
Almanya’da algı operasyonu
CDU Milletvekili Oğuzhan Yazıcı’nın Bremen Parlamentosu’na sunduğu önerge ile kriminalize etmeye çalıştığı Bremen DTK’nin Eşbaşkanı Sait Bilgin: “CDU gibi bir partinin provokasyonlara alet olması, bizi gerçekten kaygılandırıyor. Alman hükümeti hiç vakit kaybetmeden bu tür provokasyonlara karşı tedbir almalı. Paris Katliamı’nın daha farklı biçimini yaşamak istemiyoruz. “
AKP yönetimindeki Türk devleti, Kürdistan’da işlediği savaş suçlarını büyük oranda deşifre eden Avrupa’daki Kürdistani kurumları da hedef alıyor. Avrupa’da Diyanet’e bağlı DİTİP, Köln merkezli Avrupa Türk Demokratlar Birliği (UETD), Avrupa Yeni Türk Komitesi (AYTK) gibi kuruluşlar, değişik provokasyonlarla Kürtleri kriminalize etmenin peşinde. Mart ayında Kürtlerin Brüksel’de açtığı çadırın yakılması, 10 Nisan’da Almanya’nın çok sayıda kentinde ‘terörü kınama’ adı altında gerçekleştirilmek istenen ancak başarısız kalan provokatif amaçlı yürüyüşler, AKP’nin Avrupa’daki provokasyon çabalarına örnekler.
NAV-DEM eski Eşbaşkanı Yüksel Koç’un Mayıs’ın son günlerinde gazetemize yaptığı “Türk devleti, bir grup çeteyi Kürt siyasetçilerine suikast için Almanya’ya gönderdi” açıklamasının olduğu günlerde ise Bremen Eyalet Parlamentosu CDU Milletvekili Oğuzhan Yazıcı, Bremen Senatosu’na, NAV-DEM ve Bremen DKTM’yi kriminalize eden bir soru önergesi vermişti. Yazıcı soru önergesinde NAV-DEM’i, PKK’nin bir kurumu olarak niteliyor, Kürtlerin Suriye ve Irak’taki toplumsal çelişki ve çatışmaları Almanya’ya da getirerek burada, Alman toplumunun güvenliğini bozduğunu ileri sürüyordu. Derneklerdeki şehit anmaları, toplantıları, yasal yürüyüş ve mitingleri ise suçmuş gibi gösteriyordu.
Bilgin ithamlara yanıt verdi
Yazıcı’nın hedef gösterdiği Bremen DTK’nin Eşbaşkanı Sait Bilgin, soru önergesi, AKP’ye bağlı çetelerin Almanya’daki örgütlenmesi ve provokasyonlarını gazetemize değerlendirdi.
Öncelikle Oğuzhan Yazıcı’nın verdiği soru önergesi hakkında yorumunuzu almak istiyorum?
Paris Katliamı sonrasında ortaya çıkan bir çok belgede, MİT’in benzer provokasyonları organizeli bir biçimde geliştireceğine yönelik işaretler vardı. Bizim asıl kaygımız bunun yerellerde de olsa parlamentolara kadar yansımasıdır. Bir eyalet parlamentosunda yerel bir parlamenterlerin böyle bir provokasyona alet olması ve en önemlisi CDU gibi bir partinin bu ve benzeri provokasyonlara alet olması, bizi gerçekten düşündürüyor ve kaygılandırıyor. Bu anlamda Alman devleti ve hükümetinden buna yönelik acil bir tedbirler almasını talep ediyoruz. Bir Kürt ve bir Kürt kurumuna yönelim olması, Almanya’yı ilgilendiriyor. Bizim çağrımız Alman devleti ve hükümetinedir. Hiç vakit kaybedilmeden bu tür provokasyonlara karşı tedbir almalıdır. Biz Paris Katliamı’nın daha farklı biçimini yaşamak istemiyoruz. Kaldı ki, soru önergesinde yer aldığı gibi Kürtler, Almanya’da güvenliği bozacak bir girişimleri söz konusu değildir. Eğer olmuş olsaydı bu Şengal, Kobanê, Rojava saldırlarının yoğun yaşandığı süreçte olurdu. Sur yıkıldığı zaman, Amed yıkıldığı zaman, sivil katliamların olduğu bu ciddi durumlarda olurdu. Soru önergesinin verilmesi, bize karşı bir hazırlık olduğunu bazı yönelimlerin olabileceğini düşündürüyor. Bu konuda bizim kaygılarımız var.
