Kürt aydınını yetiştiren kadim kent Bazîd, devletin Kürdistan'ın genelinde uyguladığı politikanın bir sonucu olarak birçok hizmetten mahrum bırakıldı. Son 30-40 yıllık süreçte ise özellikle 90'lı yıllardaki köy boşaltmalar sonucu gelişen zorunlu göçlerle hızla artan şehir nüfusu, işsizlik, çarpık kentleşme ve altyapı gibi sorunları da beraberinde getirdi. Bir yönüyle Bazîd, köy ile kent arasında sıkışan bir konumda seyretti. Bunu savaşın göçlerini alan, yükünü taşıyan Kürdistan'daki tüm kentlerde görmek mümkün.

Kent gerçeğiyle yüzleşme

İlk görev yılında yaz aylarını karşılamamızla birlikte, kentin çıplak gerçekliğiyle karşı karşıya kaldık. Bizi en çok ziyaret eden kadınlar sorunlarını anlattıkça, kentin gerçekliğiyle de yüzleştirdi. Her gün onlarca kadın, belediyeye gelmeye başladı. Kentin çözülmesi gereken, sorumlu olduğumuz çok sayıda konu olsa da, yıllarca görmezden gelinen su sorunu örnek verilebilir. Bizi ziyaret eden tüm kadınların ve diğer ziyaretçilerimizin haklı olarak ilk dile getirdikleri ve çözüm bulunmasını istedikleri, musluklardan akmayan suydu. Sokaktan geçen kime sorsanız, kentin en büyük sorununun -özellikle de kadınlara göre- su sorunu olduğunu size söyleyeceklerdi.
Bu sorunu birkaç gün gibi kısa bir sürede çözebilecek bir güce ve imkana ne yazık ki sahip değildik. Ama nasıl izah edebilirdik? Palyatif çözümlerle giderilebilecek bir sorun değildi. Yapılan incelemeler ve mühendislik hesapları sonucu, şehrin su ile ilgili alt yapısının tamamen yenilenmesi gerektiği anlaşıldı. Ancak kaynaktan musluğa kadar olan tüm yapı yeniden projelendirilip, ekonomik kaynak oluşturularak çözülebilirdi. Bunu kadınlara anlatmaya çalıştığımda zorlanmayla birlikte oldukça da utandım. Herkesin, hepimizin utanması gereken bir durumdu. Arkadaşlarımızla birlikte önümüzdeki süreçte bu işe kesin ve kalıcı çözüm üretmek konusunda kararlıydık ve çalışmalarımızı bu yönde hızlandırdık. Belediyemizin kendi maddi imkan ve olanaklarıyla yürütebilecekleri bir proje değildi. Avrupa Birliği ve Çevre Bakanlığı tarafından yürütülen "Çevre ve Altyapı Projeleri Hibe Programı"na başvurularak, ekonomik kaynağın büyük bir bölümü hibe olarak alınıp, projeye hızla başlandı. Yaklaşık 5 yıldır devam eden proje  tamamlanmak üzere. Yani bir-iki ay gibi çok kısa bir süre sonra tüm evlerden içilebilir sağlıklı bir su akacak. Kentin ve özelde kadınların en temel sorunlarından biri olan su sorunumuz çözüme kavuşturulup, kentin gündeminden çıkmış olacak.
Elbette beş yılın zorlukları kadar, kazandırdığı oldukça şey var. Beş yıl öncesiyle karşılaştırdığımda, görev arkadaşlarımla birlikte ilk günlerden bugüne çok önemli mesafe katederek, tecrübe biriktirdiğimizi görüyorum. Şunu belirtebilirim; doğrusu ilk günler oldukça zor geçti. İlk aylarda birçok kez ağlayarak eve geldiğimi, bu kadar zor bir görevi alırken daha iyi düşünmek gerektiğini defalarca kendime itiraf ettim. Bununla birlikte, halkın güveni bizdeki iddia ve kararlılığı pekiştirirken, tecrübe kadar, güç ve azim de verdi.
Ama tüm zorluklarına, bireysel olarak tüm eksikliklerimize, yetmezliklerimize rağmen bu halka hizmet edebilme fırsatı bulmuş olmak, benim ve arkadaşlarım için önemli bir değer ve onurdur. İyisi ve kötüsü, artısı ve eksisiyle takdiri saygıdeğer Bazîd halkına bırakıyor, ayrıca sokakta, evde, eylemde, hizmette her daim yanımızda olan, bize yoldaşlık eden Bazîd halkına, analarımıza, kadınlara, gençlere teşekkür ediyorum. Tüm halkımıza selam ve saygılarımı gönderiyorum...

* Doğubayazit Belediye Başkanı