Yaşlı bir adam sordu; dünyada kaç türlü canlı var? Çocuk: Dünyada 4 türlü canlı var.
Yaşlı Adam: Bana sayar mısın?
Çocuk: Hayvanlar, bitkiler, insanlar ve çocuklar.
Yaşlı Adam, hayır yalnızca 3 türlü canlı vardır, tekrar sayar mısın?
Çocuk: Tamam o zaman; hayvanlar, bitkiler ve çocuklar!
Siz insanlar yaşamın bizlere sunduğu güzelliklerden tat alamadığınız gibi biz çocukları da oynadığınız o iğrenç oyunlar yüzünden, yaşamın eşsiz güzelliklerinden mahrum bırakıyorsunuz. Siz yalnızca güdülerinizle hareket eden yaratıklarsınız, yaşamın bizlere bahşettiği güzelliklere tecavüz ediyorsunuz.
Doyumsuzluğunuzun tecavüzüne uğrayan ben!
Henüz 9 yaşındayım olsa gerek. Evet yaşımı da tam olarak bilmiyorum. Sitemim, yalnızca çizilen sınırlaradır. Duvarın ötesinde bulunan çocuk ve ben aynı değiliz. Ola ki yaşlar sayısal olarak aynıdır ama ben ondan daha olgun yaşıyorum. Onun doğduğu günün dakikası ve saniyesi bellidir. Ben bombaların ne zaman düşeceğinin dakika ve saniyesi ile gerçek yaşımı kaybettim. Çocukluğumu arayacak olursanız eğer, soğuk ve çıplak kolon yığınlarının altında kaldı. Görmezden geldiğiniz, doğrusu görmek istemediğiniz biz çocuklar, zamanın bahçesinde vahşeti yaşıyoruz.
İsmim Ömer. Anne karnındayken kendimi besledim, gerekli hücre ve kemik yapısına sahip olduktan sonra bir süre simülasyonlar ile evremi tamamladım. Simülasyonda, mutlu ve özgür çocuklarla telden tekerlek yaptık ve onun ortasına kamıştan bir odun bağladık. Ve gözlerimizi kapatıp ağız dolusu gülücüklerle sonsuzluğa koştuk.
Büyük bir heyecanla dışarıdaki arkadaşlarıma kavuşmak için annemi ölüm sancılarına maruz bıraktım. Aslında anlamalıydım, sancılar eşliğinde tırmalayıp avuçlarına toparladığı toprakta neden beni dünyaya getirmek istemiyor oluşunu!
Evet, avuçlanmış toprak eşliğinde… Israr ettikçe zorladım ve zorladım, heybeme doldurduğum hayallerle sizin dünya olarak adlandırdığınız mekanda...
Dêrazor’un göbeğinde gözlerimi yeni bir dünyaya açtım. Karşımda sakallı iri yarı kara bir adam duruyor, önce bu yaratığa anlam biçmeye çalıştım daha sonra kollarım ve bacaklarım uzadı ve anlama yaşına kavuşunca onun babam olduğunu anladım. Yani anlayacağınız gözlerimi karanlık bir dünyaya açtım. Cenin halindeyken bana fısıldanan şey, dışarıda yalnızca hayvanlar, bitkiler ve çocukların olduğuydu. Öyle değilmiş! Kendilerini dünyanın merkezinde konumlandıran ve herşeyin onlar etrafında döndüğünü zanneden yaratıklar da varmış, yani insanlar...
Ben de diğer arkadaşım gibi gerçek yaşımı bilmiyorum. Küçücük bir bedene ve el değmemiş duygulara sahipken iri ve sakallı kara adam önce bedenime attığı çengelle el değmemiş evrenime tecavüz etti. Her takva ve tekbir sesinde tecavüz yeteneğini geliştirdi. Bu yetenek sonucu telden tekerlekle oynayamadan elime bedenimden büyük bir silah verildi. Hodri meydan savaş!
Savaş sahnesinde yerimi istemeden aldım. Öldürmeye mecbur bırakıldığım gibi, öldürdüğüm tabiat değerlerinin, kanının içilmesi istendi benden. Hareket halindeyken herşeyin geride kaldığını hissederken tekbir ve takvalar geride kalanlarla tekrar yüzleşmeme neden oluyor.
