Kaos ve kriz giderek yeni bir biçim alıyor. Tüm güçler vekalet savaşından, direk kendileri sahneye iniyorlar. Yani tüm kozların, tüm kartların ortaya çıkarıldığı sürece giriyoruz. Bu süreç hem çetin savaşların yaşanacağı, hem de siyasi-diplomatik görüşmelerin yaşandığı bir süreç olacaktır. Yeni ilişkiler devreye girecek, ittifaklar ve karşı ittifak içinde yeni çelişki, yer yer çatışma, geçici uzlaşmalar mümkündür. Bu durumda Suriye’de genel tablo, baş aktörlerin uzlaşmaları, Amerika ve Rusya arasında yoğunlaşan diplomasi devam edecek. Amerika’daki seçimler öncesi savaşta kısmı sonuçların alınması için yoğunluk sağlanabilir. Suriye’yi kendi içinde bölgelere ayrılabilecek, paylaşımların harita üzerinde yer değişimleri olacak. Hangi alanlar kime verilecek, hangi güçler nerelere kadar yerleşecek, İdlip ve Halep üzerinde yeni senaryolar gündeme alınacak. Karşılıklı tavizler de olacak, bazı bölgelerin birbirine bırakılması gündemde. Tabi nasıl bir geçiş süreci olacak? Bu konuda farklı görüşler devam etse de uzlaşma noktaları hamleleri giderek ileri bir aşamaya ulaştığı söylenebilir.

Bu denklemde Kürtlerin konumu ve rolü ne olacak? Kuzey Suriye'de demokratik federalizm ilanı ile yeni bir sürece girildi. Minbiç’teki Suriye Demokratik Güçleri’nin zaferi ile Bab hamlesi gündeme girince, yeni ittifaklar da gündeme girdi. Türkiye öncülüğünde anti Kürt ittifakı harekete geçti, eski ilişki düzleminde parçalanan bu ittifakı yeniden güncelleştirdi. Türkiye, İran, Suriye rejimleri ortak gizli ittifak yaparak, gelişen Kürt özgürlük yürüyüşünü engellemek istedi. Esasta Rojava’daki Kobanê süreci ve sonrasında gelişen koalisyonla ortak hamle ve ittifak büyük gelişmeler yarattı. Hasekê saldırısı artık Suriye rejiminin uçaklarla demokratik federasyona saldırması, kısa sürede TC’nin Cerablus işgali ve sonrası Minbic’e yönelik top ve uçak saldırıları yeni bir sürece girildiğini göstermektedir. Bu süreç Kürtler açısından çatışmaların bir üst aşamaya geçtiğinin göstergesidir. Sadece DAİŞ ile çatışmalar değil, Suriye rejimi yanında direk TC işgalciliği devreye girdi. İşgalci TC yanına aldığı derme çatma ÖSÖ güçlerini alıp Bab yolunu kesmek istemesi yanında, asıl niyetinin Minbiç’te karşı bir operasyon yapma istemidir. ‘YPG Fırat'ın Batı'sına geçsin yoksa, Minbic’e saldırırız’ demesi asıl niyetlerini, açığa vurdu.  

Cerablus’u işgalinin henüz 3. gününde, Cerablus Askeri Meclis savaşçılarına saldırması, bu sahte Cerablus devir tesliminde, rolünü iyi oynamayan DAİŞ yerine TC işgalci çetelerini devreye soktu. TC 3 tank kayıbı ile Suriye batağına nasıl girdiğini, Zap gibi nasıl geri çekilebileceğini şimdiden planlıyor olmalılar. Ama TC Ordusu prestij düzelteyim, itibar sağlayayım derken var olanın da darbeleneceğini de çok iyi biliyor. Cerablus için Amerika’nın verdiği, FETÖ tavizi kısa süreli olacak, tüm güçler koalisyonla hareket eden Kürtlere karşı saldırıya sessiz kalmayacak. Yine koalisyonla ortak savaşan ve askeri donatım sağlamış olan, tecrübeli Suriye Demokratik Güçlerince, işgalcilere karşı savaş kızışacaktır. TC’nin DAİŞ ortaklığı, Cerablus senaryosu ile bir kez daha ispatlanmıştır. Bab’daki savaşta tüm güçler her taraftan bu savaşa girecektir. Rusya ve Suriye güçleri Bab yakınlarında konumlanmıştır, TC ve ÖSO güçleri, ortakları DAİŞ güçleri ve karşılarında Kuzey Suriye Demokratik Güçleri arasında beklenen büyük çatışmalar söz konusudur. Türkiye, Rusya ve Suriye verdiği tavizler ve alacakları ne olacaktır? Yine Uluslararası Koalisyonun konumu ne olacaktır? Sonuçta hem TC ve ÖSO ile ittifakı diğer yandan Suriye Demokratik Güçleri’yle olan taktik askeri ittifakı nasıl dengelenecektir.

