
RAMAZAN MARANKOZ / HABER MERKEZİ
Erdoğan/AKP hükümetinin çıkardığı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kanunsuz bir şekilde kapatılan onlarca dernekten genel merkezi Amed’de bulunan Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Aileler ile Dayanışma ve Kültür Derneği (MEYA-DER) eşbaşkanları ve yöneticileri halen baskı, engellemeler ve soruşturmalara maruz kalıyor.
Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile yüzlerce dernekle beraber kapatılan Mezopotamya Yakınlarını Kaybedenlerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (MEYA-DER) her ne kadar bir dernek ve oluşum kurmazsa da derneğin Diyarbakır şubesi yöneticileri çalışmalarını sürdürüyor. Yakınlarını kaybedenlerle yardımlaşan ve dayanışan yöneticiler, “insani olarak üsteleniyoruz” diyerek çalışmalarını sürdürüyor. Tüzüğünde normal ölümler dışında çatışmalarda ölenlerin cenazelerini almak ve yakınları ile dayanışmak yer alan MEYADER Eşbaşkanı Hasan Pençe gazetemize yaptığı açıklamada, ‘Neden Cenazeye katıldın’ adı altında sudan bahanelerle soruşturmalar açıldığını belirterek, “Cenazeye katılmayacak mıyız? Aileler bize başvuru yapıyor. Sonuna kadar katılacağız” dedi.
Hasan Pençe, YAKAY-DER’in kapatılması ile birlikte şu an 14 derneklerinin kapalı olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “İstanbul, İzmir, Mersin, Hakkari, Van, Cizre, Mardin, Batman, Bitlis, Amed, Adıyaman, Dersim. Şu anda belli bir yerimiz yok fakat DBP İl Başkanlığındayız. Tek yapacağımız şey, ailelere yardımcı olmak ve yol göstermedir; cenazelerin nerede olduğuna dair. Onunla ilgili çalışma yürütüyoruz. Onun dışında farklı bir çalışma yürütemiyoruz. Zaman zaman aileler ile birlikte hastaneye gidiyoruz fakat engellerle karşılaşıyoruz. Engellere rağmen elimizden gelen çabayı da gösteriyoruz.”
Cenaze araçları verilmiyor
Pençe, cenazelerin alımına ilişkin ise şöyle devam etti: “Dünyanın hiçbir yerinde görülmemiş bir şey ile karşı karşıyayız. Cenaze araçları hangi ilin belediyesine ya da kurumuna ait ise orada bir cenaze varsa onun kaldırılması içindir. Halkın cenaze ile ilgili ne tür sorunları varsa, o sorunları gidermek için cenaze araçları var. Ama maalesef cenaze araçları gerilla ya da çatışmada yaşamını yitiren bir insan için verilmiyor. Zaten Büyükşehir Belediyesi’ne ait hiçbir cenaze aracı çıkmıyor, ailelere verilmiyor. Hatta birçok derneğin kurumun bile verilmiyor. Aileler ne yapıyor, kiralık araçlar tutuyor. Kiralık araçların da masrafları/ücretleri biraz fazla. Aileler ne pahasına olursa olsun cenazelerini yerde bırakmamak için bütün çabayı gösteriyor. Hatta birkaç yerde minibüs ve pikap ile cenazeler götürülmüş. Malatya’dan Muş’a giden bir cenaze, Mardin’den Diyarbakır’a gelen bir cenaze de pikapla geldi.”
‘Sonuna kadar katılacağız’
Eşbaşkan Pençe, cenaze alımı için gittiklerinde engelleme ve tehditlerle karşılaştıkları belirterek, “Biz sadece cenazeye katılıyoruz bu da suç değil, insanidir. Cenazelerde görüntümüzde olsa hemen dava açıyorlar, ‘Neden cenazeye katıldın’ diye. Şu ana kadar hakkımda son birkaç ay içerisinde 5 dava açılmış durumda ve bekliyoruz. Ben, cenazeye nasıl katılmam. Aileleri temsil eden kurumuz. Bu kurum açıldığında tüzüğünde de var, ‘Normal ölüm dışında, çatışmada yaşamını yitiren bir insan varsa maddi ve manevi yardım’ edebilirsin diyor. Sonuna kadar katılacağız” dedi.
İnsani görevimizi yapıyoruz
MEYA-DER Eşbaşkanı Ayşe Dicle de yaklaşık 3 aydan fazladır derneklerinin kapatıldığını hatırlatarak, “Derneği kapatan zihniyet cenazelere sahip çıkmayacağımızı diye sandılar. Resmi olarak kurumumuz olmayabilir, ancak insani olarak bize düşen görev bu: ailelerimize yardımcı oluyoruz. Kapatmalara rağmen ailelerimizle hareket ediyoruz. Cenaze ve yaslarda da aileleri yalnız bırakmayıp çalışıyoruz. Dernek kapatıldı da cenazelerimize sahip çıkmayacağız diye bir düşünce hiç kimsede olmasın. Bu fikir tamamıyla yanlıştır. Kurumu mühürleyip kapatmış olabilirler ancak, düşüncelerimiz hapsedip mühürleyemezler. İnsan hakkı nedir o çerçevede cenazelere yaklaşıp cenazelere sahip çıkıyoruz ve bu temelde çalışmalarımızı sürdürüyoruz” diye konuştu.
