Kim nasıl adlandırır ve nasıl anlarsa anlasın, çare arananın yaşanan Türk-Kürt savaşı olduğu artık hiç kimse tarafından gizlenemiyor. Bunun da Türk devlet ulusçuluğunun yarattığı Kürt sorunu olduğu açıkça görülüyor. İmralı’dan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın estirdiği çözüm rüzgarları yıllardır süren arayışa yeni bir çare olma umudu yaratmış bulunuyor.
Bu noktada iktidar partisi AKP, yaşadığı çaresizlik içinde İmralı’dan sunulan çözüm umuduna sarılmak istiyor. Çünkü Ortadoğu’da yaşanan mücadele ve Suriye’de yaşanan çözüm arayışları ortamında yapacağı başka bir şey yok. Görüyorki, olası bir Suriye çözümü, aslında tüm Ortadoğu için yeni bir sistemin yaratılması olacak. Bu da bölge düzeyinde Kürt sorununun çözümünü içerecek. Yani kendi çözmezse uluslararası güçler çözecek!
İktidarda olması AKP’ye bu gerçeği çok net bir biçimde gösteriyor. Başbakan Tayyip Erdoğan, birkaç kez “Sıra bize gelecek” demiş bulunuyor. Ancak bu gerçeği CHP ve MHP’ye bir türlü anlatamıyor. Belki de AKP’nin her şeyi oya tahsis etmeyi öngören üslûbu buna yol açıyor. Burada anlaşılmayan CHP ve MHP’nin tutumu. İttihatçı milliyetçiliği aşamayan bu iki parti, bir türlü gerçeği görmek istemiyor. Belki de onlar da AKP gibi bu konuyu oya tahsis etmek için böyle bir tutum izliyor. Fakat tutumları tıkatıcı. Bu nedenle de kitleler tarafından çözümü engelleyen partiler olarak görülüyorlar.
Bu iki parti AKP’yi zorluyor “Çare bul” diye! AKP ise CHP ve MHP’yi “Çare önerin” diyerek zorlamaya çalışıyor. AKP’nin İmralı’dan geliştirilen çözüm umuduna sarılması kitleler nezdinde olumlu karşılık bulur ve etkinliğini artırırken, CHP ve MHP’nin bildik ırkçı ve faşist söyleme çakılıp kalması ise bazı eski taraftarlarını bile rahatsız ediyor.
CHP ve MHP bu tutumla nereye gidecek? Belki MHP kendi kemikleşmiş tabanını etkileyip tutabilir, ama kendine sosyal demokrat diyen CHP iç ve dış kamuoyu karşısında bu tutumla destek bulamaz. Bunu biraz anlamış olacak ki, CHP Genel Başkanı son günlerde Cumhurbaşkanı üzerinden manevra yapmaya çalışıyor.
Halbuki bu konuda tarih son derece öğretici. Türkiye’yi yönetmek isteyenlerin bu tarih derslerini çok iyi özümsemiş olmaları gerekir. Ortadoğu’daki Kürt varlığı öyle görmezden gelinecek, inkar edilecek, basite alınacak bir husus değildir. Bunu en iyi Anadolu Türklüğünü esas alanların bilmesi gerekir.
Unutmayalım ki, Türklere Anadolu kapıları Kürtlerle ittifak ve Kürt desteği temelinde açılmıştır. Bu gerçeği görmeden ve Kürt aşiretlerinin desteğini almadan Sultan Alparslan Malazgirt savaşını nasıl kazanacaktı? Böyle bir zafer kazanılmadan Türkler Anadolu’ya nasıl girecekti?
Bunun bir başka örneği de Osmanlı devletinin Ortadoğu İmparatorluğu haline gelmesi sürecidir. 16. yüzyılın başında eğer Kürtlerle ittifak yapıp desteklerini almasaydı, Sultan Yavuz Selim nasıl peşpeşe savaşlar kazanıp tüm Ortadoğu’yu ele geçirecekti? Osmanlı’nın imparatorluk haline gelişinde Kürt desteğinin İstanbul’un alınışından daha fazla rol oynadığını söylemek bile hatalı değildir.