Evet, ben Ömer! Dêrazorlu Ömer. İnsan öldürmenin verdiği yorgunluk ve vicdan azabıyla gözlerimi karanlığın gölgesinde yükselen dumanlar içinde açtım. Karşımda hazır halde bulunan onlarca fıçı ile doldurulmuş bir patlayıcı araç(!) ve sakallı kara yaratıklar, dik dik bana bakıyorlar.
“Bu araba senin. Tekbir sesiyle kendini feda etmen gerekiyor, merak etme, cennette bize ayrılan yerde buluşacağız” dediler.
Ellerimle donakalmış tenime dokundum. Evet, hâlâ çocuk olduğumun farkına vardım. Hiç değilse yaşıtlarımla bir günlüğüne telden yaptığımız tekerlekle oynayabilirdim... Oynayamadan bana biçilen ölüm zikzaklarından geçmek yetmemiş gibi kendini bilmemişler, boyumdan büyük kumaşlar biçtiler bana. Artık sizin ölüm olarak tanımladığınız kavramda büzülmüş bedenimle yerimi alma zamanı geldi. Kara sakallı iki yaratık kolumdan tutup beni patlayıcı aracı kullanmam için direksiyonun başına oturttular ve gözlerimin içine bakarak; “Cennette görüşmek dileğiyle” dediler. Yaratıklar esasta var olan cennetin kıymetini bilmeyip cennette cehennemi yaratılar. Ben onların cennetini istemiyorum, benim esas mekanım annemin karnındaki ilk vaziyet halidir.
Evet gözlerimi kapattım, derin bir nefes aldım, karanlığa mahkum oldum. Ben Ömer! Hala asıl yaşını bilmeyen bir çocuk!. Çocuk duygularımla öldürme esası üzerine yola çıkıyorum. Hedef gösterilen insanlara doğru Dêrazor sokaklarında tonlarca patlayıcı ile birlikte ilerlemeye başladım. Harabeye dönmüş bir şehirde ilerledikçe bana düşman olarak dayatılan insanları öldürmek için ilerliyorum.
Telden yaptığım tekerlek, sürdüğüm aracın önüne çıktı birden. Frene zar zor yetişen bacaklarımla ani bir manevra yaptım. Çocukluğumu besleyen hayalim, ezilme tehlikesinden kurtuldu. Onu almak için “yaratıkların” oyuncağından indim ve telden tekerleğimi harabeye dönmüş sokak ortasından almak için eğildim. Tuttuğumu sandığım tekerlek, Nagazaki ve Hiroşima’dan, Dêrazor’a dek varlığını sürdüren doyumsuzluğun sembolü olan bir bomba parçası çıktı! Birden irkildim ve kendime gelmek için önce sarsıp sonra titredim. Cihazdan gelen sesle tekrar yola çıktım ve bana hedef olarak gösterilen yere yaklaştıkça tikleyen kalbim bana dur dercesine mesajlar gönderdi.
İntihar aracını farkettiler ve ateş açmaya başladılar, fakat aracın ilerlemesini sağlayan bir yaratık değil de bir çocuk olduğunu bilmiyorlar. Bilseler, telden tekerlekle oynamama izin vereceklerdi. Cihazdan, aracı ve kendimi patlatmam için emirler ard arda yağdırıldı. Çocukluğumun getirdiği gücün hecelenişiyle kara sakallı yaratıklara yenile yenile hayallerime abandım. Abandıkça cihazdan gelen sese lanet okudum ve birden arabayı durdurdum. Hedefte bulunan çocuklarda kendini görenlerin hayal hırsızı olmadıklarını umut ederek teslim olmak için arabanın kapısını açtım ve kocaman yüreğimle sağır ve dilsiz yaratıklara hayallerim ile kuşandığım sevdamla meydan okudum.
Sızılı bir gözyaşı ile uğurlandım ve yarınlara hayallerimin sessiz çığlıklarının yankısını bıraktım. Biz çocuklar yaşamımızı kimseye emanet etmedik, kendi emanetimize sahip çıkarken onu çaldılar bizden. Yargıcım bir çocuk olmalı. Olmalı ki bitip giden umutlar tekrar yeşerebilsin.
Dünyada sadece üç türlü canlı vardır: Hayvanlar, bitkiler ve çocuklar!