CDU aynı zamanda federal hükümette olan bir parti. Almanya’da istihbarat ve benzeri güvenlik kurumları hükümetin denetiminde. CDU’nun yerel bir parlamenterinin böylesi bir öneri vermesinin anlamı nedir?
Bremen’de 10 binin üzerinde Kürt, 30 ila 40 bin civarında Türkiyeli göçmen yaşıyor. Bunların barış ve huzur içinde, güvenli bir biçimde Almanya kamuoyuna herhangi bir rahatsızlık vermeden ortak ve çok kültürlü yaşamı birlikte inşa etmesi gerekiyor. Biz kendi cephemizden buna katkı sunuyoruz.
Kürtlerin burada, bu toplumla beraber onun geleceğini de düşünerek bir yaşam oluşturmaları gerektiğini düşünüyoruz.
Almanya’nın kamu güvenliğini bozmayı hiçbir zaman düşünmediğimiz gibi, bu tür girişimlere de kesinlikle karşıyız. Alman kamuoyu ve istihbaratı da bizim yaklaşımlarımız konusunda yeterli bilgiye sahip. Son yıllarda bizim burada yaptığımız çalışmalarda ne kadar hassas olduğumuz biliniyor. Ancak provokasyonların önüne geçilmesi gerekiyor. Bu konuda en büyük sorumluluk parlementerlerin ve parlamentonun üzerine düşüyor. Halkları provoke edecek, insanları birbirine karşı ön yargılı hale getirecek, onları bir birine karşı kamplaştıracak, düşman edici, ötekileştirici yaklaşımların gelişmemesi gerekiyor. Eğer provokasyona yapılıyorsa bunun sorumluğu bize değil, provokasyon yapanlara aittir. Örneğin bir yıl önce bir seçim kampanyası süreci vardı. Bizim üyelerimizden de seçmen olan çok kişi var. Birçok parlamenter kurumumuzu ziyaret etmiş bizden oy istemiştir. Bizlere hitap etmiştir. Bugüne kadar bir CDU milletvekillerini bu halkın içinde görmedik. Bizim kapılarımız herkese açıktır, buyursunlar kendileri gelsin. Kurumlarımızı ziyaret edip, halkımızın ihtiyaçlarının neler olduğunu kendi gözleriyle görsünler. Yoksa gözlerini tamamen kapatarak başkalarının istemleri doğrultusunda bu halka hakaret etmek, bu halkı dıştalamak, incitmek, bu halkı potansiyel suçlu göstermek olmaz. Soru önergesinde aşağılayıcı bir dil kullanılmış. Biz bunu kabul etmiyoruz.
Yazıcı’nın soru önergesinde NAV-DEM’in yanı sıra sizin de başında olduğunuz Bremen Demokratik Kürt Toplum Merkezi’nin illegal ilişkileri olduğunu ileri sürüyor. Hangi kurumlarla ilişkide olduğunuz soruyor. Hangi kurumlarla ilişki halindesiniz?
Biz CDU ile de görüşüyoruz. Diğer tüm partilerle de görüşüyoruz. Bu konuda herhangi bir kurum seçiciliğimiz yok yok tüm kurumlara aynı mesafedeyiz. Herhangi bir ayırım söz konusu değil. Eğer ki biz insanlar ve kurumlar arasında ayırıma gidersek bizim faşistlerden bir farkımız kalmaz biz de onlara benzemiş oluruz. Biz hiçbir ayrım yapmıyoruz. Dolayısıyla bu soru önergesini veren her iki parlementerle bağlı bulunduğu partilerinin diğer üyelerini buraya davet ediyoruz, gelsinler konuşalım. Bizim bir sıkıntımız yok. Biz kamplaşmadan kesinlikle yana değiliz. Yaptıkları tam da halkımızı ötekileştirmektir. Bizim Almanya tamamında ve Bremen eyaletindeki tüm kurumlarımız ve çalışmalarımız yasaldır. Üst kurumumuz defalarca federal parlamento, bakanlıklar düzeyinde görüşmeler yapıyor. Aynı biçimde biz de eyalet düzeyinde parlamento üyeleri, parlamento ve belediye başkanı ile bakanlarla kamuoyuna açık bir şekilde görüşmelerde bulunuyoruz. Biz burada siyasal çalışmalar yürütüyor entegrasyon çalışmalarına katkı sunmaya çalışıyoruz. Bizlerin ve kurumumuz adresi belli. Polis hepimizi tanıyor. Bu tür şeyleri dile getirmek sadece artniyetli yaklaşımdır. Biz, Alman toplumunun bir parçasıyız, bu toplumla birlikte yaşıyoruz.
