Abe, faşizme karşı savaşta bir bacağını kaybediyor. Ülkesine, Galeano’nun deyimiyle 'biri sessiz, biri yürüyen’ ayaklarıyla dönüyor. Ancak, buna aldırmıyor ve yerinde hiç durmuyor.
'İhanetlere ve yıkımlara, dayaklara ve zindanlara rağmen’ durmuyor; bir ülkeden diğerine, bir eylemden ötekine koşuyor.
'Bir ayağı yapmıyor ama öteki yapmak istiyor ve devam ediyor; bir ayağı ben burada kalıyorum diyor, ama öteki seni götürüyorum diye diretiyor...’
Böyle yazıyor Galeano.
'Yürüyen ayağı, yürümeyen ayağını alıyor, tekrar tekrar yola dönüyordu, çünkü yol kaderdi’ diye de ekliyor.
Abe kısa sürede adı dünyada saygıyla anılan seçkin bir aktivist olup çıkıyor!
Google’dan baktım; 6 Nisan 2008 tarihinde, 93 yaşındayken hayata veda etmiş.
 90 yaşındayken yakın bir arkadaşının 'nasıl gidiyor?’ sorusuna da, 'yürüyorum işte; bir ayağım çukurda, öbürü dans ediyor’ cevabını vermiş...
15 Şubat günü Strasbourg’a ulaşan Özgürlük Yolcuları arasındaki 60 yaşının üstündeki Harun Seven’i dinleyince aklıma Abe geldi.
Harun Seven’in kalbi rahatsız. Teknik destek almadan işlevini yerine getiremiyor! Bu yüzden doktoru Seven’in kalbine güçlendirici ve ritmi ayarlayan bir cihaz takmış.
Yürüyüş öncesi doktorunu ziyaret eden Seven, Cenevre-Strasbourg yürüyüşüne katılacağını söylemiş ve yürüyüşün mesafesiyle süresiyle ilgili de bilgiler vermiş.
Doktor şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememiş. Sadece, 'tıp bilimi senin bu yürüyüşe katılmanı kesinlikle yasaklıyor’ demiş. Seven ısrar edince de, 'yapacak birşey yok’ demiş ve hastasına 'bol şans’ dilemiş!
Seven, 'özgürlük aşkıyla yürüdüğünü’ söylüyor ve bunun kalbini cihazdan daha çok güçlendirdiğini düşünüyor. 
Evet, 1 Şubat günü Cenevre’den yola çıkan Özgürlük Kervanı, 15 Şubat günü saat 15 sularında Strasbourg’a ulaştı.
Strasbourg’ta yaşayan Kürtler yürüyüşçüleri bir süre mola vereceği Strasbourg borsasına ait tarihi salonun kapısında karşıladı. Karşılamada duygusal anlar yaşandı.
Zorlu bir yürüyüş, bazı gözlemcilerinin isabetle belirttikleri gibi zorlu bir direniş başarılmıştı. Herkes birbirini kutluyor, sarılıyor, öpüyordu.
Bazı gözlerden yaş akıyordu.
Cenevre, Nyon, Merges, Lozan, Bern, Bassel, Colmar, Selestad ve şimdi de Strasbourg.
Her biri 2 milyar 197 milyon 875 bin 500 adım atmış, yaklaşık 500 kilometre yol almıştı.
Dile kolay ama gerçek anlamda bir tarih yazılmıştı.
Bunun haklı gururu yaşanıyordu.
Akşam yemeğinin yenileceği ve Stêrk TV’nin de canlı yayın gerçekleştireceği salonun önünde önce hep birlikte 'Çarxa şoreşê’ marşı okundu. Ardından tertip komitesi adına bir konuşma yapıldı.
Yemekten sonra bir yandan canlı yayın hazırlıklarını sürdürüyor, diğer yandan yürüyüşe katılanların duygu ve düşüncelerini öğrenmeye çalışıyordum.
