Gecikmelerden sonra Cenevre 2 konferansı nihayet toplanıyor. Ama gecikmelerin bir çözümden çok, yeni çözümsüzlüklere yol açtığı-açacağı görülüyor. Çünkü bu kadar pazarlıktan ve perde arkasında çevrilen dolaplardan sonra Kürtlerin olmadığı bir konferans toplanıyor. Buraya Kürt temsilcisi diye Suriye muhalefeti içinde görevlendirilmiş 2-3 Kürt kökenlinin çağrılması kimseyi kandıramaz. Onların, Lozan’da “Ben de Kürdüm, Kürtleri ben temsil ediyorum” diyen İsmet İnönü kadar bile hükmü yoktur. Çünkü, o zaman hem Kürtler örgütlü değildi, hem de geleneksel Kürt egemenleri özerklik şartıyla destek verdikleri M. Kemal’den umutlarını kesmiş değillerdi.
Ortadoğu’da taşlar yerinden oynadı ve her şey değişiyor. Yüz yıllık statükonun sürmesi olanaksız. Arap baharında halkların değişim ve özgürlük istemleri ortaya çıktı. Ancak halkların değişim potansiyeli bastırılarak, yerine yeni işbirlikçi rejimler kuruldu. Ne var ki bu rejimlerin bir istikrarı yok ve olamaz. Libya’dan Mısır’a ve Irak’a kadar yaşananlar ortada. Suriye’de ise o kadar saldırıya rağmen Esad rejimi yıkılamadı. Şimdi, Beşar Esad ile muhalifleri uzlaştırarak yeni bir Suriye dizayn ediliyor. Bunun da çok kolay olmayacağı ortada. Başlangıçta Esad rejimine karşı her türlü dinci akımı destekleyenler, şimdi bu akımlardan nasıl kurtulacaklarını düşünüyorlar. Besledikleri canavar bumerang gibi kendilerine döndü ve kendilerine rahat vermiyor.
Sorunun daha da önemli yanı Kürtlerin statüsüdür. Kürdistan’ın dörde bölünmesi ve dört ayrı devletin sömürgesi yapılması tamamen bir dış dayatmadır. Bu sınırlar çizilirken Kürtler tamamen dışlanmışlardır. Kürtlerin onayı olmadığı gibi, düşüncelerini soran bile olmamıştır. Diplomasi koridorlarında joker gibi “Kürt kartı”ndan söz edilmiştir. Ama bu alçak terim bile, sömürgecilerin Kürtlere biçtiği rolün en iyi özetidir. Kendi yazdıkları senaryolarda Kürtlere verilen rol saf fedailiktir.
Geçen yüz yılda, Kürtler bu kölelik statükosuna karşı her fırsatta isyan etti. Ancak, hem kendi iç zaaflarından hem de düşmanların topyekün saldırılarından dolayı başarılı olamadı. Ama bu sömürgeci statükoyu da hiçbir zaman kabul etmedi, içine sindiremedi. Bu nedenle son isyan başladı. PKK önderlikli Kürdistan Özgürlük Hareketi, zorlu direniş ve mücadele süreci sonunda halkın geniş kesimlerini özgürlük temelinde birleştirdi. Kürtler geçmiş yüz yıldaki gibi parçalanmış, örgütsüz ve güçsüz, başkaları tarafından yönlendirilecek, ezilecek bir toplum değil. Kendi iradeleriyle geleceklerini belirleyebilecek bir bilinç ve örgütlülüğe ulaşmış durumda. Bunu dikkate almayıp hala eski elbiseleri yamayıp Kürtlere yeniden giydirmek isteyenler çok yanılıyor.
Kürt halkının iradesi temsil edilmezse Cenevre II konferansı yapılabilir mi? Yapılır elbette ama bu yumurtasız omlet yapmaya ya da Nasrettin Hoca’nın kar helvasına benzer.  Yapanlar da yiyemez.
Yine yıllardır “PKK’yi tasfiye ederek çözeceğiz” diyenler kanlı ve kirli bir imha savaşını sürdürdüler. Ancak Kürt halkının iradesini kıramadılar.
Artık anlaşılmalıdır ki Kürdistan halkının iradesi, eşitliği, özgürlüğü kabul edilmeden yeni bir Ortadoğu kurulamaz. Barış ve istikrar sağlanamaz. Anadolu ve Ortadoğu’nun tüm ezilenleri de Kürtlerle birleşerek özgürlüğünü kazanabilir. Yoksa egemenlerin kanlı senaryolar devam edecektir.
Bir garip çıkarlar-çatışmalar dünyasında yaşıyoruz. 15 Ağustos atılımından 1993 yılına kadar savaş çok şiddetli tırmanırken kimse bir şey demiyordu. Ama 1993 yılındaki ilk ateşkes ve ilk görüşmelerden sonra PKK terörist ilan edildi ve PKK’ye yakın denilen dernekler bile yasaklandı.
Türkiye’de herkes “PKK silahı bıraksın, düz ovada siyaset yapsın vb.” derdi. Ama aynı çevreler PKK ateşkes ilan edince, demokratik diyalog ve müzakere süreci başlayınca kendilerine göre “haklı gerekçelerle” sürece karşı çıkıyorlar.
Polis MİT’çileri yakalıyor, MİT cemaati dinliyor, savcılar karakola giremiyor. Sabahsorgu yapan öğleden sonra sorguya alınıyor. Cemaat sanki anayasal bir kurum gibi cumhurbaşkanıyla barış görüşmeleri yapıyor. Fethullah Gülen için darbecilikten suç duyurusu yapılıyor.
Tam da “Baba hırsız yakaladım. Getir oğlum. Gelmiyor. Sen gel. Bırakmıyor” durumu. Sistem temellerinden sarsılıyor.
Bugün, Mao Zedung’un sözü her zamankinden daha da geçerli: “Yeryüzünde kaos var, işler yolunda.” Ya da “Gök kubbenin altında tam bir kaos var: Koşullar çok uygun”
Bu süreçte, ezilenler örgütlü olursa kendi iradelerini daha çok konuşturabilir.