
Siyasi duruş yasaya aykırı değil
Asıl meselenin „onlar gazetecilik faaliyetinden tutuklanmadı„ söyleminden „ama onlar da fazla muhalifti“ noktasına taşınmak üzere olduğuna işaret eden Başaran, „Gözaltına alınan ve tutuklanan gazetecilerin hepsinin siyasi bir duruşu ve fikri olabilir. Bu hangi ülkenin hangi yasasına aykırıdır? Ayrıca tutuklanan meslektaşlarımızın hakkında da tek bir delil bulunmadı. O yüzden bir süre sonra muhalif olmanın, düşünmenin, sorgulamanın bir gazeteci için ‘yasak’ sayıldığı günler gelecek“ diyerek, kaygılarını dile getirdi.
Kürtlerin değil herkesin meselesi
Son dönemde örgüt üyeliği ya da propagandası üzerinden kurulan suçlamalara bakıldığında sadece sol görüşlü olmanın, sadece Kürt olmanın ve sadece muhalif olmanın gerekli bağı kurmaya yettiğine dikkat çeken Yazar Pınar Öğünç ise, „Kürtlerin şanssızlığı çok kolay ilişkilendirilebilecek bir örgütün hazırda var olması. Sol görüşlü öğrenciler ve muhalif gazeteciler için biraz daha uğraşmaları gerekiyor. O yüzden de ileride birilerinin özür dilemesini gerektirecek iddianameler ortaya çıkıyor, böyle operasyonlar yapılıyor“ dedi. Basın özgürlüğü olarak Türkiye’nin hiç iç açıcı bir yerde durmadığını ifade eden Öğünç, „Ve daha da acıklısı çoğunluğun bundan gocunmadığı, umursamadığı zamanlardayız“ dedi.
Basın özgürlüğünün sadece gazetecilerin meselesi olmadığını belirten Öğünç, „Muhalif medyanın sesini ne kadar çıkardığı, doğrudan o ülkedeki demokrasiye dair veriler sunar bize. O yüzden de bu sadece gazetecilerin değil, süreci daha ağır yaşan Kürt gazetecilerin ya da sadece Kürtlerin bile değil, herkesin meselesidir“ diye konuştu. Kürt basın kurumlarının bazı basın yayın organları tarafından hedef gösterilmesine ilişkin ise Öğünç, „Bu ülkede en kolay şey hedef göstermek ne yazık ki. En gelişkin kültürümüz linç kültürü“ dedi.
Ortak mücadele olmalı
Gazetec- yazar Berrin Karakaş da, bu baskının artık herkese eşit derecede uygulandığını söyledi. Özgürlük kavramının tek başına ele alınması gerektiğini belirten Karakaş, „Yani bu basına, siyasetçilere ya da avukatlara özgürlük değil de yalnızca özgürlük olarak ele alınmalı. Özgürlük yaşadığımız süreçte herkesin ihtiyacı“ dedi. Tüm özgürlük mücadelelerinin ortaklaştırılması gerektiğini belirten Karakaş, „Bu dönemde cesaretin korkudan ağır basması gerekiyor. Özgürlük herkes için olmalı„ dedi. Gazetecilerin „terörist“ olarak lanse edilmesine, „Bir gazeteci terör suçu işleyemez, işlediği iddia edilebilir ancak“ diyen Karakaş, şu değerlendirmede bulundu: „Eğer her yere egemen olmak istiyorsanız, öncelikli baskı altına almanız gerekenlerden biri de basındır. İşte bu yüzden Kürt gazetecileri ağırlıklı olarak alıyorlar ve bu yüzden de yandaş basın gibi tabirler var. Ayrıca Özgür Gündem, DİHA vs. haberlerini tüm gerçekliğiyle takip edebildiğimiz kurumlardır. Diğer yaygın medyaya bakıldığında onların yayınlamadığı ve asla da yayınlayamayacağı şeyleri canları pahasına yayınladıkları bir geçmişleri var. Bu dönemde hedef gösteren yaygın medyada artık bazı gazetecilerin bizim bilmediklerimizi nasıl bildikleri de soru işareti. Onların haber kaynakları kimdir, nedir? Demek ki artık onlar da bir yönlendirmeye sahip.“
Kurt kuzuyu zaten yiyecek
Gazeteci-yazar İsmail Saymaz da, bu şekilde devam ederse gazetecilerin hemen her insani davranışına bir örgütsel biçim kazandırılabileceğinin altını çizerek, „Bu durum 90’lara dönülmesidir“ dedi. DİHA, Birgün, Özgür Gündem gibi yayın kuruluşlarının yaygın medyadan farklı bir iş icra etmediklerini belirten Saymaz, „Kaldı ki gazetecilik faaliyetleri doğrultusunda çektikleri fotoğraf, yazdıkları haber, oluşturdukları kanaat yine çalıştıkları yayın aracılığıyla kamuya mal oluyor. Yani bir belgeyi edinip saklamak, onu şahsi arşivinde ya da iddiaya göre ait olduğu örgütün arşivinde tutma gibi bir durum bile olsa bence bu suç değil. Kişi zaten yayınlamak üzere aldığı bilgiyi ve zaten yayınladıktan sonra bu ilişki ağını ‘örgütsel’ diye yorumlamak şu demektir; kurt zaten kuzuyu yiyecektir, bunun için sebep aranmaktadır“ değerlendirmesini yaptı.
