Ne siyaset etiği, en toplumsal ölçü ne dostluk ve düşmanlık eşiği belli değil bu kavgada. Çünkü verilen kavga demokrasi ve özgürlük kavgası değil. İktidar, rant ve devletten pay alma kavgasıdır. İktidar, rant ve devletin insanı dinden imandan nasıl ettiğini de yine bu kavgaya bakarak anlayabiliriz. Bunun için hiç detaylara girmeye gerek yok. Cemaatin bavulcusu Mehmet Baransu 2004 yılında MGK’de alınan bir kararın belgesini yayınladı. Belge “Fethullah Gülen’in okullarının tasfiyesini” içeriyordu. Belgenin altında Tayyip Erdoğan ve ekibinin de imzası var. AKP, “biz bu kararı imzaladık ama uygulamadık” dedi. Cemaat ise 2004’ten bu yana bildiği bu belgeyi ve kararı aradan geçen 9 yıl sonra iktidarla çelişkiye girince açıkladı.
Cemaat medyası kirli propaganda ve psikolojik savaşta algı yaratma ustası olduğu için bununla toplumu kandırabileceğini sanıyor. Oysa aynı cemaat 2004’ten bugüne kadar AKP ile bütün pis işleri ortaklaşa yapmış. Valileri, hakimleri, savcıları, okulları, inşaat ihalelerini, bakanlıktaki kadroları bölüşmüşler. İki güç birleşip “Yeni Türkiye” propagandası yapıyorlardı. Kürtlere, Alevilere, demokratlara, devrimcilere karşı linç kampanyası yürütürken de ortaktılar. Cemaat sanıyor ki toplum Fethullah Gülen ve ekibinin yaptıklarını unutacak.
Kendilerine yönelik MGK kararlarını cemaat ve AKP ağızları sulanarak uyguladı. Hem de en acımasız devlet terörünü, tutuklama furyasını akli ve ahlaki kılmak için atmadıkları takla kalmadı. 2008’de Genelkurmay’ın “Türkiye’yi Biçimlendirme Planı” başlıklı “Bilgi Destek Eylem Planı“ndan söz ediyoruz.
Planda “DTP’nin yıpratılması, Yöneticilerin tutuklanmalarının sağlanması, parti içinde sisteme yakın kişilerin önünün açılması, PKK karşıtı siyasi partilere destek verilmesi, PKK karşıtı siyasetçilerin Türkiye’ye getirilmesi, Bazı isimlerin ön plana çıkartılması” gibi birçok karar yer alıyordu. Bu kararlar bizzat AKP ve cemaat tarafından birlikte uygulandı.
14 Nisan 2009’da KCK operasyonları başlatıldı. DTP kapatıldı, eylem planında belirtildiği gibi karşıt isimler ön plana çıkartıldı, Burkay Türkiye’ye getirildi, Ümit Fırat, İbrahim Güçlü, Orhan Miroğlu, Muhsin Kızılkaya, Mehmet Metiner gibi isimler günlerce cemaat gazetelerinde tv kanallarında ön planda tutuldu.
AKP ve Cemaat, Kürt karşıtlığı üzerinden hareket ederek Kürtlerin üzerine ortak gittiler. Kürtlerin kolunu kanadını kırma stratejileri ürettiler. Sri Lanka modeli kitlesel katliamlar planladılar.
2011’de Cemaatin siyasal komiseri Zaman gazetesi yazarı Hüseyin Gülerce, 28 Temmuz 2011’de Zaman’daki yazısında şöyle diyordu:
“Terörle mücadelede artık yeni, yepyeni bir dönem var. Büyük Türkiye’ye yaraşır bir mücadele verilecek. Devletin gücünü zaafa uğratanlar devre dışı kalınca, sivil iradenin kontrolündeki polisin, jandarmanın, özel askerî birliklerin ahenkli çalışmalarıyla neler yapılacağını dost düşman herkes görecek. Yeni Türkiye’ye çarpılan yamulacak” demişti.
Tayyip Erdoğan’ın başdanışmanı ve cemaat ile AKP arasındaki “ara kablo” rolünü gören Yalçın Akdoğan da işbirliğine dikkat çekerek o tarihte şöyle yazmıştı:
“Hükümetin güvenlik politikalarından vazgeçmesi veya mücadeleyi gevşetmesi söz konusu olmayacaktır... Terörle mücadele ortaya konulan başarılı operasyonlar neticesinde halk tarafından daha başarılı bulunur hale gelmiştir... 2011’de devletin büyük bir uyum ve koordinasyonla daha etkili bir mücadele ortaya koyması örgütü bozguna uğratmıştır…”
İşte böylesi bir uzlaşı vardı. Ancak bu ittifak şimdi bozuldu. Cemaat kendini kurtarma telaşında. AKP ise cemaati köşeye sıkıştırma planları yapılıyor. Bu çelişkinin temelinde açıkça görülüyor ki Fethullah Gülen cemaati savaş ve çatışmayı kışkırtan bir güç. AKP ise siyasal kimliği gereği iktidar için “gaza gelen” ve iktidarı için her şeyi göze alan bir güç. Yani bu kavganın nedeni demokrasi ve özgürlük kavgası değil. Türklük, dincilik ve cinsiyetçilikte aynı kimyaya sahip olan bu iki zihniyet şimdi tekçi iktidar olma isteğinin girdabına girmiş durumdadır.
Cemaat ve AKP Kürt karşıtlığında neden ortak?
AKP ile Fethullah Gülen arasındaki kavga devam ediyor. Tarafların bir birlerine yönelik iddiaları öylesine vahim ki, kin, nefret ve düşmanlık diz boyu. İktidar ve devlet kavramının Türkiye’de cemaatleri ve partileri ne hale soktuğunu insan cemaat-AKP kavgasına bakarak çok iyi analiz edebilir.