Osmanlı’nın yenilip çözülüşü de bu konuda tersinden bir örneği oluşturur. İttihatçı yönetimin devlet ulusçu milliyetçiliğinin nasıl sorunları çözümsüz kılarak Osmanlı İmparatorluğunu çözülüşe götürdüğü ortadadır. Bu sonucu doğuranın tekçi ulus-devlet milliyetçiliği olduğu tartışmasızdır. Böyle bir milliyetçilik altında ulusal sorunları çözemeyen koskoca imparatorluğun kendisi çözülmek durumunda kalmıştır.
Çözülen imparatorluk ortamında eğer Kemalist hareket son bir hamleyle bir şeyler koparabilmişse, bunun da Kürt ittifakı ve desteği ile olduğu tartışmasız bir gerçektir. Geçmiş tarihin derslerini bilmeyenler, hiç olmazsa bugünkü Cumhuriyete nasıl ulaşıldığını iyi bilmek durumundadır. Yoksa Cumhuriyeti nasıl yönetecek, ağır sorunları nasıl çözecektir?
Aslında Cumhuriyet tarihi boyunca yaşanan askeri darbelerin ve partilerin parçalanıp erimesinin temel nedeninin de Kürt sorununun varlığı ve çözüm üretilememesi olduğu açıktır. Adnan Menderes’e, yaşamının sonuna doğru sorulan “Türkiye’nin en önemli sorunu hangisidir?” sorusuna “Kürt sorunu” cevabını verdiği söylenir. CHP, AP, ANAP, DYP, DSP, RP gibi partileri bitiren de Kürt sorununu doğru tanımlayıp çözüm üretememeleridir.
Şimdi AKP, CHP ve MHP arasındaki “Çözüm projen ne?” kavgası, aslında bu tarihsel dersten yoksun olduklarını gösterir. Özellikle CHP ve MHP’nin Kürtlerle ittifak ve Kürt desteğini alma eğilimine bu kadar karşıt olmaları, onların tarih bilincinden yoksunluğunu ifade eder. Kürt sorununu çözmemenin veya çözememenin mevcut Cumhuriyeti çözülüşe götüreceğini görememeleri anlamına gelir.
Halbuki yıllardır süren Kürt inkarı zihniyeti ve politikası, geçmiş partilerin bunda çakılıp kalmaları, bugün ülkemizi sert bir iç savaş ve çözülme noktasına getirmiş bulunmaktadır. AKP’nin son on yıllık oyalayıcı ve dışa bağımlı siyasetleri de çözümsüzlüğü derinleştirerek ülkemizi felaketin eşiğine getirmiştir.
Türkiye’nin bundan sonra yürüyebilmesi ve Ortadoğu’ya öncü olması, mutlak bir biçimde demokratikleşmesiyle bağlıdır. Bunun da Kürt sorununun çözümünden geçtiği tartışmasız bir gerçektir. Kürt sorunu ülkemizin demokratikleşmesinin ve yürüyüşünün anahtarı konumundadır.
Dolayısıyla AKP eğer bu gerçeği görüyor ve çareyi burada arıyorsa, bundan Türkiye’yi seven herkesin memnuniyet duyması gerekir. Engel olmak yurtsever ve demokratların tutumu olamaz. Türkiye Kürt sorununu çözdüğü oranda demokratikleşebilecek ve ilerleyebilecektir. Bunu kendisi yapmazsa, yani Kürt sorununu kendi iradesiyle çözmezse, o zaman başka güçler bu sorunu çözecek ve tabi sonuç çözenlerin menfaatini içerecektir.
Kim yaparsa yapsın, Türkiye’nin demokratikleşmesine Kürt sorununun çözümü temelinde çare aramak tek doğru yaklaşımdır. Bu yaklaşım başarılı olacağı gibi, toplumun büyük çoğunluğundan da destek görecektir.