ŞİLAN ÖZHAN - DİHA/İSTANBUL
Akar: Onlar meslektaşlarımız
Gazeteci Rıdvan Akar, „AKP Hükümeti, siyasetçilerden belediye başkanlarına, çocuklardan Kürt gazetecilere kadar operasyonlar düzenleyerek, sorunu bir asayiş sorununa indirgiyor“ dedi. Türk medyasının tutumunu da eleştiren gazeteci Akar, medyanın ‘onlar gazeteci değil’ diyerek ele alıp operasyonları meşrulaştırmasına karşı çıktı. „Medya gözaltına alınanların meslektaşlarımız, yaptıklarının da haber olduğunu unutuyor; unutmamalıyız“ diyen Akar, AKP Hükümeti’nin gözaltı ve tutuklamalara saldırılarını sürdürdüğü takdirde, çatışmaların yeniden başlayacağı kaygısını duyduğunu vurguladı.
Akar, operasyonların çatışmaların ihtimalini artırdığına dikkat çekerek, ekledi: „Bu ihtimal uzunca bir süredir var zaten. Silahla, kanla toplumsal sorunların çözümünün gerçekleşmeyeceğini anlamamız için daha kaç gencimizi yitirmemiz gerekiyor?“
Cüre: Direnmeliyiz
Gazeteci İrfan Cüre, tutuklamaların amacının kimilerinin sandığı gibi sadece gözdağı vermek değil, olası bir görüşmede PKK’nin elini zayıflatmayı amaçladığını belirtti. Cüre „Erdoğan’ın ‘ileri demokrasisi’, gerçek hayatta karşılığını Kürtlere, demokratlara, sosyalistlere ileri düzeyde bir imha sistemi, olarak ifadesini buluyor. Vicdanını, hak ve adalet duygusunu, insanlık değerlerini yitirmemiş herkesin bu topyekün saldırıya karşı sesini yükseltmesi gerekir. Hükümetin kendisini çok güçlü gördüğü ve pervasızlaştığı bu dönem, aslında onun korkularının ve zayıflıklarının da iyice görüldüğü bir dönem olacaktır. Bu gidişi durdurmanın tek yolu, direnmektir“ dedi.
Dolzer: Siyasal hedefli
Sosyolog Martin Dolzer, „Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın 18 Aralık’taki açıklaması, bu operasyonların arkasında AKP’nin olduğu ve siyasi bir amaç taşıdığını göstermiştir. AKP’nin akıl hocası Fethullah Gülen ise iki ay önce kin ve nefret dolu bir görüntülü mesaj yayınlamıştır. Mesajda ‘onları tespit edin, etrafını sarın, birliklerini parçalayın, evlerine ateş düşürün, köklerini kazın’ ibareleri yer almıştır“ dedi. Dolzer, Kürt halkının mücadelesinde kararlı olduğunu göstermesi ve Ortadoğu’daki gelişmelerden sonra AKP’nin yönelimlerinin arttığına dikkat çekti. Dolzer, Almanya’nın da Kürtleri kriminalize etme politikasından vazgeçmesini ve kalıcı bir barış için PKK yasağının kaldırılmasını talep etti.