“Kurumun kapatılmasıyla ailelerin acısını katladı ve acılarına acı kattılar” diyen Dicle, şunları ifade etti: “Artık o seviyeye geldi ki ailelere ve cenazelere bile devletin tahammülü kalmamıştır. Çocuklarını yitiren ailelerin etrafını zırhlı araçlarla ablukaya alanların bir cenazeye bir tahammülü yoktur. Bu kabul edilir bir durum değildir. Bunun için de bize oturmak ve durmak yoktur. Hakikatin peşinde çocuklarını yitiren ailelerimizle koşmaya ve mücadele etmeye devam edeceğiz. Hiçbir zaman cenazelerimiz yerde kalmasına izin vermeyeceğiz. Onlar, bizim gidip evde oturmamızı hedeflediler ama çok iyi bilsinler bize evde oturmak yoktur.”
Yüzlerce cenaze kayıp
Resmiyetleri ellerinde alındığı için net veri ellerinde olmadığına dikkat çeken Dicle, şunları söyledi: “Aileler üzerinde yaşamını yitirenlerin sayısı ve defnedilmeyen cenazeleri netleştirmeye çalışıyoruz. Örneğin Sur, Gever, Nusaybin, Şırnak ve Cizre gibi yerlerde halen yüzlerce cenaze kayıp. DNA için kan verip de kanları sonuçlanmayanlar birçok cenaze vardır. Birçok cenaze morglarda ve kimsesizler mezarlıklarında defnedilmiş. OHAL’in devam etmesiyle herhangi bir oluşum veya dernek için başvuru yapamıyoruz. Dernek kurmak için bile başvurular kabul edilmiyor. Bu nedenle başvuruda bulunmadık.”
O hatta cenazeler çıkmadı
Zagros hattında onlarca gerillanın şehit düştüğünü hatırlatan Pençe, “Çukurca, Şırnak ve Şemzinan hattında bulunan alanda şu ana kadar cenaze çıkmamış. Cenazeler devletin elinde ya da bir hastaneye gelmişse aileler mutlaka gidip başvurusunu yapıyor. Dediğim gibi Şemzînan, Gever, Çukurca ve Şırnak hattında ilan edilen şehitlerin birçoğunun cenazeleri alınmamış ve nerede oldukları da kimse tarafından bilinmiyor. Çatışma alanında bırakılmış, devlet mi almış? Saklamış mı? Belli değil. Aileler de, ‘Cenazemiz çıkmayana kadar, taziyelerini kurmuyoruz’ diyorlar. Böyle bir durumda var” dedi.
11 aile cenazelerini istedi
Dersim'de 7 Kasım günü Türk hava saldırısında katledilen 11 DHKC'linin ailesi, İstanbul Nurtepe’de basın toplantısı düzenlendi. Basın toplantısına, Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (TAYAD) Başkanı Fahrettin Keskin, Halkın Hukuk Bürosu avukatı Oya Aslan ve aileler katıldı.
Avukat Oya Aslan, Tunceli Savcılığı'nın bombardıman ile ilgili soruşturma açtığını ancak öldürülen kişilerin kimliklerin tespiti için gerekli çalışmayı yürütmediğini aktardı. Aslan, şunları hatırlattı: “Minnesota Protokolü, öldürülen kişilerin kimliğini belirlemek, ölümle ilgili olan ve sorumlular hakkında yapılacak cezai yaptırıma yardımcı olacak nitelikteki tüm delilleri ortaya çıkarmak ve muhafaza etmek, olası tanıkların kimliklerini tespit etmek ve ölüm olayı ile ilgili ifadelerini almak, ölümün nedenini, şeklini, yerini ve zamanını, ölümle sonuçlanan olaylar örüntüsünü ve eylemleri belirlemek, ölüm olayına karışmış kişilerin kimliklerinin tespiti ve yakalayıp mahkeme önüne çıkarmak ve delillerin tam incelenmesini sağlamak için bağımsız bir soruşturmanın yürümesi gerektiğini ifade etmektedir."
Müvekkilleri ile birlikte Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı'na yaptıkları başvuruda herhangi bir araştırmanın yapılmadığını dile getiren Aslan, “En azından öldürülen kişilerin DNA incelemesi alınıp DNA bankasında bulunan DNA’larla karşılaştırılması yapılabilirdi. Böylece öldürülen ve Adli Tıp Kurumu'na kaldırılan cesetlerin kimliği tespit edilebilirdi. Ya da bu konuda bir çaba içerisinde olunabilirdi” dedi.
Bombardımanda katledilen Murat Gün’ün (28) babası Kemal Gün, “Hayatıma mal olsa da ben kendi çocuğumun cenazesini alacağım” dedi. Bünyamin Kılıç’ın (18) babası Ekrem Kılıç da, “Devlet madem çocuğumuzu vurmuş cenazelerini almak istiyoruz. Bir kemik de olsa istiyoruz. Cenazelerimizi alana kadar durmayacağız" dedi.
DİHABER / İSTANBUL