
Mevsim kış… Yılın en soğuk günlerini yaşıyoruz. Bin, yüz bin, milyon yıl önce yaşamış ana-atalarımızın karakış karşısında yaşadıkları çaresizlik duygusunu bizler de iliklerimizde hissediyoruz. Teknolojinin gelişimi doğanın zorluklarını pek çok boyutta kolaylaştırmış olsa da doğanın eylem diliyle günümüze düşürdüğü izler hala çok güçlü. Karakışın bitmesini, cemrenin düşmesini dört gözle bekleriz. Doğanın bu gücü karşısında minettarlık duygusuyla bunu en güzel betimlemelerle tanımlarız. Tanrı kudretinde, insan suretinde tasvir ederiz.
Kürtçe’de cemre; koz, ateş- kor olarak tanımlanır. Bu bir anlamda yaşam ateşi, yaşam enerjisi anlamına gelir. Cemre, doğaya, ağaca, bitkiye can veren yaşam iksiridir. İnsanın takatini artıracak, zorluklarla baş etmesine destek sunacak doğasal bir güç ve enerjidir.
Bu nedenle havaya, toprağa, suya bir hafta arayla düşen cemrenin mitolojik öykülenimi Ortadoğu’nun pek çok ülkesi ve Kürdistan’da Xızır ritüelleriyle yakın bir döneme denk gelir. Xızır, darda olanın yardımına yetişen, yoksulun dostu, iyi yürekli, ahlaklı kişilerin koruyucusudur. Bir anlamda iktidar, mal-mülk-hiyerarşiye karşı doğal toplum özelliklerinin temsili ve savuncusudur. Zorda kalanın, zulme uğrayanın yardımcısı, destek verenidir. Tarihsel süreç boyunca farklı uygarlık ve kültürlerde farklı isimlerle Xızır imgesi hep yer almıştır. Xızır, dönem dönem insan görünümüne giren ama tanrısal özelliklere sahip bir yarı tanrıdır. Ölümsüzlüğün sırrına ermiştir. Terzi Hermes, İlyas, İbrahim, Feridun vb. olarak farklı isimlerle adlandırılsa da tüm zamanlar boyunca insanların hafızasında yer edinen imge hep aynıdır. Her dara düşüldüğünde “Ya Xızır!” deyip, dayanma, direnme ve mücadele etme gücü dilenir. Xızır, olarak tanımlanmasının sebebi bir rivayete göre, oturduğu her kuru yeri hemen yeşillendirmesindendir. Bir anlamda ölü toprağa yaşam veren, yeşillendiren güçtür.
Kürdistan’da Xızır oruçları başladı. Şubat’ın 13-14-15 ne tarihlenen Xızır orucu tam da Cemre’nin düşmesine çağrı gibidir. Karakışın en zorlu günlerinde Xızır yardıma çağrılır. Rivayet odur ki Nuh tufanı sonrası tufandan kurtulanların yardımına gelen Xızır’a şükranlarını sunmak için Aleviler 3 gün oruç tutup, lokma dağıtır, cemini yaparlar. Nefs terbiyesi, kibirden arınma, umut etme, dilek tutuma, hayırlı düşünme, kötülükten uzak durma vb. pek çok toplumsal özelliği içinde barındıran bir dizi ritüelden oluşur. Xızır’ın en temel özelliğinden biri insanlara rüyalarında görünmesi, gelecek konusunda insanları haberdar etmesi, dileklerinin olup, olmayacağını insanlara bildirmesidir. Tanrısal özellikleri olmakla birlikte korkutan, hükmeden özelliklerden uzaktır. Bilge insan görünümünde, tüm iyilikleri yüklenmiştir.
Karakış her yıl bir de herkesten, her şeyden farklı, Kürtlerin yaralarını kanatır. 15 Şubat karakışa düşülen en kara gündür. Xızır’ın cemlere çağrıldığı günde iblisin onu çarmıha germesi gibidir. Binlerce yıllık diriliş kültürünü yasa boğmayı amaçlayan bu komplo başlayalı yirmi bir yıl oldu. Bu komplo Ortadoğu’da yürütülen 3. Dünya Savaşının başlangıcı ve aynı zamanda bu denli şiddetli olmasının da temel sebebidir. Xızır’ın cemlere çağrıldığı günde Çarmıhların kurulması... İnsanların karakışı aşmayı düşlediği günlerde tüm zamanların karalara boğulması... Kürtlerin en zorlu ve asla unutamayacakları, tarihlerine düşen kapanmayan ve kapanmayacak bir yara.
Lakin cemre düştü düşecek. Havaya, toprağa, suya… Ne de olsa her karanlığın sonunda sabahı doğuran bir aydınlık yatar…