Her şehit karanlığı yırtan ve bize yol gösteren birer ışığa dönüşüyor. Her şehit ile faşizan ve DAİŞ’leşen zihniyetler irim irim kan kusuyor... 

İnsanlığa ders veren bir şehit daha, Kürdistan’ın Firaz Dağ’ı, Londra’nın Mehmet Aksoy’u. 

Cephedeyim, Firaz’ın toprağa düştüğü noktadan 20 metre ötede başımı arasıra kaldırıp oraya bakarak, ellerim titreyerek yazıyorum... Firaz’ı anlatmak sayfalara sığmaz, kelimeler yetmez diyenlere inanmayın, sadece sayfalar yetmez... Çok kısa sürede, kısa ve öz olacak şekilde, Firaz’ın Reqa cephesindeki günlerini, birlikte yaşadıklarımızı aktarmaya çalışıyorum. 


En büyük hayaliydi

Firaz’ın en büyük hayali Kürdistan’a gitmekti, Rojava Devrimi’ni yerinde yaşamak, Kürdistan için birşeyler yapmak son zamanlardaki tek emeliydi; özellikle hamlelere katılmak, savaşın ortasına kendini atmak gibi bir arzuyla yanıp tutuşmuyordu. Farklı projeleri vardı, burada esas çalışma alanı olan sinemacılık, film ve belgeseller üretmek istiyordu. Firaz hayatında en doğru kararları verebilen ve en sabırlı olarak tanıdığım ender insanlardan... YPG basın birimine katıldığı günden itibaren hayallerini hemen hayata geçirmeye, somutlaştırmaya başlamıştı. Kısa sürede ne Batılı basının ne de Kürt basının yapamadığını yaparak Reqa savaşının çok büyük kitlelere ulaşmasını, izlenmesini sağlamıştı. 

Firaz hangi işi yaparsa yapsın en iyi şekilde yapar, en doğru şekilde sergilerdi. Her alanda işinin eri, mesleğinin erbabıydı. YPG basın birimindeki çalışmasını da bu doğrultuda aşkla yürüttü hep. Ürettiklerini saymakla bitiremeyiz. Faydası mı, inanın hepimizden daha çok... 


Üniformasını giydi, kamerasını hazırladı

Reqa savaşı öncesinde buraya benim de gelmek istediğimi biliyordu Firaz. Bir hafta arayla önce ben sonra Firaz Süleymaniye’ye ulaştık, burada bir süre Rojava topraklarına geçmek için bekledik, birbirimizi hiç görmedik. Sürekli telefon üzeri iletişim kuruyor, Rojava’ya geçmek için nasıl sabırsızlandığımızı anlatıyorduk birbirimize. 

Benim için gün gelmişti, zorlu bir yolculuğun ardından devrim topraklarına ulaştım ve buradan da Reqa cephesine. Cepheye ulaşır ulaşmaz işe başladım, haber göndermek için internet bulduğum her an Firaz ile iletişim kurdum, fazla süre geçmeden O’da Hesekê’ye ulaşmayı başarmıştı. Direkt olarak YPG Basın Birimi’nin ana merkezine gitmişti, üniformasını almış, kameralarını hazırlamıştı. Cepheye gelmesi için çok ısrar ediyordum. “Biz daha senin girdiğin yerlere giremiyoruz” dediğinde aslında sadece beni onore etmeye çalıştığını hissedebiliyordum. Zaten fazla sürmedi benim cephede 1 ayım dolduğunda devrim ve meslek aşkı bizi buluşturmuştu. 



Reqa’da Firaz’la halaya durduk

Süleymaniye’deyken bir konuşmamızda Firaz’a Reqa mevzilerinde birlikte halaya duracağımızı, faşizmin inadına, çetelerin başkentinde zafer şarkıları söyleyeceğimizi iddia etmiştim. İşte hayalimin gerçek olduğu o an gelmişti. 

YPG basın birimi, her 20 günde bir olduğu gibi yine grup değiştiriyordu, YPG basın noktası ile saldırı gruplarının harekete geçtiği noktaya çok yakındı, akşam güneşi yere değerken buraya gitmiştim, o gün gruplar halaya durmuş tam bir şenlik havasında saldırıya hazırlanıyordu, kısa süre sonra Firaz mevzilerin arkasında belirdi ve koşarak birbirimize sarıldık. Reqa mevzilerinde Firaz’la halaya durduk. 

Akşam uyumadan önce uzun uzun sohbet ettik, sohbetin özeti şuydu; “Hangimiz daha erken ölürse, diğeri Reqa’da kalacak ve Reqa’nın özgürleştirildiği haberini dünyaya duyuracaktı.” 

Sonraki 10 gün boyunca elimden geldiğince O’nu cephede dolaştırdım, savaşçılarla tanıştırdım, taburları ziyaret ettim çalışabileceğimiz alanları gösterdim. En ön mevzilere yoğun çatışmalara gideceğim günler ise yalanlar söyledim, Onsuz gittim çünkü O dünyaya lazımdı. 

Kısa süre sonra Firaz artık kendi yolunu Reqa’da bulabiliyor, projeler üretiyor, YPG basını ile koordineli çalışmalar yürütüyor ve çok başarılı işlere imza atıyordu. Tüm savaşçılar, cephedeki tüm çevreler onu yürekten sevmişti, gün geçtikçe sevgisi giderek büyüyor çok geniş bir çevreye sahip oluyordu. 


