Bu konuda dikkat çekilmesi gereken nokta Cemaat ile CHP arasında akıl, fikir, söylem ve eylem birliğidir. Gülen örgütünün yargısı Kürtleri cezaevlerinde tutulmasını istiyor. Bu durum geçmişte AKP’nin şimdi de CHP’nin işine çok yaramaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ABD ziyaretinde Fethullahçılar ile ittifak yaptığı konusu pek yalanlanmıyor. Zaten CHP lideri Kılıçdaroğlu şu an biraz keyifli de görünüyor. Plana göre İstanbul ve Ankara’da AKP’ye kaybettirilecek. Ama bunun için HDP ve BDP’nin de güçsüzleştirilmesi operasyonunun da yürürlüğe konulması gerekiyor. Bu nedenle Sebahat Tuncel’in Yargıtay’daki davasının onanması, CHP’li Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ın serbest bırakılması ama BDP’li tutuklu vekillerin bırakılmaması da böyle okunabilir.
Gülen cemaati, şimdi sadece İstanbul ve Ankara’da değil, Dersim, Amed, Bingöl, Mardin, Antep vb Kürt kentlerinde de polisler, devlet memurlarının oylarının CHP’ye akıtılması için çalışmaktadır. Bu konuda CHP’nin açık tutumunu yakından takip etmekte fayda var. Ama unutmayalım ki Fethullah Gülen’in Alevi düşmanlığı, Dersim düşmanlığı fazlasıyla söylemlerine hakimdir. Yani gizli işlerinde dedikoducu, riyarkar, dini söylemleri de çıkarları için kullanan sahtekar ve de hastalıklı bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hastalık şimdilerde CHP’ye bulaşmış durumdadır.
Gelelim AKP’nin durumuna… AKP ile Cemaat ittifakı 2002’den beri devam ediyordu. Bu ittifakta da anti-Kürt, anti-Alevi özellikleri belirleyiciydi. Bugünlerdeki iktidar ve devlet üzerindeki rant ve siyasi kavgaları bu özelliklerini sadece deşifre etmiştir. Ama Türkiye kentlerinde iki devlet olan bu yapılanma Kürdistan’da tek devlet olarak kendisini sürdürüyor. AKP’nin bu konudaki siyasi sorumluluğunun altını çizerek şunları söyleyebiliriz. AKP cenahından Paralel devletin ne menem şey olduğu yeni görülüyor gibi, AKP medyasında yazılıp çizilenler bir acayip. Star, Yeni Şafak, Sabah, Takvim, Akit gazeteleri ve bunların paralelindeki televizyonlar Cemaat hakkında JİTEM, Ergenekon gibi yapılanmalardan daha beter haber ve yorumlar çıkıyor.
AKP’liler şimdi itiraf ediyor ve diyor ki: “Cemaat çözüm sürecine engel, Paris Katliamını, Hatay Reyhanlı’yı, 2012’deki Antep patlaması, Gever’de ki polis terörü”nü paralel devlet yaptı. Aynı Oslo sürecinde olduğu gibi bugün de İmralı sürecini sabote etmek istiyorlar.” Ee yıllardır Kürt siyasal hareketi bu konuda AKP’yi, devleti ve kamuoyunu uyarıyordu. AKP’liler niye bu provokasyonlar yapıldığı zaman seslerini etmediler. Hatta, Paris’i “iç infaz”, Antep’i PKK’ye, Hatay’ı dış güçlere bağlayıp, Kürt gençlerini katleden polis hakkında ise hiçbir işlem yapmadılar. Dolayısıyla bu konuda AKP’nin ilkeli olmasında fayda var. Zamanı geçtikten sonra söylenen doğruların –he özrü dilenmeyip, özeleştirisi verilmezse- bir değeri yoktur.
