“Portrene gözlerimi dikiyorum, şarkı devam ediyor ve notalar arasına Rosa Luxembourg’un cezaevi mektuplarından birkaç satır saklanıyor. Teşekkürler Nûdem, bu karanlık sabahta bana Rosa ve öfkesini getirdiğin için.” SELMA AKKAYA/PARİS 
 Mem û Zîn Kültür Sanat Merkezi üyesi Nûdem Durak, 2015 yılında gözaltına alınmış, ardından tutuklanmıştı. Seslendirdiği Kürtçe şarkılar nedeniyle 19 yıl hapis cezasına çarptırılan Durak, Bayburt Cezaevinde tutuluyor. Şilili yazar ve sinemacı Carmen Castillo’nun çağrısıyla “Nûdem’e Özgürlük” kampanyası başlatıldı.  Şili asıllı sinemacı ve yazar Carmen Castillo, 1976 yılından bu yana Fransa’da yaşıyor. Darbeyi ve faşizmi iyi bilen Castillo, Augusto Pinochet’nin 11 Eylül 1073’te gerçekleştirdiği darbenin ardından, eşi ve Şili Devrimci Sol hareketinin lideri Miguel Enriquez, 5 Ekim 1974 günü evlerine yapılan bir askeri operasyonda öldürüldü. Bu ağır saldırıda hamile olan Carmen de yaralandı. Aralarında Régis Debray, Simone Signoret et Angela Davis gibi isimlerin de bulunduğu destekçilerin sürdürdüğü bir uluslararası kampanyanın sonucunda, Carmen 27 Ekim 1974’de Şili’den İngiltere’ye sınırdışı edildi.  
Sanatçının yeri cezaevi değil Kedistan ekibi tarafından başlatılan "Nûdem’e Özgürlük" kampanyasına Castillo da dahil oldu. Kedistan sitesinde (www.kedistan.net) yayınlanan duyuruda şöyle denildi: "Bizler, Nûdem’in destekçileri, sanatçıyla dayanışmak amacıyla bir kampanya başlatıyoruz. Bir sanatçının yeri cezaevi değildir. Tıpkı Türkiye’de siyasi rehin alınan ve cezaevlerini dolduran bütün sanatçı, yazar, gazeteci, hak savunucusu ve aydınlar için olduğu gibi… Kampanya, baskı ve şiddeti şahsen yaşamış bir sanatçı kadının sözleri ile başlıyor. Tüm sanatçı, yazar ve aydınları katılıma davet ediyoruz."   Carmen’den Nûdem’e Nûdem’e destek için bir metin kaleme alan Castillo da şu satırları yazdı: “Nûdem, burada, bahar güneşinin ortamı daha da gerçek dışı kıldığı bir şehirde seni izlerken ve şarkını dinlerken, başka yöreler, dünya, senin halkın gözlerimin önünde beliriyor. Yaşayan ve acı çeken bedenin, sonu görünmeyen bir şimdiki zamanı yok ediyor. Portrene gözlerimi dikiyorum, şarkı devam ediyor ve notalar arasına Rosa Luxembourg’un cezaevi mektuplarından birkaç satır saklanıyor. Teşekkürler Nûdem, bu karanlık sabahta bana Rosa ve öfkesini getirdiğin için… 'İnsan olmak’ diyor Rosa, ‘her şeyin üzerindedir. Ve bu, kararlı, duru, dürüst ve neşeli olmak demektir. Evet, her şeyle ve her şeye karşı neşeli olmak… Çünkü sızlanmak zayıfların işidir. İnsan olmak ise, gerekirse tüm yaşamını kaderin büyük terazisine neşeyle atmak demektir ve aynı zamanda her günün aydınlığından ve her bulutun güzelliğinden sevinç duymak.” ‘Sesin uzakları yok ediyor’ Rosa gibi sen de, yıllardır atıldığın Bayburt Cezaevinde özgür olduğun hissini haykırıyorsun. Ve söz konusu olan, bizim özgürlüğümüz. Hiçbir iktidar, hiçbir duvar, hiçbir gardiyan bu mucizeye engel olamadı: Sesin uzaklıkları yok ediyor. Hassasiyetinin gücü. Şarkının gücü. Şarkı söylüyorsun Nûdem… Kürtçe anlamadığım bir dil ama buna rağmen, bir kaç gündür her şarkıyı bütünsel bir deneyim gibi yaşıyorum. Mesajının içine kayarak giriyorum ve böylece halkının hikayesi bu anımı dolduruyor. Beni ailene bağlıyorsun, arkadaşlarına, manzaralarına, mücadelene. Beni, mahremiyetinde misafir ediyor ve bana düz zamanın ve akışının dışında bir sığınak veriyorsun. Gelecek, şimdiki zaman ve geçmişin, seninkinin ve benimkinin karşılıklı teselli bulabileceği, kışkırtabileceği, birbiriyle şakalaşabileceği bir sığınak. ‘Bir şarkının alıcısı, yokluktur’ diyor, hep yardıma çağırdığım John Berger. Şarkıyı esinlendiren ve onun yollandığı adrestir yokluk. Aynı zamanda (ki ‘aynı zamanda’ terimi burada çok özel bir anlama bürünüyor) şarkının paylaşılma anında, yokluk da paylaşılır ve o andan itibaren şarkı dönüşür; daha az tiz, daha az yalnız, daha az sessiz. Ve şarkı paylaşıldığında, birincil yokluğun bu indirgenişi kolektifçe bir çeşit zafer olarak yaşanır. Kimi zaman tatlı bir zaferdir, çoğu zaman, kaçak, gizli bir zafer.