45 gün Reqa’da birlikte

Yaklaşık 45 gün cephede birlikte çalışma yürüttük, arkadaşlarımızın şahadetine birlikte tanıklık ettik bu süreçte, cephenin acılarına da, cephedeki bir tas pilava da birlikte ortak olduk Firaz’la. 

Firaz’ın cephedeki günleri belkide hayatındaki en mutlu günleriydi, kendini bulmuş, çocuklar kadar enerjik sağa sola koşarak her işin bir ucundan tutup yardımcı olmaya çalışıyordu. Gece nöbetlerinde benden sonra hep O vardı, uyandırmaya kıyamıyordum, O kadar çok yoruluyordu ki zaten… Son nöbet onun olduğu için en erken Firaz uyanmış oluyordu ve hep en geç o uyuyordu yapacak işleri hiç bitmiyordu. 

Cephede hemen hemen herkesle harika, samimi ilişkiler kurmuş, beni gören herkes Firaz yanımda olmadığında onu bana soruyordu. Gittiği heryere neşe götürüyor, sohbet ettiği herkesin yüzünü güldürüyordu. Basın alanındaki çalışmalarıyla büyük sevgi ve beğeni kazanan cephenin ender kişiliğiydi. 

Sabah en erken uyanan Firaz çay hazırlıyor, arkadaşalarını uyandırıyor ve kahvaltının hazırlanmasına da yardımcı oluyordu. Daha sonra o günkü planını YPG basınındaki arkadaşlarına aktarıyordu, en erken cepheye ulaşıp, deyim yerindeyse yana yana röportaj yapacak birileri, fotoğraflayacak ilginç bir görüntü ve hikayeleştirecek yaşamların peşine düşüyordu. Birlikte geçirdiğimiz son zamanlarında YPG basınına sunduğu ve kabul gören fotoğraflarla savaşçıların hikayelerini yayınlamaya oldukça odaklanmıştı. Bu proje için yoğun çaba harcıyordu. Arkadaşlarıyla uyum içinde çalışıyor, akşam noktaya döndüğünde ise laptopundan işi bitene kadar ayrılmıyordu. Zaman zaman ideolojik sohbetlere girip çevresindekileri aydınlatıyor, yeri geliyor onlara perspektif bile sunuyordu. 


Son sarılışımız oldu

Kısa süreliğine Avrupa’ya dönmek zorundaydım, O da bunu biliyordu, ben yola çıkmadan sıkıca sarıldık, bana vedalaşmaları sevmediğini söylemişti ama zaten tanıyanlar bilir, Firaz’la biz hep birbirimize sarılarak sevgimizi ifade ediyorduk. Bu son sarılışımız olmuştu. 

Yola çıktım, geri döneceğime dair söz vererek yola çıkmıştım, O da beni bekleyeceğini Reqa’nın özgürleştirildiğine birlikte tanıklık edeceğimizi söylemişti. 

Geri dönüş yolunda acı haberi aldım. Reqa’ya ulaştığımda ise bizleri tanıyan hemen hemen herkes bana koşarak sarıldı. 

Hele Şengalli kadın savaşçıların cepheyi inleten bir feryadı vardı ki anlatması mümkün değil. Şengalliler onu çok sevmişti, basındaki arkadaşları, cephenin doktoru, koordinenin komutanı herkes Firaz’dan bahsediyordu. Tüm cepheye Firaz’ın şehit düşmesi artık fazla gelmişti. 


Beni Firaz gibi karşıladılar

Önceki gün röportaj yaptığım savaşçıların kucağımda son sözünü bile söylemeden şehit düşmesine mi yanayım Firaz’ın gidişine mi... Firaz, Reqa cephesinde bugün bir sembol olmuş durumda. Şengalliler durmadan ondan bahsediyor. Geçtiğimiz gün beni noktalarına götürdüler, ağlaştık dakikalarca, sonra Firaz’ın sevdiği yiyecekleri yaptılar bana yedirdiler, Firaz şehit düştüğü gün onlara şeker götürmüştü, acı olay zaten buradan dönüşünde gerçekleşmişti, buradayken akşam gelip Şengallilerin turşusundan yiyeceğini söylemişti, Şengaliler turşuyu bana yedirdi, beni Firaz diye bağırlarına bastılar, Firaz’a söylemeye zaman bulamadıkları güzel şeyleri Firaz diye bana söylediler. Acılarını paylaştılar ve Firaz’ı yaşatacaklarına söz verdiler. 

Tüm şehitler aynıdır, hepsi karanlığı aydınlatan birer mum, hepsi bizlerin değerleri. Birini diğerinden ayırmıyorum ben ama yine aynı ben şu anda Reqa cephesinde onlarca şahadeti gören ben... Cephenin hiç bu kadar buruk ve üzgün olduğunu görmedim, Firaz bana bunuda gösterdi. Firaz sadece Avrupa’da değil, Reqa cephesinde de hepimizin ortak noktası olarak mücadelenin yükselmesini sağladı. Aramızdan çok erken ayrıldı belki ama çok büyük başarılara imza attı hepimize örnek olacak dolu dolu bir yaşamı bizlere sundu.

Şimdi artık sadece mesleğim ve devrime değil, Firaz’ın mücadelesine de aşığım.