Şehit düşen çocuklarının cenazelerini tüm girişimlere rağmen alamayan aileler, Türk hükümetinin ahlaki, vicdani, hukiki ve insani hiçbir değer tanımadığını söyledi.

Avukat Ferhat Kılınç, Türkiye’de “cenazelerin ailelerine verilmeyeceği”ni düzenleyen bir yasanın olmadığını, buna rağmen zorbalık yapılarak cenazelerin gasp edildiğini belirtti.

Son üç yılda yaşanan çatışmalar ve kent savaşlarında katledilen yüzlerce kişinin cenazesi, ailelerine teslim edilmiş değil. Gerekçe olarak öne sürülen DNA testleri ise bir türlü sonuçlandırılmıyor. DNA testi sonuçlanmadığı için yakınlarına teslim edilmeyen cenazeler apar topar kimsesizler mezarlıklarına gömülürken, Bitlis'in Tatvan ilçesinde bulunan Garzan Mezarlığı’nda yer alan 267 PKK'linin cenazesi geçtiğimiz aylarda DNA testi için topraktan çıkarıldı.

314 cenaze kimsesizler mezarlığında

KHK ile kapatılan Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Aileler Yardımlaşma Derneği’nin (Meya-Der) derlediği bilgilere göre; Malatya’da 60, Elazığ’da 1, Erzurum’da 52, Urfa’da 32, Antep’te 7, Amed’de 23, Nusaybin’de 17, Cizre’de 36, Silopi’de 19, Şırnak’ta 29, Adana’da 15, Bitlis’te 16, Van’da 7 olmak üzere toplam 314 cenaze, ailelerine verilmeyerek kimsesizler mezarlığına gömüldü. Hali hazırda bölgedeki hastane morglarında bekletilen cenazelerin sayısı konusunda ise net bir bilgi yok.

Yüzlerce aile, yakınlarının cenazelerini almak için girişimlerini sürdürürken Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun CHP’lilere hitaben sarf ettiği “Biz bazı terörist cenazelerini sınırlı sayıda verdik gitsinler o leşlerin arkasından saf tutsunlar” şeklindeki sözleri tepkilere yol açtı. Kapatılan Meya-Der yöneticileri ve aileler, dünyanın hiçbir yerinde yaşamını yitiren insanlara hakaret edilmediğini hatırlattı.

Bizi korkutamazlar 

Kapatılan Meya-Der yöneticisi Yüksel Almas, ölümler arasında ayrım yapılmasının uluslararası hukukta geçerliliği olmadığına değindi. Almas, “Aklınca aileleri cezalandırmaya çalışıyorlar. Geçmişimize bakarsak binlerce kayıp insanımız var, nerede oldukları bilmesine rağmen cenazeleri verilmiyor. Ama biz mücadelemize devam edeceğiz. Bu gözdağı ve tehditle bizi korkutamazlar, çünkü biz haklıyız” dedi.

Bu toprakların çocukları

Barış Annesi üyesi Hatun Aslan da sözlerini “insanlık dışı” olarak nitelendirdiği Süleyman Soylu'nun cenazeler üzerinden siyaset yapmasının bir ahlak çöküntüsü içerisinde olduğunun göstergesi olduğunu ifade etti. Aslan, “Biz her zaman kendi çocuklarımızın arkasında olacağız. Durdurduğumuz yer çocuklarımızın yanıdır. Soylu ve arkasında duran herkes bunu bilsin, 'leş' dediği çocuklar, bu toprakların çocuklarıdır, bizim çocuklarımızdır. Soylu, bu sözleriyle bizi yıldıramaz, sadece kendi insanlık derecesini hepimize gösteriyor" şeklinde konuştu.

