Türkiye’de operasyonlar, gözaltı ve tutuklama furyası hız kesmeden devam ediyor.
‘’Suç’’ ve ‘’suçlu” tanımı skalası alabildiğince genişletiliyor.
Adına kuşatma, baskı, korkutma, sindirme... Ne dersek diyelim hedef ilk elde tüm muhalif dinamikleri ve toplumu korku cenderesi içine hapsetmek.
İki gün önce KCK operasyonu kapsamında gözaltına alınanlarla birlikte; gazeteci ve yönetmen Mizgin Müjde Arslan  ile fotoğraf sanatçısı ve şair Mehmet Özer de gözaltına alındı. Sanatçı arkadaşlar bu yazıyı yazdığım ana kadar henüz  mahkemeye çıkarılmamışlardı.
Bu durumda insanın aklına ister istemez İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin’in bir süre önce yaptığı konuşma geliyor. Bilindiği gibi İçişleri Bakanı bazı sanatçıları; ‘’terörün arka bahçesi’’ olarak tanımlamış, ‘’Şiirle, resimle, sanatla da teröre destek olunabilir’’ demişti ve ondan sonra yapılan operasyonlar sanatçıları da kapsar duruma gelmişti.
Ne yazık ve acıdır ki kültür sanat camiası bu söyleme gerekli karşı bir duruşu yeterince sergileyemedi.
***
Mevcut iktidar, baskı oluşturarak ve tüm kurumlarda, tam bir hakimiyet sağlayarak toplumu kendi ideolojisi doğrultusunda dönüştürme ve yeniden biçimlendirme peşinde.
Gözaltı ve tutuklamalarla oluşturmaya çalıştığı baskı ve korku cenderesiyle her alanda olduğu gibi kültür ve sanat alanında da sansür ve otosansürün yaygınlaşmasını amaçlıyor.
Bu ülkede sanata, düşünceye ve ifade özgürlüğüne  pranga vurmak hiç eksik olmadı zaten. Türkiye tarihi itibariyle sanatla, yazarla, düşünürle hep sorun yaşamış bir ülke oldu. Bu alanda devlet geleneği olarak sicili hayli kabarık olan Türkiye’de bugün otoriterleşme yönündeki reflekslerin daha fazla ortaya çıktığı bir süreç yaşanıyor. Bu durum yaşamın her alanına yansıyor.
Kendisine ileri demokrasi diyen bir yapının kapsayıcı ve kucaklayıcı olması gerekir. Ne yazık ki Türkiye’de baskıcı otokratik yapının algısı ve zihniyeti bu alanda da baskıcı ve yasakçıdır. Buna karşı gerçekleşen herşeyi tehdit olarak algılar. Kendi çıkarlarına ters gelebilecek her görüşe her bakışa ambargo uygular.
Sanat, etkileyici ve dönüştürücü bir işleve sahiptir. İnsanın davranışlarına ve eylemlerine yansır. Bu durum bile toplumun gelişmesini istemeyenler için düşünceyi kısıtlamaya, sanatı düşman gör meye yeterli bir sebeptir.
Mevcut sistemin meşruluğunu benimsetmek ve onu sürekli kılmak için ülke içindeki tüm bilgi alışveriş ve kitle iletişimini de elinde tutma ve denetimi altına almayı istiyor. Böylelikle tek tip düşünen her sunulanı kabullenen, her türlü yalan-yanlış bilgiyle manipüle edilmiş insanlar yetiştirmeyi amaçlıyor.
***
Evet. Söz konusu olan sanat ise muhalif kavramına gerek bile duyulmayabilir; çünkü muhaliflik onun doğasında zaten vardır.
Buna bağlı olarak sanatçının aydın sorumluluğu ve duruşu, toplumsal bilince yansır. Diğer bireylerce örnek alınır. Savunduğu değerler, daha çok geçerlilik kazanır niteliksel gelişmelere öncülük eder, evrensel gidişi yönlendirir. Bu duruş sıkıntılı dönemlerde ayrı bir önem kazanır. Böyle bir ortamda gösterilecek tavır etkin bir uyarıcı işlevi görür.
Sanat doğası gereği zaten muhalif olduğuna göre tekçi paradigmaya, yasakçı, baskıcı zihniyete ve onun cenderesine karşı durmak sanatın ve sanatçının boynuna borçtur.