Bu gazetenin sayfalarında yazmaya başladığımdan beri ağzımdan bir tek iyi laf çıkmadığını, ara ara parlayan umutlarımın (Reza’nın tutuklanmasıyla birlikte hıyar gibi Amerika’dan medet umma durumlarına düştüğümüzü saymazsam) aynı hızda söndüğünün farkındayım. İş bu yazı da bu minvalde olacak maalesef. Benden yaşça büyük olanlara durup durup aynı soruyu soruyorum; 12 Eylül faşizmi de bu günlere benziyor muydu? Herkes ağız birliği etmişçesine hep aynı cevabı veriyor: Bu kadarını hiç görmedik!
Hal böyle olunca iliğimize kadar işlemiş olan faşizmin baskı gücü insanı elden ayaktan kesiyor. Yüreğim ağzımda izlediğim Diyarbakır’daki Newroz görüntüleri hariç nicedir yüzümü güldüren hiçbir şey yok! Tecavüz, tehdit, şiddet, tutuklanma ya da tutuklanma tehlikesi olmadan bir günümüz dahi geçmiyor.
Üzerinde çok fazla kalem oynatıldı ama misal Ensar Vakfı’nda ortaya çıkan tecavüz vakası bir kez daha ortadan nasıl da çat diye yarıldığımızı ayan beyan gösterdi. Üstelik taraflardan biri “lanet olsun” derken diğer cenah “bir kereden bir şey olmaz” diyebiliyor. Toplumsal yarılma bu boyutlara kadar geldiyse iflah olmayız bir daha diyeceğim ama Pozantı Cezaevi’nde olanları bile yutan bu milletten daha ne bekliyorum ki, değil mi? Orada taciz ve tecavüze uğrayan çocuklar “taş atan çocuklar”dı çünkü. Görevliler hakkında takipsizlik kararı verilirken, şikayetçi olan mağdur dört çocuk için müebbet hapisle yargılama başlatıldı. Davanın akıbetini bilen beri gelsin!. Kürtleri sonunda kardeşlikten bile men eden muktedirler, Türkleri de kendi aralarında tecavüzcüler ve diğerleri diye ayırmayı başardı!
Bu yazıya oturmadan önce Kur’an’a baktım… İslamo-faşizmin bu kadar yaygınlaşmasında destek aldıkları ya da yanlış yorumladıkları ipuçları bulabilir miyim, çocuklarla ilgili ne gibi ayetler var diye… Çoğunluğunda savaşta çocuk öldürmeyin, mümkünse erkek çocuk doğurun ve de miras mevzularında çocuğun hakkı (yine erkekler öncelikli olmak kaydıyla) bahsi geçiyor. Yani çocuğun ruhsal, bedensel bütünlüğü, sosyal hakları falan yetişkinlerin gözetimi ve tasarrufu altında! Şimdiki çocukların istikbali de maalesef “aman bizim vakfa bi halel gelmesin”cilerin iki dudağı arasında! Sonra TC’nin 1990 yılında imzaladığı Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin maddelerini inceledim. Madde 16’nın 1. Ve 2. bendi şöyle: 1-Hiçbir çocuğun özel yaşantısına, aile, konut ve iletişimine keyfi ya da haksız bir biçimde müdahale yapılamayacağı gibi, onur ve itibarına da haksız olarak saldırılamaz. 2-Çocuğun bu tür müdahale ve saldırılara karşı yasa tarafından korunmaya hakkı vardır.
Biliyorum kim takar yasayı, sözleşmeyi diye geçiyor içinizden. Benim de geçti. Fakat insanın yine de havsalası almıyor. 45 çocuğa tecavüz ve taciz iddiası başka bir ülkede olsa (ki uluslararası ceza mahkemesi savaş suçu kapsamına almış bile) yer yerinden oynar ama bizde bunların hiçbiri olmuyor (Bakınız döne döne Pozantı’ya). Ne Turkcell gibi bir kurum yaptırım olarak vakıftan sponsorluğunu çekiyor, ne bakanlık ya da yetkili/etkili makamların kılı kıpırdıyor. Niye diye düşünmekten deli çıkacakken kendimi dürtüyorum, e 9 yaşındaki kızlarla evlenmekte bir mahsur görmeyen ve bu konuda fetva veren bir güruhun erkek çocuklarına da cinsel şiddeti reva görmesi kaçınılmaz değil mi? Üstelik fail öğretmen olduğu için elinde bulundurduğu otoriteyi, çocuklara istediği gibi dokunmak için ikna yoluyla kullanması ne kadar da can yakıcı, çileden çıkarıcı! Hele izletilen hayvan pornosu iddiaları var ki, o konuda tek bir laf etmek bile mide bulantısına, akıl tutulmasına yeter de artar bile.
İstatistiklere göre her üç çocuktan biri cinsel şiddete maruz kalırken, bu oranın %75’i yakınlarından ya da aile içi bireylerden oluşurken ortaya saçılan haberlerin de artık bir “vaka-i adiye” haline gelmesi kadar insan onurunun tam beline baltayı indiren başka bir gerçek olabilir mi? Son çıkan ve henüz doğruluğu ispatlanmayan habere göre vakfın başkanı da 1980 yılında yine çocuk istismarcısıymış. Böyle başa böyle tarak sayın seyirciler! İşin kendisi kadar bundan sonrası da vahim! O çocuklar büyüdüklerinde bu şiddeti hafızalarından kim silecek, onlar bu bilgiyle nasıl yaşayacak, nasıl insanlar olacaklar? Ve elbette biz bu cehennemin dibinde bu utançla nasıl yaşayacak, kendi çocuklarımıza bunu nasıl anlatacağız?
Henüz 13 yaşında olan yeğenim İstiklal Caddesi’ndeki bombalama olayından sonra bana mesajla bir fotoğraf göndermek istediğini söyledi. Nedir diye sorduğumda, “bombacının kanlı kafası hala, biz aramızda dolaştırıyoruz” diye cevap verdi. Kendini cinsel şiddetten kurtaran çocukların da hali bu! Zannımca artık ne biz iflah oluruz, ne de böyle büyüyen çocuklar! Ha bu cehennemin dibinin de dibi var mıdır, insan artık bunu düşünmek bile istemiyor!