
Evet sevgili dayıcığım seni kaybedişimizin onuncu yılı. On koca yıl. Sen gittiğinde sadece üç kuzendik. Senden sonra aramıza beş can daha katıldı. Bunlardan Engin Welat doğduğunda artık özgürlük dağlarındaydın ve o nedenle adın ona verildi. Yani ülkedeki Engin oldu. 2000 yılında geldiğinde adaşınla tanıştın. Sen dağlara gittikten sonra, yokluğunu fırsat bilerek(!) doğan her yeni çocuğa senin adını verdik. Engin veya Erdal oldu her yeni doğan can. Burada olsan buna kesin itiraz ederdin. Bu konuda çok özel bir insandın. Kuzenimiz Mustafa doğduğunda, henüz buradaydın. Büyükler adını Engin koymak istemişlerdi ama sen her zamanki mütevaziliğinle kabul etmemiştin. Kod adını aldığın Mustafa Yöndem arkadaşın adının verilmesini istemiştin.
Seninle en çok zaman geçiren yeğenin olarak ben de, diğer aile üyeleri de, doğan her yeni üyemize seni anlatarak büyüttük. Onlar da seni tanımamış olsalar da, hep sahipleniyor ve seviyorlar. Onlara doğum günlerinde en güzel hediyeler hala senin adına alınıyor. Hiçbir hediye senin hediyen kadar özel olamıyor onlar için. Seni hiç görmeseler de, baktıkları her duvarda senin fotoğrafların, duydukları her sözde senin adın var ve hepsi seni çok iyi tanıyorlar. Mesela küçük Engin seninle sadece adının Engin olması yönüyle değil, dondurmayı çok sevmesi yönüyle de ortak. Henüz konuşmayı öğrenmeden, seninle ilgili söylenen şarkıları açıp dinliyor, parmağıyla da senin resmini işaret ediyordu.
‘Seni tanımak en güzel hediye’
Seni tanıma şansına sahip yeğenlerin için doğal olarak çok ayrı bir yerin var. Onların kafasında sadece duvarda asılı fotoğraflarda gördükleri ve kendilerine anlatılanlardan oluşturdukları bir Engin profilinden daha farklı daha somut bir resim var. Mesela Engin Welat hala seninle yatak kullanımına dayalı yazılı anlaşmasını saklıyor. Sadece senin olmadığın zamanlarda yatağı kullanacağına dair ikinizin imzasını taşıyan bir anlaşma. Senin gelmen, koltukta yatmasına neden olsa da, o severek yapıyordu bunu. Yeter ki çok sevdiği amcası gelsin, o koltukta da yatardı. Tabi diğer yeğenler de ihmal edilmezdi. Yüreğin o kadar sevgi doluydu ki bunu herkese hissettirir, paylaşırdın. Mustafa, Ersel herkes nasiplenirdi bu sevgiden ama ben hep daha fazla nasiplenmiş olmanın gururunu taşırım. En büyük ve ilk yeğen olmam ve sizlerle aynı evde büyümüş olmam benim için en güzel hediyeydi. Ersel, her zaman zekasını senden aldığını ve sana çok benzediğini söylese, Engin ismini almış olmakla övünse de, içten içe hep en çok şeyi ben yaşadım diye düşünür, şakayla karışık anılarımızı yarıştırma da hep ben üstün gelirdim.
‘Seni anlatmak o kadar zor ki’
Bende herşeyi ile iz bırakan tek kişisin. Seni anlatmak o kadar zor ki. Bazen anlatmak istiyorum ama hiçbir kavram seni anlatmaya yetmiyor. O nedenle seninle yaşamış olduğum için kendimi çok şanslı addetsem de, yükümün de ağır olduğunu biliyorum. Seninle geçirdiğim zamanlar hayatımın en güzel zamanlarıydı. Bana karşı olan sevgini çok derin hissederdim. Tüm herkes senin üzerine titrerdi, ama sen benim üzerime titrerdin. Heyecanla okuldan eve geleceğin zamanı beklerdim, senin gelişinde yaşadığım sevinci başka şeyler yaşatmazdı bana. Arada bir seninle ortak muziplik olsun diye hasta numarası yapardık. Sen okula, ben de kreşe gitmezdim. Evde kalır ninemin bize olan düşkünlüğünden yararlanırdık. Gün boyunca en çok sevdiğimiz yemekleri isterdik ondan. Senden sonra da bu gelenek sürdü. Hala her Cuma akşamı senin en sevdiğin yemekler yapılır ve komşulara dağıtılır.
