Suriye'de barışçıl demokratik bir ülkeyi tasavvur edemeyen ve selefi-cihatçı çete gruplarını destekleyen bu körfez ülkeleri, beklemedikleri rejimin Halep'in kuzeyindeki Nubul ve El Zehra kasabaları ile yine YPG'nin Efrîn'den Ezaz'a doğru Halep yolu üzerindeki çete işgalinde bulunan Çetel Zaretê ve Xirêbkê köylerinin kurtarılması ile karşılık buldu.
Halep ikmal yolu kapanıyor
Suriye'deki iç savaşı çözmeye dönük perspektifi olmayan, sürekli çeteleri destekleyerek sorunu derinleştirip, kangrenleştiren Türkiye, Arabistan ve Katar, rejimin kuzeyden çetelerden aldığı kasabalar ve YPG'nin özgürleştirdiği köyler üzerine Halep'e ikmal yolunun kapanmasıyla karşı karşıya kaldı. Son günlerde hem Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, hem de Başbakan Ahmet Davutoğlu tarafından tekrardan mültecilerin pazarlık konusu yapılması da bu yolun kapanmasıyla direkt bağlantılı olduğu kaydediliyor.
Halep'in ortasında bulunan ve güneyi bu çete gruplarının işgalindeki Şêx Maqsud Mahallesi YPG'nin denetiminde iken, Kürtlerin yoğunlukta olduğu Eşrefiye Mahallesi'ni de içine alan kentin kuzeyindeki rejim güçleri, bu kasabalar ile Halep'e ikmal yolunu önemli oranda daraltırken, YPG'nin özgürleştirdiği köyler ile Kilis üzerinden Halep'e ulaşma, DAİŞ'in egemen olduğu Mare hatından ancak sağlanabilir. Bu sebeple de olası rejimin Mare hattı (Minbic, bab, Ezaz, Cerablus, Mare) üzerine yönelmesi veya YPG'nin alanda Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ile başlatacağı özgürleştirme hamlesi, Türkiye başta olmak üzere körfez ülkelerinin Suriye'deki faaliyetlerinin son bulmasını getirecek.
Halep'in yaklaşık 35 kilometre kuzeyine düşen Ezaz bölgesi söz konusu ülkelerin harekat alanına dönüşürken, YPG'nin son özgürleştirdiği köyler ile Ezaz'ın 5 kilometre güneyine kadar gelmesi ve bu köylerde ele geçirilen MİT kuruluşu Sultan Murat Tugayı'na ait malzemeler, Halep yolunun tıkanması ya da DAİŞ ile daha derinlikli bir işbirliğini beraberinde getirecek. Bu haliyle de Cenevre'de Türkiye öncülüğündeki Arabistan, Katar ve bu ülkelerin sözde muhalefetinin savaşı derinleştirme projesi, bu ülkelerin her seferinde çöken Suriye politikalarının bir kez daha çökmesini getirdi. Egemen devletler de, Türkiye, Katar ve Arabistan gibi ülkelere görünürde "Tamam" dese de, Suriye politikasında bildiğini okuyor.
Çözüm Kürtlerin 3'üncü yolu
Kürtler ise Demokratik Suriye perspektifi ile halklara 3'üncü yol projesi olarak birlikte kardeşçe, özgür, eşit yaşamı öngörürken, amaçları doğrultusunda ilerliyorlar. Demokratik Suriye Güçleri (QSD) ile büyük askeri güce ulaşan 3'üncü yol projesi, Suriye'nin geleceğinde söz sahibi ve hakkı olan tek güç olduğunu gösterirken, egemen devletler de bu gerçek muhalefeti gözardı edemiyor.
Cerablus sınırındaki mayın temizleme adlı işgal girişimi ve danışıklı DAİŞ-asker dövüşünü de bu çerçevede ele almak lazım. Türkiye, DAİŞ ile uzlaşı içinde bölgeyi kendilerine biat eden çetelere teslim etmek istese de, ABD öncülüklü koalisyon güçlerinin dün gece Mınbıc'ı ve Cerablus'u bombardıman altına alması Türkiye'nin işinin kolay olmadığını gösteriyor. Çünkü koalisyon güçlerinin sahadaki askeri ortakları Kürtlerin öncülük ettiği QSD geliyor. Türkiye'nin desteklediği ve beslediği çete gruplarının bir kısmını "terör örgütü" olarak gören koalisyon güçleri, ses çıkarmadıkları sözde muhalefetin de selefi-cihatçı gruplar olduğunu biliyor.
Tüm bu bilgiler ışığında Türkiye önüne çıkan bu kaotik tablodan çıkış yolu olarak ya Kürtler ile ittifak kurup, demokratik Suriye projesi ile Ortadoğu'nun önemli bir aktörü olacak ya da günümüze kadar direttiği anti-Kürt politikasıyla sorunun çözümündeki kilit kent olan Halep'e ulaşmak için DAİŞ ile ilişkisini güçlendirip, ülkeyi Suriye'ye dönüştürecek.