65. Cannes Film Festivali, devam ediyor. Festivalin Kısa Metrajlı Film Seçkisi dalında „Nasnameyek Hêşîn/Mavi Kimlik“ filmi de yer alıyor. Film, 30 yıllık sürgün hayatı yaşayan 66 yaşındaki Güney Kürdistanlı mezar işçisi Abdul’un yine sürgündeki genç bir şairle kesişen yolları ve kimliksizliği anlatıyor.
Almanya’dan festivale katılan filmin yönetmenliğini Mümin Barış yapıyor. Filmde oynayan aynı zamanda senaristliğini yapan Reşit Ballıkaya ile Cannes’da görüştük.
Yaptıkları filmde sürgüne gönderilenlerin yaşadığı çaresizliği ve üçüncü ülkelerde yaşadığı kimliksizliği anlatmak istediklerini belirtti. Sürgünün insanlığın utancı olduğunu vurgulayan Ballıkaya, filmle bu utancı bir nevi belgelemeyi amaçladıklarını dile getirdi. Ballıkaya, şöyle devam ediyor konuşmasına: „Genç şair yazdığı Kürtçe şiirleri defterlere yazarak trenlerde satar. Bunlardan topladığı paralarla da çocukluk sevdası olan güvercinleri ülkesinden getirir. Film ömrünün sonlarındaki Abdul’un müzikle tanışmasını, bu iki insanın her gün tekrarlanan sıradan bir gününü anlatıyor. Film, dünyanın bütün sürgünlerine atfedilmiştir.“


‘Geleceğe dair umudum büyük’

Dar bir zamanda filmi çektiklerinden net bir kadroya da ulaşamadıklarını söyleyen Reşit Ballıkaya, „Bu yüzden 66 yaşındaki Abdul ve kendimin oynadığı bir Kürt şair var. Yönetmenliği Mümin Barış’ın üstlendiği film için yolda çabucak tanıştığımız Cristopf ile birlikte filmi, çabucak karar alıp çektik. Tamamen kendi imkanlarımızla çektik. Ancak değişik bir sinema algısıyla çekilen film, Kürt sinemasına da yansıyacaktır“ dedi. İlk defa böyle bir organizasyona katıldıklarını belirten Ballıkaya, gelecek projeler için sinemacılarla biraraya gelme yollarını aradıklarını dile getirdi.
Ballıkaya, Kürt sinemasının umut verici bir geleceği olduğuna dikkat çekti: „Çok büyük bir potansiyele sahip olduğunu çok net şekilde söyleyebilirim. Çok büyük bir hikaye zenginliği var. Bizim filmimiz ile birlikte Cannes’a iki Kürt filmi de davet edildi. Kürt sineması çocukluk evresinde ancak büyüdüğünde meyvesini verecektir. Geleceğe dair büyük umutlarım var.“ Ballıkaya, son olarak Cannes şehrinde kendilerini yalnız bırakmayan Kürdistanlı ailelere teşekkür etti. 


DOÐAN BOZTAŞ/CANNES




Cannes’da yarışma sürüyor


65. Cannes’da Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülü için 4 bin 300 film arasından seçilen 22 filmin yarışı sürüyor. Sinemanın kalbi olarak basına yansıyan Cannes’ın ünlü binlerce konuğu festivalde boy gösteriyor. Son iki günde Michael Haneke, Hong Sang-soo ve Abbas Kiarostami’nin filmleri en çok ilgi bulan filmler oldu. Resmi yarışma toplam 11 sürüyor. Festival 27 Mayıs günü sona erecek.
Michael Haneke’nin Amour’u (Love) bizlere sorundan sayılabilecek her şeyi unutturdu. Münih doğumlu Avusturyalı, yaşama mekânı olarak kendine Fransa’yı seçen Haneke, bu yıl 70 yaşına bastı. Amour filminde tam da kendi yaş kategorisindeki kuşağın aşkını anlatıyor. Haneke filminde 70 yaşında dünya ve aşka farklı baktığını şöyle anlatıyor bir fransız dergisinde: „30 yaşındaki insanlar doğan aşklardan söz ederler, ben tamamlanan bir aşkı anlatıyorum. Yaşım icabı kendim de bu gerçekle karşı karşıyayım.“ 127 dakikalık filmde 85 yaşındaki aktris Emmanuelle Riva’nın hayatının en büyük ödülünü bu rolüyle alabileceği dillendiriliyor. 
Son 10 yılda dünya sinemasında kendine ekol olarak bir yer yapan Güney Kore’nin en üretken ve verimli sinemacılarından 1960 doğumlu Hong Sang-soo, bu kez 13’üncü uzun metrajlı filmi ‘In Another Country’ (Da-reun na-ra-e-suh) ile yarışıyor. Yönetmen, Koreli erkeklerin yabancı kadınlara bakış açısını işlemeye çalışmış. İzleyenleri eğlendiren filmin ödül alıp alamayacağı ise tartışmalı...
Cannes Film Festivali’nde aşk konulu üç film öne çıkıyor; Ulrich Seidl’ın Cennet Üçlemesi’nin ilk filmi Paradis: Love’dan sonra Michael Haneke’nin Amour’u. Üzerine büyük beklentiler oluşturan Abbas Kiarostami’nin aşk filmi ‘Like Someone in Love’ın ise hayal kırıklığı olduğu belirtiliyor. Festival renkli geceler, gösterimlerle devam ediyor. 


SELMA AKKAYA