Öğretici yanın çok güçlüydü. İnsanlara güvenerek ve inanarak onlara birşey verilebileceğini genç yaşlarında bilir ve uygulardın. Hiç unutmam üçüncü sınıfta saati öğrenmem lazımdı. Verilen ödevi yapmaya çalışıyor, ama beceremiyordum. Bunun üzerine Ahmet dayım geldi ve anlatmaya çalıştı. İki saat uğraştı, ama anlatma metodu katı olduğu için anlayamadım ve ağlamaya başladım. Bu olayın üstüne sen geldin ve ilk yaptığın bana şefkatle sarılıp, sakinleştirmek oldu. Bundan sonra da bir kez anlattın ve hemen kavradım. Dayımın eğitim metodunu eleştirmeyi de ihmal etmedin tabi.
‘Doğal görünmeyi severdin’
Çok iyi bir futbolcu ve folklorcuydun. Daha çok rahat kıyafetler giyer, doğal görünmeyi severdin. Beni de dışarı götürür, top oynardın. Bana kendi harçlığından aldığın şekerlerin haddi hesabı yoktu. Şarkı söylemeyi sevmesen de, bana şarkılar söylerdin. En büyük travmalarımdan birini kaza geçirdiğin zaman yaşadığımı hatırlıyorum. En sevdiğim varlığım ağır bir kaza geçirmişti ve hastanede yoğun bakımda yaşam savaşı veriyordu. Küçük yüreğimle seni seven tüm yakınlarımız gibi ben de dua ediyordum. Seni normal odaya aldıklarında hepimiz derin bir nefes aldık. Tam bu dönemde doğum günüm vardı. Çok özenle büyütülüyordum ve her istediğim yapılıyordu. Doğum günüm için hiçbir şey istemedim ve senin yanında kutlamak istedim. Annemle senin en sevdiğin pasta olan vişneli Schwarzwald aldık. Doğum günüm için hediye kabul etmedim ve verilen parayı biriktirip, sana getirdim. Tabi ki bu parayı kabul etmedin ve hastaneden çıktıktan sonra birlikte gezip, harcama teklifimi de o harika gülümsemenle ve duygulanarak kabul ettin. Hastaneden çıktığın gün evde bayram havası esti.
‘Yaşamış gerçek kahramansın’
Kendinden önce başkalarını düşündüğün için sevenin çoktu. Güzel yüreğin, yaşamının her anına yansıdığı için kadınlarla da çok güzel bir ilişkin vardı. Sana inanır, güvenirlerdi ve kendilerine yakın hissederlerdi.
Aileyi toplayıp, özgürlük mücadelesine katılacağını açıkladığın zaman henüz küçüktüm. Çok sakince gerekçelerini anlatmıştın ve çok kararlıydın. Henüz hiçbir şeye anlam veremiyordum ama çok üzülmüştüm. Çocukluğumdan itibaren mücadeleyle çok sıkı bir bağ halinde olsam da, gidişini hazmedemiyordum. Ama senin yaşam kararlarını verirken ne kadar keskin ve iradeli olduğunu da biliyor ve tüm aile üyeleri gibi sonsuz saygı duyuyordum.
Evet canım dayıcığım koskoca bir on yıl oldu ama herşeyinle daha dün gibi yanımızdasın. Seni kaybetmemizin acısı çok ağır olsa da, biliyoruz ki sen inandıkları uğruna yola çıkmış ve hayatı uğrunda ölecek kadar sevmiş şehitler ordusunun nadide neferlerinden birisin. Hakkı verilmiş bir yaşamın sahibi olmuş bir kahramansın. En zor zamanlarımda kızım bana senin bize gökyüzünden bakan ve bizi koruyan bir melek olduğunu söylüyor. Çocuklarıma anlattığım tüm masalların kahramanı sensin. Hem de gerçekten var olmuş, yaşamış gerçek bir kahramansın. Her sene olduğu gibi bu sene de senin yanında olacağız. Hasret ve özlem gidereceğiz seninle. Mezarına çok sevdiğin çiçeklerden koyacağız. Tüm sevenlerin orada olacaklar ve bu yaşadığımız sürece vazgeçmeyeceğimiz birşey olacak.
SEYRAN GENÇ