HDP'nin seçim başarısında birileri “emanet oy” tartışması yapadursun, seçimlerin en büyük “kazandıranı” henüz tam tartışılmış değil. Ama herkesin bildiği birkaç faktör var. Her ne kadar televizyonlarda tartışılmasa da herkesin aklından, "Kobanê ve Rojava direnişinin Kuzeyli Kürt seçmene etkisi” konusu geçiyordur. Seçim kampanyasını “yumuşak, ürkütmeyen, uzlaşma arayan” doğrultuda yürüten HDP, bana göre genelde Rojava, özelde Kobanê devriminin siyasi-sosyal-askeri gerekçelerini ve sonuçlarını yeterince anlatamadı. Türk seçmene de ulaşmaya çalışan HDP için birçok engel ve zorluk vardı ama hedeflediği oranda da oy alamadı bana göre. Türk yoksullarının, seküler hayata dair kaygıları olan gençlerin, solcu kesimlerin oylarını alma stratejisi üstüne yürüttüğü kampanya, zaman zaman Erdoğancı rejim ile dişe diş bir kavgaya büründü. Bunun HDP'ye oy verecek kesimler için pozitif katkısı oldu. Zira Erdoğancı cenah, son derece cahil ve düşmancaydı. Sürekli hile peşindeydi. Saldırganlığı AK idiotların propaganda yayınlarına çevirdikleri gazetelerde ve televizyonlarda görmek mümkün. Üstüne “günlük-sıradan İslamcı faşizm” konulu ciltlerce kitap bile yazılabilir. Asıl “kazandıran” bu da değil elbette.
Sınırın hemen öte tarafında binbir zorluk ve birçok imkansızlıkla barbarlığa karşı savaşan Kürtler vardı. Kuzey Kürdistan'a neredeyse hergün cenaze geliyordu. Bu, Kuzeyli Kürtlerde duygusal kırılma yarattı. Zira Türk hükümetinin Kürtlerin politik ve ulusal taleplerini ezme konusunda DAİŞ ile sıkı işbirliği yaptığı gün gibi ortadaydı. Zira aynı hükümet BAAS rejimi döneminde de DAİŞ ile kurduğu benzer ilişkileri kurmuştu. Ama DAİŞ'e karşı sınırın öte yanındaki Kürt erkeklerinin–kadınlarının verdiği mücadelenin olağanüstü taraflarına tanık olmuştu dünya. Mesela Irak ve Suriye ordularının birkaç saatte en donanımlı üslerini bırakıp kaçtıkları coğrafyada, kalaşnikof ile direnen kadınlar ve erkekleri gördü insanlar. Binlerce cihatçı Kobanê'ye saldırdığında sadece kendi yetenekleriyle saldırmadılar; Türk ordusundan her alanda destek aldılar. Kobanêlilerden daha iyi kimse bilemez bunları. Karakolların yanından sınırdan sızdırılarak arkadan genç savaşçıları hançerlediler. Bu koşullara rağmen savaştılar ve dünyayı kendilerine hayran bıraktılar.
Tüm bunlar o savaşın sonuçları. Konumuzla ilgili olanı ise; bu savaşın gerekçeleri. Tam da bu derece yüksek düzeyde irade gösteren Kürt savaşçılarının gerekçeleri, seçimlerde bence yeterince anlatılamadı. Vekil adaylarımız televizyonlarda bu tip sorularla karşılaştıklarında epey zorlanıyorlardı. 'Ortadoğu, oyun, büyük güçler' teorisiyle bu direniş ifade edilemez. Bu konuda bilgi yetersizlikleri de mevcut.
Bir videoda izlemiştim, bir YPJ'li savaşçı, “Burada mesleklerimizi özgür koşullarda ifa etmek için de savaşıyoruz” demişti. Basit bir cümle, basit bir anlatım… Onlarca Batılı gazeteci, belgeselci Batı Kürdistan'a gitti. Yüzlerce makale yazıldı, onlarca belgesel çekildi, bir o kadar haber yayını yapıldı. HDP seçim stratejistleri bu yayınları bana göre yeterince incelemediler. Çok ince, mesaj kabiliyeti yüksek, seçmeni doğrudan etkileyecek bulgular vardı. Bunun için özel bir komite oluşturulabilirdi.
Suriye iç savaşının sadece cihatçı sorun yönü yoktur. BAAS rejiminin, İran Şii rejiminin, Rusya bölgesel gücün de etkileri var. BAAS, acımasızlıkta, düşmanlıkta, yok saymada, asimilasyonda cihatçı şoven Arap örgütlerle yarışır; işkencede de zulümde de… HDP'nin seçim aktivitelerinde BAAS ile ilgili anlatımlar, propagandalar da bana göre yetersizdi. Halkların kardeşliği, ancak halkların eşitliği ilkesi üstüne inşa edilirse hayat bulur, enternasyonalist bir paradigma olur. Bunun dışındaki genel kabuller egemen ulusların hileli yollarıdır.
Seçim mitinglerinde bol bol “Türkiye halkları” vurgusu da gereksiz bir uzlaşma arayışı idi. Zira Kürdistan'ın birçok yerinde başka ulustan topluluklar da anlatılmak istenen mücadelenin birer parçasıydı. “Kürdistani halklar” vurgusu oldukça zayıf bir kampanya izledik. Yayınlarda, gazetelerde, mahalli toplantılarda sorun yoktu ama büyük mitinglerde, kampanyanın “Kürdistani halklar” retoriği eksik kaldı gibi… Zira Rojava'da savaşan Kürt, Süryani ve Arap halklara birer Kürdistani haleti. Demokratik ulus ilkesi adına saygıyla Kürdistani halklar argümanı araya girmeliydi. Kürt siyaseti Kürt gündemiyle Türkiyelileşebilir. Bu seçim bunu da kanıtladı. Barışçıl koşul şartıyla hak olanı talep etmek, hak olanı dillendirmek ne ayıp ne de sert bir söylemdir.
Söylemde Rojava ve Kobanê direnişinin gerekçeleri ve sonuçlarını yeterince anlatamadığını düşündüğüm aynı HDP, pratikte muazzam katkı sundu. Bunu özellikle belirtmek gerekir. Tüm HDP bileşenleri en üst düzeyde vekili, çalışanı ve aktivistiyle aylarca sınır boylarında hem maddi hem manevi katkı yaptı. Kürtleri ve diğer halkları adeta yardımlar için mobilize etti. Belediyeler tüm imkanlarını sonuna kadar kullandı. Rojava'daki siyasi temsilcileri birçok miting ve gösteride davet ederek onları onurlandırdı. Hakları ödenmez HDP'lilerin… Kobanê'nin en zor günlerinde Kobanêlilere yalnız olmadıklarını gösterdiler. Yukarıda yazdığım söylem eksikliği, daha çok kişiye ulaşmayı arzuladığım için… Barbarlık sadece Kürtlerin özgür taleplerini, özgür yaşam arzularını tehdit etmiyor, bir bütün Türk-Arap-Avrupai halkları da tehdit ediyor. Bir şekilde Rojava üzerinden bu anlatılmalı, kavratılmalı. Henüz erken olmasına rağmen bu direnişin siyasi sonuçlarını daha net göreceğiz elbette. Seçimin en büyük kazanımı; Kürtler arasında duyguda birliği sağlaması…