 

Aileleri yıldırmaya çalışıyor

Meya-Der üyesi Yıldız Damla ise Soylu’nun bu hakaretine ‘insanım’ diyen herkesin karşı çıkması gerektiğini söyledi. Yıldız, devamında şunları kaydetti: “Bu söylemin sadece Kürtlükle ya da bir dinle alakası yok, tamamen insanlıkla alakalı bir durumdur. Amaçları aileleri bunun üzerinden yıldırmaktır. Şu an yüzlerce cenazemiz morglarda belletiliyor, morgda ara ara elektrikleri kesiyorlar, sırf cenazeler zarar görsün. Ama şunu unutmasınlar, bedenler çürür ama ruhlar sağlam kalır, Soylu da bunu unutmasın."

Adalet de hukuk da yok

Yıllardır Kürt halkı üzerinde sürdürülen kirli bir anlayışın Soylu'nun cenazeler üzerinden saf ettiği sözlerle ayyuka çıktığını dile getiren eski Meya-Der üyelerinden Bedriye Kılıç da Soylu'nun asker ve polis cenazeleri üzerinden siyaset yapmayı bırakmasını istedi. Kılıç, "İnsanlar yıllarca Tansu Çiller’i, Kenan Evren’i nasıl andıysa Soylu'yu da öyle anacak. Bu ülkede ne adalet ne de hukuk kaldı. Biz nasıl onların cenazelerine saygı duyuyorsak onlar da bize saygı duymak zorundadır" ifadelerini kullandı.

Kendi yasalarını çiğniyorlar

Avukat Ferhat Kılınç ise Türkiye’deki mevzuatın 1593 sayılı Umumu Hıfzıssıhha Kanunu ile düzenlendiği hatırlatarak, Anayasa’da cenazelerin nasıl gömüleceğinin açık bir şekilde düzenlediğini ifade etti. Anayasa’da mevzuat düzenlemesinin içinde herhangi bir cenaze ayrımına yer verilmediğinin aktaran Kılınç, “Yasada sadece ailelere cenazelerin verilmemesine yönelik şöyle bir ibare vardır: ‘Bulaşıcı bir hastalık ile hayatını kaybeden bir kişinin uygun bir ortamda defnedilir’ deniliyor. Bu toplum sağlığını koruma maksadıyla alınmış bir karardır. Bunun dışında tüm cenazelerin gerekli adli işlemler tamamlandıktan sonra ailelere teslim edilmesi gerektiği, yasalar karşısında açıkça belirtilmiştir” şeklinde konuştu.

Suriye’de IŞİD ile girdiği çatışmada yaşamını yitiren Aziz Güler’in cenazesinin Türkiye’de yoğun bir şekilde tartışıldığını anımsatan Kılınç, “Yine Anayasanın 17. Maddesi’nde ailenin ve özel hayatın korunmasına yönelik bir düzenlemeler söz konusudur. Bu yasa kapsamında örgüt mensubu olmaları, bu durumu hiçbir şekilde değiştirmiyor. Bu açından Soylu’nun yaptığı açıklama hukuka aykırıdır” dedi.

AHİM ve AYM

Benzer şekilde Şırnak'ın Silopi ilçesindeki abluka sırasında vurulduğu yerde bir hafta boyunca cenazesi kaldırılamayan Taybet İnan’la ilgili AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararları hatırlatan Kılınç, şunları dile getirdi: “Bu kararda kişinin kendi yakınını gömme hakkının devlet kurumları tarafından engellenemeyeceğini açık bir şekilde düzenlenmiştir. Ancak bir engelleme sınırlama olsa da bu cenazelerin defin işlemi sırasında propagandaya dönüşmemesi yönünde bir durum oluştuğunda idarenin kısmen bir sınırlama yapabileceği ifadesi yer alıyor. Onun dışında ailelerin cenazelerini alma ve defin etme yönünde bir sınırlama mevzuata aykırı olma yününde bir karar yoktur. Bu yünden AİHM’in vermiş olduğu bir karar mevcut. AHİM kararları, iç hukukta da geçerlidir.” 

 

MA/AMED