Ozan Maruf’un bir sözü beni aldı başka diyarlara götürdü.
'Kutlu bir yürüyüş oldu’ diyen Maruf şöyle devam etti:
"Evet uzun yürüdük. Evet, bunun tarihi sorumluluğuna layık bir yürüyüş gerçekleştirdik ama, hepsinden önemlisi ilk kez birbirimize yaramızı gösterdik. Uzun yol boyunca, uzun derin sohbetler yaptık. Konuşmaya, derinden konuşmaya, yüreğimizin kapılarını birbirimize ardına kadar açmaya çok ihtiyacımız varmış, bunu anladık…"
Konuşmaktan bildik klişe sözleri tekrar etmeyi anlayan ve her konuyu getirip siyasetin dar kalıplara sığdıran anlayışa karşı Maruf’un söyledikleri ve ’Alevisi, Sünnisi, Êzîdîsi ve Soran’ı, Zaza’sı, Botan’ı ve Mehabad’ıyla bir millet oluyoruz’ vurgusu yapması önemliydi.
Aynı şekilde yürüyüşe başından beri katılan, bir başka yürüyüşçünün şu gözlemi de dikkate değerdi. "Bu yürüyüş halkta hiçbir sorun olmadığını gösteriyor" dedi ve şöyle devam etti:
"Ben buraları avucumun içi gibi biliyorum. On yıldır, on beş yıldır derneğe gelmeyen insanlar bu yürüyüşe katıldılar; evlerini ve imkanlarını sonuna kadar yürüyüşçülerin hizmetine açtılar. Bu yürüyüş birçok şeyin yanı sıra Avrupa’da yaşanan sorunların kitleden değil, bizden kaynaklandığını gösterdi. Kurum artık hayatın gerisinde kalıyor. Bu yüzden kitleyi kucaklayamıyor. Bu sorunu çözecek yol ve yöntemlerin çok da ertelenmeden bulunması gerekiyor!"
Yürüyüş siyasi olarak ortaya çıkardığı sonuçlar tartışıldı, tartışılıyor. Ve bu sonuçlar başarılı da bulunuyor.
Ancak, Cenevre’den Strasbourg’a "Öcalan’a Özgürlük, Kürt Halkına Siyasi Statü" yürüyüşü toplumsal ve kurumsal sorunların sorgulanması ihtiyacını da ortaya çıkarmış bulunuyor. Bunun da bir kazanım olarak değerlendirilmesi gerekiyor.
Öte yandan Türkiye devrimci hareketinin yürüyüşe verdiği aktif desteği de unutmamak, onu da anmak gerekiyor.
Türkiyeli devrimciler bu sorunu kendi sorunları gibi sahiplendiler ve Kürtlerle yürek yüreğe verdiler. Canlı yayınımıza katılan devrimci-demokratlar halkların birliği, kardeşliği ve eşitliği temelinde özgür gelecek mesajları verdiler. Yine Ermeni ve Asuri Süryani halkının temsilcileri de bu yürüyüşte yerlerini aldılar. Bütün bunlar Kürt Özgürlük Hareketi'nin Anadolu ve Mezopotamya coğrafyasının kadim sesi ve soluğu olduğu kadar, insanca yaşama tutkusu olduğunu da gösteriyor. Bugün Strasbourg’ta bu tutku bir kez daha bütün görkemiyle kendini gösterecek. Bugün Strasbourg üzerinden dünya insanlığına özgürlük ve barış içinde birarada yaşama mesajı verilecek.
Elbette yürüyüşe dair anlatılacak çok şey var. Ayrıca bizim kavgamızda da, Franco faşizmine karşı savaşan Abe Osherroff’un izinden giden, birbirinden etkili insan hikayeleri var.
Komite yürüyüşün günlüğünü hazırlıyor. Günlük gün be gün yazılıyor! Gözlemlerimin bir kısmını orada; bir kısmını da fırsat buldukça gazetemize yazmaya devam edeceğim...


GÜNAY ASLAN