Kurumlar ya da Bremen Eyalet Parlamentosu nezdinde girişimleriniz olacak mı?
Elbetteki biz hukuksal boyutuyla da müzakere boyutuyla da sorunlarımızı gerekli her yerde dile getirmeye çalışacağız. Demokratik haklarımızı sonuna kadar kullanacağız çünkü biz niyet ne olursa olsun, amaç ne olursa olsun Kürt halkının kullanmasına izin vermeyeceğiz. Bu tür girişimleri boşa çıkartacağız. Biz Kürtlerin provoke edilerek şiddete yönlendirilmesine müsade etmeyeceğiz. Niyetlerini kursaklarında bırakacağız.
Erdoğan’a bağlı Avrupa’da çok sayıda kurumun olduğu biliniyor. Hem Paris Katliamı gibi yeni provokasyonları önlemek için Almanya gerekli tedbirleri almış mı?
Erdoğan’ın hiçbir konuşması yok ki, birilerini hedef göstermesin. Bütün dünyadaki Türklere çağrı yapıyor. Halkımızı hedef gösteriyor. Gerekli tedbirlerin Alman devletince alınmasını talep ediyoruz. Bizim şahsi kaygımız yok ama halkların birbirine düşürülmesine dair kaygımız var. Biz bu yaklaşıma izin vermeyeceğiz. Yapacağımız çalışmalarda hem halkımızı, hem de diğer halkları bilgilendireceğiz. Paris Katliamı’nın bugüne kadar aydınlatılmamasının aslında bir ayağının Almanya’da olmasından kaynaklandığını söylemek mümkün. Beklentimiz Alman devleti tarafından sorunun aydınlatılması yönünde bir girişimde bulunmasıdır.
Alman istihbarat kurumları, Almanya’da Kürtlerin şiddet olaylarına karışmadığı yönünde rapor veriyor. Bir yerel parlamenterin ise böylesi bir soru önergesi vermesi çelişki değil mi?
Tabii CDU grubunun bunda ne kadar ortaklaştığını bilemiyoruz.
Ama bu öneri ile birlikte bir algı operasyonu yaratılmak isteniyor. Soru önergesi ile tamamen demokratik çalışmalar yürüten, Kürtlerin taleplerine cevap veren kurum ve şahsiyetlerin hedef alındığı, kriminalize edildiği nettir. Bir algı operasyonu bu şekilde yapılmak isteniyor. Bu, Erdoğan’ın Türkiye’yi hukuksuzca yönetiminin bir parçasıdır. İlkin bir algı operasyonu ardından da asıl hedefini uygulamak. Bu açıdan bu önerge aynı fabrikanın ürünüdür.
NAV-DEM’in eski Eşbaşkanı Yüksel Koç, Türk devletinin, Kürt siyasetçilere suikast düzenlemesi için çeteleri Almanya’ya gönderdiklerine dair ellerinde bilgi olduğunu basınla paylaştı. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Sayın Koç’un açıklamasında gerekli olan bütün hususlar vardı. Bu konuyu fazla dillendirmek istemiyoruz. Çocuklar da dahil yüzlerce sivilin, Türk devleti eliyle katledilmesini, HDP’li vekillerin dokunulmazlıkların kaldırılması gibi suçlar ortadayken, Alman hükümetinin Türkiye cumhurbaşkanı ile girdiği ilişkilerle beraber bu son yaşanan olay biz de ciddi kaygıya sebep oldu. Çünkü bu ilişkiler artık çıkar ilişkilerini aşan farklı ilişkilerinde olduğunu gösteriyor. Bu açıdan gerçekten bizim kamuoyumuz, üyelerimiz rahatsızdır. Biz Almanya’nın, Türkiye’yi destekleyen bu tutumundan vazgeçmesini istiyoruz. Kürtleri pazarlık konusu yapmamalıdır. Biz diyalog ve müzakereden yanayız. Başka bir halkın temel haklarının devlet çıkarlarına kurban etmelerini kabul edemeyiz.
AZİZ ÇİFTÇİ/BREMEN