
Özel savaş politikaları ve psikolojik harekatlar öne çıkıyor. Bu da her türlü kirli işe imkan veriyor. Bu açıdan Kürt sorunuyla ilgili her şey en temel gündemdir. Bu nedenle şu andaki çatışmasızlık durumu Türkiye açısından birincil konudur. Ancak bu, Türkiye’nin diğer sorunlarının önemsiz olduğu anlamına gelmemelidir.
AKP Hükümeti çatışmasızlık ortamında her şeyin üstünü örtmeye çalışıyor. Şu anda bir çözüm süreci yoktur; tek taraflı bir çözüm iradesi vardır. AKP Hükümeti bu iradeye karşılık vermediği için bu çözüm iradesi iki taraflı hale gelmemiştir. AKP Hükümeti sadece çatışmasızlık ortamını korumaya çalışıyor. AKP’nin bu çatışmasızlığı korumaktan başka bir kaygısı da, planı da yok. Ancak bunun da uzun sürmeyeceği açık. Kürt Halk Önderinin belirttiği gibi bu süreç seçimlere feda ediliyor ve ciddi sıkıntılar yaratacak bir politika izleniyor. AKP şark kurnazlığıyla bu işi kotaracağını sanıyor. Herkes de bilmelidir ki Kürtler ve demokrasi güçleri için esas olan Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşmedir. Bunun olmadığı yerde Kürtler de demokrasi güçleri de diğer şeyleri çok önemsemezler.
Öte yandan çatışmasızlık süreci AKP kirli işlerinin üstünü örtsün diye sağlanmamıştır. AKP şimdi çatışmasızlık var diyerek yolsuzluğunun da demokratik olmayan uygulamalarının da üstünü örtemeye çalışıyor. Hatta HSYK yasa değişikliğinde olduğu gibi otoriter bir düzen kurma fırsatı olarak değerlendirmek istiyor. İşte çarpıklık buradadır. Yanlışlık buradadır. Demokratik zihniyette olmayanların hegemonik iktidar arayışı sürecek, ama Kürt sorunu çözülecek! Bunun olması mümkün değildir. AKP gelinen aşamada tehlikeli bir politika izliyor. Paralel devleti kendi otoriter hegemonik iktidarını güçlendirme aracı olarak kullanıyor. ABD’nin El Kaide gibi örgütleri Ortadoğu’ya müdahale etme gerekçesi yapması gibi!
Çatışmasızlık var diye Kürtler AKP’nin 12 yıldır yaptığı zulmü unutamaz. 12 yıldır Kürtlere karşı tam bir kirli savaş yürütüldü. Yüzlerce sivil, binlerce gerilla yaşamını yitirdi. Tarihin en yoğun tutuklamaları AKP döneminde oldu. Paris’te olduğu gibi en çirkin cinayetler AKP Hükümeti zamanında gerçekleşti. Kürt Özgürlük Hareketi’ni boğmak için en fazla dış güç desteği AKP zamanında alındı. Kürt Halk Önderine en büyük hakaretler AKP döneminde yapıldı. AKP’nin Kürt halkına yaptığı zulüm unutulacak gibi değildir. Bunu Kürt halkı çok iyi bilmektedir. Sadece Kürtlere değil, tüm demokrasi güçlerine de çok çektirdiler. Yine 12 yıl boyunca Aleviler üzerinde de her türlü oyun oynanmıştır. Alevilere asimilasyon ve kültürel soykırımın en fazla dayatıldığı dönem AKP Hükümeti zamanı olmuştur.
Tüm bu baskılar çatışmasızlık var diye unutulamaz. Çatışmasızlık tüm bu baskıları yapan hükümete çözüm için bir şans tanımak için sağlanmıştır. Bu baskıları bıraksın, demokratik adımları atsın diye sağlanmıştır. AKP Hükümetinin bunu unutup çatışmasızlığı yeni baskılar yapmak, yolsuzlukları örtmek için kullanması daha ağır bir suç işlemek olur. Çatışmasızlığa en kötü yaklaşım bu olur. Bu da kabul edilemez. Bu çatışmasızlık hegemon zihniyet bırakılsın diye yapılmıştır. AKP Hükümeti bunun tam tersini yapıp hegemonya peşinde koşarak ağır bedeller ödeyeceği bir durumun yolunu döşemektedir.
Kürt Halk Önderi, Kürt Özgürlük Hareketi baskılar arttırılıp yolsuzluğun üstü örtsün diye değil, baskıcı zihniyeti, yolsuzlukları bırakması için çatışmasızlık sağlayıp AKP Hükümetine şans tanımıştır. Yoksa paralel devlet yerine Türkiye’nin tek hakimi AKP olsun diye bu şans tanınmamıştır. Kürt Halk Önderinin tek amacı vardır, o da Türkiye’yi hegemon zihniyetten kurtarmaktır. Hegemon zihniyet bırakılırsa Kürt sorunu da çözülür, Türkiye’ye demokrasi de gelir. Ne var ki AKP Hükümeti hegemonik zihniyeti bırakmıyor. Demokrasi mücadelesi değil, hegemonik iktidar mücadelesi veriyor.
Fethullahçılar ve kurmak istedikleri paralel devlet tabii ki kirli ve tehlikelidir. Ancak bu paralel devlet 17 Aralık öncesi de tehlikeli ve kirliydi. AKP Hükümeti tüm kirli işleri Fethullahçılarla birlikte yaptı. Fethullahçılar tutuklamaları ve yargılamaları tek başına mı yapmıştır? Bunların tümü hükümetin iradesi ve kararıyla yapılmıştır. AKP Hükümetinin politikaları sonucu polis ve yargı o uygulamaları yapmıştır.
Dolayısıyla Fethullahçıların kendi başına yaptıkları biçimindeki bir yaklaşım doğru değildir. kuşkusuz bu politikaların en ateşli savunucuları Fethullahçılar olmuştur. Ancak Fethullahçıların bu tutum ve uygulamalarını dillendirerek AKP’nin kendi politikalarını ve kirli işlerini unutturması en tehlikeli yaklaşım olur. Bu da on yıllarca sürecek yeni bir baskı ve zulüm politikalarına yol açar. Bu nedenle AKP’nin kendi gerçeğini örtme kurnazlığına fırsat verilmemelidir. Her fırsatta AKP Hükümetinin bu gerçeği ortaya konulmalıdır.