
Bir türlü tarih belirlenemiyor
Muhalifler ayrıca Kürt Yüksek Konseyi’nin Kürtlerin temel haklarını müzakereye taşımasını da ABD’ye baskı yaparak engellemeye çalışıyor. Ancak PYD, “Ya Kürt Yüksek Konseyi ve taleplerimizle masaya otururuz ya da hiç katılmayız” restiyle kararlılığını gösteriyor. Daha önce konferansa şartsız katılacağını duyuran Beşar Esad da, şu an karşıtlarıyla diplomatik görüşmeye hazır değil görünüyor. İki tarafın da çözüm stratejisinin olmaması ve derinleşen uzlaşmazlık nedeniyle İkinci Cenevre Konferansı bir türlü toplanamıyor. Son olarak Konferans 2014’e bırakıldı.
Konferans barışı sağlayacak mı?
Konuyla ilgili görüştüğümüz Anti Emperyalist Koordinasyon Sözcüsü ve Uluslararası Suriye Barış İnisiyatif Üyesi Yazar Wilhelm Langthaler, İkinci Cenevre Konferansı’ndan çok ümitli değil. Konferansı‘n Suriye’de çözüm yönünde adılmış ilk adım olacağını ancak uzun vadede sorunları çözmeyeceğini savunan Langthaler, görüşlerini şöyle açıklıyor: “Savaş uzamasına rağmen iki taraf da güçten düşmüyor ama kimse de kazanmıyor. Bu nedenle er ya da geç taraflar masaya oturmak zorunda kalacaklar. Fakat siyasi çözüm için bir uzlaşma ve karşılıklı saygınlık temelinde müzakere yürütülmesi gerekli. Bu şu an için sağlanmış değil. Ancak Konferans toplansa dahi bu sadece sorunun çözümü yönünde atılmış bir ilk adım olur. Sorunun kalıcı çözümü yani köklü barışı sağlamak bir hayli uzakta. Çünkü artık hiç bir şey 2,5 yıl öncesi gibi değil tüm dengeler değişmiş durumda. Kimse hakkı olduğunu düşündüğü şeyi almadan savaşı bitirmeyecektir.”
‘Muhalifler masaya oturmaz’
Langthaler, SMDK ve SUK’un konferansa katılma olasılığının az olduğu görüşünde. “Bunu neye bağlıyorsunuz” sorumuza karşılık Langthaler, “Muhalifler, Esad rejiminin taviz vermesini istiyor. Eğer muhaliflerin temsilcileri müzakere masasında bu tavizi alamazlarsa yani konferanstan eli boş dönerlerse kimi silahlı cihatçı gruplar, faturayı bunlara kesecek. Bu nedenle de muhaliflerin siyasi temsilcileri masaya oturma konusunda çekimser” diyor.
‘HSÖ içinde çelişkiler var’
Muhaliflerin siyasi temsilcilerine baskı yapan bu örgütlerin bugün Rojava’da YPG ile savaş içinde olan El Kaide bağlantılı gruplar olduğunu ifade eden Langthaler, “Bunların arasından Batı tarafından ‘ılımlı’ olarak görülen Hür Suriye Ordusu içindeki bazı kesimler de yer alıyor” diye belirtti.
‘Cihatçıların baskısı bezdirdi’
Homojen olmayan ve çok farklı eğilimleri içinde barındıran Hür Suriye Ordusu’nu “etiket” bir örgüt olarak tanımlayan Langthaler, bu çatı içinde yaşanan çelişkilere dikkat çekti: “Kürtlere karşı savaşan çete tarzındaki cihatçı örgütlerin varlığı büyük bir çelişki yaratmakta ve bundan dolayı HSÖ kendi içinde çatlaklıklar yaşamaktadır. Bu tür grupların uyguladıkları politik ve askeri baskı herkes tarafından hissedilmekte. Ki HSÖ içindeki kimi çevreler dahi bu baskıdan nasibini almaktalar.”
‘Kürtlerle ateşkes isteyen de var’
Ancak Langthaler’e göre öte taraftan bu gruplar içinde farklı düşünenler de var: “İki cepheden (Esad ve Kürtlere karşı) savaş yürütmenin kendilerine kazanım getirmeyeceğini ve bundan dolayı Kürtler ile bir ateşkesin şart olduğunu söyleyenler var.”
‘Obama müzakereyi kabul etti’
Wilhelm Langthaler, Suriye’deki kimyasal silahların imhası konusunda yapılan anlaşmayı ABD için ‘küçük’ bir yenilgi, Rusya ve Esad rejimi için ise ‘küçük’ bir zafer olarak tanımlıyor: “Ancak bundan da daha önemlisi tehditkar çıkışlarına karşın Suriye’ye askeri müdahaleye aslında pek de sıcak bakmayan Obama yönetiminin bu anlaşma üzerinden Esad rejimiyle müzakere yapmayı kabul etmesi.”
MUSTAFA İLHAN