Çünkü Fethullah Gülen Örgütü, siyaseti dizayn etmek için, demokrasi, seçim ya da yasal bir yol ve yöntem izlemez. Kasetler, ayak oyunları, hile insanları düşürmek için özel çabalar içerisine girer. Ve hedefini koydukları isimleri, kurumları bizzat seçer ve Fethullah Gülen’in onayı ve emri ile harekete geçerler. 2012 yılında KCK Yürütme Konseyi Başkanı iken Murat Karayılan bir röportajında bunu bizzat, altını çizerek söylemişti. Kürt siyaseti içinde dedikodu yapılmasını sağlamak, insanları düşürmek için Fethullah Gülen bizzat emirler veriyordu. Ama o dönem AKP ile Gülen ittifakı söz konusu olduğu için AKP’liler bunu görmezlikten geliyordu. Hatta Yalçın Akdoğan, bir arıza çıkar diye Risaleyi Nur’dan alıntılar yapıyor, Hoca Efendi’nin ne kadar hizmet aşkı ile dolu olduğunu anlatıyordu yazılarında. Ama şimdi gel gör ki cemaat ipleri koparınca ve bizzat Yalçın Akdoğan’ı da hedefleyince birden durum farklı bir hal aldı. Bülent Arınç da Gülen gibi ağlamaklı bir şekilde “Bu kadar alçalacaklarını tahmin etmemiştik” diyor. Valla Fethullah Gülen Örgütü-Şebekesi zamanında da o neydiyse şimdi de odur.
Daha ileride Fethullah Gülen’in pislikleri ortaya çıkınca fazla şaşırmayın. Çünkü Fethullah Gülen’in kendisi küresel güçlerin bir aktörüdür. Okulları ve kurumları ise yabancı istihbaratların bir istasyonudur. Bunun da sayısız örneği vardır. Afganistan’dan Somali’ye, Balkanlardan Almanya, Avusturya, Fransa’ya kadar bütün okulları, din kurumları ve başka organizasyonları istihbarat için istasyon işlevi görmektedir. Bu durumun en açık örneğini Fransa’nın başkenti Paris’teki 3 kadın devrimcinin 9 Ocak’ta katledilmesi sürecinde de insan görebilir. Türk devleti için kurulan illegal tetikçi timlerinin çoğu da yine Gülen şebekesinin havuzundadır. BBP’nin örgütlenmesinden devşirilen tetikçiler birçok alana dağılmış durumundaydı. Devletle ortak oldukları için o zaman fazla dışa vurmadılar. Ancak şimdi bu konu da bütün yönleri ile açıkça tartışılabilir.
Bu Fethullah Gülen şebekesi Kürt düşmanı, demokrasi karşıtı bir durumdaydı, hep. İktidar neyse onlar da o renge bürünürdü. Ama Türk milliyetçileri de bilsin ki Fethullah Gülen’in içindeki bozkurt, Türklerin kurdu değildir. O bozkurt uluduğunda, İsrail-ABD ve diğer savaş lobileri devreye girmiştir. Bunun için İslam maskeli Hoca Efendi kendisine iletilen talimatları uygulamak zorunda kalmıştır. Çünkü Gülen Türkiye için değil bu savaş lobilerin bir hizmetlisidir.
Cemaat, CHP ve AKP’nin kirli işleri
Fethullah Gülen örgütü, şebekesi ya da paralel devleti adına ne derseniz deyin, Türkiye toplumunun başına bela bir yapılanmadır. Öylesine pis bir örgütlenmedir ki, dini, imanı, allahı, kulu her şeyi kendi iktidarları için kullanırlar. İlkeleri, ahlak ölçüleri yoktur. İktidara gelmek, iktidara ortak olmak ve devleti yönlendirme pozisyonunda kalmak için yapmayacakları ayak oyunu, hile, pislik yoktur. AKP’li eski ve yeni bakanların bu örgütlenme için itiraf ettikleri yeterince dehşet vericidir. “Yargıtay dosyalarının bizzat Fethullah Gülen’e sunulduğu, Gülen örgütünün Kürt illerinde BDP’nin örgüt teşkilatlarını ve belediyeleri yasadışı dinlediği” konuları özerinde durulması gereken noktalardır. BDP’li tutuklu milletvekillerinin bırakılmamaları, Yargıtay’ın en son Sebahat Tuncel ile ilgili cezanın onaylanması işte bu ilişki ve işlemlerin sürdürüldüğünün kanıtıdır.