Şimdi en çok tartışılan bu durumda yeni ittifaklar ve ilişkiler gündemleştirebilir.

Amerika’nın dengeci ve tüm güçleri kendi çıkarları için kullanabileceğini, emperyalist politikalarının gereğidir. Sürekli çatışma zeminlerini canlı tutması ve bu temelde hep müdahale zemini yaratmak istediği açıktır. Bu bilinmesine rağmen neden ABD ile ilişkileniliyor? Taktiksel, dönemsel politikalar çakıştığı ve DAİŞ’e karşı ortak koalisyonla hareket etmenin, Suriye Demokratik Güçlerince yeni mevziler kazanmak için fırsat yaratığı açık. Ortadoğu’da tüm denklemlerdeki güçlerle ilişki çelişki temelinde politika yürütmek, devrimin doğru diplomasi ve ittifaklarla yürütülmesi gerektiği de açıktır. Rusya, Suriye ilişkileri ve olası avantajları her zaman söz konusudur. Stratejik ve uzun vadeli siyasette yeni Ortadoğu'nun şekillenmesinde, Kürtlerin konumu belirleyici olduğu, Suriye'deki yeni denge arayışlarında ortaya çıkmaktadır. Tüm siyaset Kürtler üzerinde değişebilmektedir. Küresel güçler Amerika ve Rusya birçok vaadler vererek Kürtleri yanına çekmeye çalışmaktadır. Yine bölgesel güçler aynı temelde, Sünni-Şia çekişmesi içinde Kürtleri kendi yanına çekmeye çalışmaktadır. Tüm güçlerle ilişki ve dönemsel politikalar yürütülmesine rağmen, bunların tümünün değişebileceğini, 75 Cezayir anlaşmasında olduğu gibi bilinmektedir. Onun için asıl olan kendi özgürlük bilinci ve özgücüne olan güvendir, dost ittifaklar ile 3. güç olarak alternatif olabilmektir.

Suriye’de çatışmalar yoğunlaşacaktır. Kuzey Suriye Demokratik Federasyonuna karşı da savaş yoğunlaşacaktır. Türkiye işgali sadece dağılan OSÖ’ya yer açmak değildir. TC her tavizi vererek, Suriye’de 4 yıllık direniş mirasını pazarlayan ve her yerden vazgeçerek, Şam'da ÖSÖ güçlerini teslim edip, birçok yeri Rusya Suriye rejimine savaşmadan bırakıp, sadece İdlib’ten Cerablus’a kadarki alanda, sözde sınırlarını güvenceye alma adı altında, Suriye'deki savaşta geri çekilmedir. Ama bunu yaparken, son bir hamle ile anti Kürt ittifakı yaratıp, Cerablus’a işgalı ile Kuzey Suriye Federasyonun Afrin’le birleşmesini engellemeye çalışmaktadır. Bu Amerika ile danışıklı yapılmakta. ABD, Türk Ordusunu kullanarak Suriye’de elini güçlendirmek isityor. Ayrıca Kürtleri kendi politikalarına mecbur ederek Rakka’ya yönelik operasyonu da başlatmak istiyor. Kürt sopası ile DAİŞ ve Türkiye dövülürken, Türk sopası ve döküntü ÖSÖ güçleriyle de Kürtler dövülmektedir. 

Önümüzdeki günlerde Bab ve Halep'teki gelişmeler, var olan karşılıklı tavizlerin ne olduğunu açığa çıkacaktır. Türkiye içeriye Bab’a doğru gittikçe, nelerle karşılaşacaktır? Bab’ın konumu, Halep için çok önemli. Bunun için buraya Türk güçlerinin girmesine Suriye ve Rusya müsade ettirmeyecektir. DAİŞ içinde Arap Selefi milliyetçi gruplar, ÖSO ve TC’ye karşı durma ihtimali olacaktır. Buraları çok rahat devir teslim etmeyebilirler. Yine Bab Askeri Meclis'i, Suriye Demokratik Güçleri de mutlaka ilerlemek isteyecektir. Rusya yeniden Afrin tarafında ilişki sağlayıp, hava desteği verebilir. Suriye rejimi ile açık ilişkiler geliştirilerek, Halep’in ve Bab’ın geleceği üzerinde yeni politikalar geliştirme imkanı her zaman mümkündür. Suriye’de hala savaş devam ediyor ve Halep üçgeni, Bermuda üçgeni gibi birçok gücü yutar.

Savaş zorlu ve çetin geçecek. Finale doğru gidilirken yeni oyuncu değişiklikleri ile devam eden savaşta, fırsatları ustaca değerlendirip, taktik ve stratejik hamle yapabilen, hızlı, dengeleri iyi tahlil eden, sürpriz yeni sonuçları da ortaya çıkaracaktır.


Ergün Özdemir