
Kirmanckî’de (Dimilkî) ‘Kapı’ anlamına gelen Çêber’in kendileri için her anlamıyla çok önemli bir imge olduğunu vurgulayan sanatçılar yeni albümlerini, ”Varto’dan, Dersim’e, Horasan’a uzanan sır kapılarını; Pir Sultan Abdal’ın isyanında, Gomidas’ın hüznünden sazıyla kazınmış yapayalnız âşıkların emanet bıraktığı kapıları aralamak istedik” sözleriyle anlatıyorlar.
Miraz Trio üyesi sanatçı Burcu Yankın gazetemizin sorularını yanıtladı.
“Miraz Trio” nasıl bir araya geldi? Nasıl oluştu? Kısaca hikayenizi paylaşır mısınız?
Miraz Trio olarak iki yıl önce bir araya geldik aslında. Fırat ve Fuat kardeşler zaten, uzun yıllardır birlikte müzik yapıyorlardı. Benim yolum önce Fırat’la kesişti. Erbane ikimizi bir araya getirdi diyebilirim. Bir erbane ekibi de kurduk sonrasında, bir yıl kadar süren bir projeydi bu. Erkan Oğur, Telvin, Birsen Tezer, Akın Eldes, Sinan Çelik, Delîl Dîlanar gibi sanatçı ve gruplarla sahne çalışmalarımız oldu. Proje bittikten sonra da yolumuza devam etmek istedik; Fuat, Fırat ve ben, adımıza Miraz Trio dedik ve bir albüm çalışması olan Çêber ile bu yolculuğun ilk ve büyük adımını atmış olduk.
Albümünüzün adı “Çêber”. Neden ‘Çêber’? ‘Çêber’ hangi his ve fikirlerin ürünüdür?
Albümün açılış şarkısı “Sır” adlı bir beste çalışmasıydı. Bestenin girişinde bir Alevi ritüelini baz alan, Xızır’ın gelişini imleyen bir sahne kurgulamaya çalıştık. Dersim, Varto gibi bölgelerde Cemlere, bu tür ritüellere katılan ve zaman zaman kendinden geçerek bir vecd halinde ibadet eden “Budela”ların okudukları dualardan hareketle, giriş episodunu “Çêberî akerê! (Kapıyı Açın!)” diyerek noktaladık. Kapı her anlamıyla çok önemli bir imgeydi bizim için. Gönlün kapıları vardı, inancın kapıları vardı, aklın ve bilincin kapıları vardı… Albümümüz bu kapılar arasında bir yolculuk, sıkı sıkıya kapatılmış kapıları çalma ve aralama girişimidir aslında.
Çêber’in giriş yazısında da belirttiğimiz gibi… kadim Varto’dan, Dersim’e, Horasan’a uzanan sır kapılarını; Pir Sultan Abdal’ın isyanında, Gomidas’ın hüznünde, Sey Qaji’nin baharında, Vartolu Xıdır’ın aşkında gizli kalmış kapıları; Botan’ın sarı harmanından, Nazan’ın yeşil vadilerine, Hazar’ın mavisine uzanan kapıları; sureti, bir mezar taşına sazıyla kazınmış yapayalnız âşıkların emanet bıraktığı kapıları aralamak istedik.
Albümde coğrafyası farklı Alevilik/Kızılbaşlık kültürel kodlarının varlığından söz edebilir miyiz?
Albümün çıkış noktası Fırat ve Fuat’ın kültürel birikimleriyle de ilişkili olarak Varto oldu. Alevi inancının çok güçlü olduğu bu bölgede budelaların, pirlerin Alevilik öğretisini yaydıkları halen bilinmektedir. Asparê Şebeş, Goşkar Baba gibi kutsal kişilikler ve ziyaretlerin buradaki kültürel-müzikal yapı üzerinde büyük etkisi var. Biz de albümde bu etkiyi hissettirmek istedik. “Ziyar u Diyari” ve “Sır” bu duygularla ve niyetlerle yer aldı albümde. Varto’dan yola çıktık ama, bir yanımız Dersim’e uzandı.
Dersim’in en önemli âşıklarından Sey Qaji’den iki şiire bestelerimizde yer verdik. Bir yanımız İran’a, Horasan’a uzandı. Horasan ve Dersim-Varto gibi bölgeler arasında çok derin kültürel ve inançsal bağlar ve hatta soy bağları var. Deyişlerimizin düzenlemesinde Ehl-i Haklar için de kutsal kabul edilen tembûr ve defi ön plana çıkardık. Fuat Alkış’ın enstrümantal bestesi “Şehr-i Yâr” ve Soranice bir şarkı olan “Aman Hey Aman”ın albümde yer alması yine bu yakınlığın bir göstergesi. Tabii Alevilik demişken, Anadolu Aleviliğinin en önemli şairlerinden Pir Sultan Abdal’ı anmamak olmaz. “Her Ağacın Kurdu Özünden Olur” onun sevdiğimiz deyişlerinden biriydi. Kendi düzenlememizle yeniden ele aldık ve icra ettik albümde.
Albümde besteleri sizlere ait eserler var. Besteleriniz esin kaynağını nereden alıyor, nereden besleniyor?
Bestelerimizin her biri farklı imgeleri ifade etmekte, ama bir yandan da yüzyıllardan bugüne aktarılan mayayı yakalama ve bir biçimde bunu ifade etme derdini taşıyoruz. Anadolu ve Mezopotamya’nın zengin kültürel değerleri, mitolojisi, gelenekleri, inanç, itikat ve ritüelleri, yaşanılagelmiş anekdotlar bizlere esin kaynağı oluyor. Örneğin Fırat ve Fuat çocukluklarından itibaren dengbêjleri, budelaları, gevendeleri görmüşler. Xızır oruçları, miyazlar, ziyaretler imge dünyalarına derin izler bırakmış. Doğal olarak ürettikleri bestelerde de bu imgeleri görüyorsunuz. Bir yandan da bu değerler kuşaktan kuşağa taşınmış oluyor. Böyle de bir güzelliği var tabii üretmenin..
Önümüzdeki süreçte çalışmalarınız, projelerinizden bahseder misiniz?
Şimdi sahne performansı üzerine çalışıyoruz. Albümü, trioyu biraz daha genişletip bir ensemble olarak sahneye taşımak istiyoruz. Tabii repertuarımızı da genişletiyoruz. Sonrasında zaten konserler aracılığıyla yeni kapıları çalmak, şarkılarımızı, sözümüzü ulaştırmak için çalışacağız. Albüm dışında Miraz erbane-def atölyelerimiz var. İstanbul’un farklı yerlerinde dersler veriyoruz, öğrencilerimiz var. Yakın zamanda bir de tembûr atölyesi hazırladık, ‘Meşk-i Tembûr’ adıyla.
SUNA ALAN / LONDRA