Mevsimine göre insan duyguya bürünüyor. Kışın net soğuğu, baharın ılıman tavrı, yazın sıcak soluğu...
Ancak sonbahar ya da diğer deyimle “güz” rengini hazandan alıyor. Ağaçların dallarında tek-tek sararan ve bir-bir dökülen yapraklar ve o hazin travma, santim santim bunu ağaca yaşatıyor. Dalından koparak düşen her yaprak, insanın içine acıyı nakşediyor. Hayatın kanaviçesini örerken, gencecik yaşlarda umutlarından hayallerinden koparılan bedenlerinde, yaprak açan kurşun yaralarıyla hayat ağacından düşüyor, ölüyor, öldürülüyorlar.
Düşmesi yetmiyormuş gibi bir de aynı acı ve zalim bir kasırgayla sürükleniyorlar. Artık yüzümüz gülmüyor, art arda sıkıyönetim ilan ediliyor, haftalarca en insani ihtiyaçlar bile verilmiyor. Ortalarda savaş manyakları dolaşıyor, hiçbir meşruiyeti olmayan statükonun kolluk güçleri kendilerini vurmasın diye hastalar ellerinde beyaz bayraklarla sokağa çıkıyor. Bu durumda bir devletin varlığından bahsetmek mümkün mü? Bunlar bildiğimiz uluslararası savaşlarda olmuyor mu?
Bu savaşın zulüm gören, katledilen tarafı her şeye rağmen beyaz bayraklar çekmiş ve barış diyor.
“Tarihte bütün büyük olaylar hemen hemen iki defa yaşanır” demiş Hegel. Ancak Marx buna şu açıklığı getirmiş; “Tarihte her şey iki kez yaşınır ilkinde trajedi, ikincisinde komedi olarak.” Bunu da 1. Napolyon Bonaparte ve 3. Napolyon (yeğeni) olarak açıklar. İlkinin gelişi trajedi diğerinin gelişi komedi...
Bu doğruluk su götürmez bir kabulü hak ediyor. Ancak bizim başımıza gelen bu büyük olayların tekerrürü hep trajedyadır. İlki ile sonuncusu arasında değişen bir şey yok. Osmanlı trajedya idi, Cumhuriyet daha beter trajedya oldu.
  2006 yılında Dersim’in Xozat ilçesine birkaç sanatçı dostumla bir yardım kampanyası için gidip, bu vesileyle Birkaç ilçeyi dolaştık. Çemişgezek’in Sinsor köyünde kahvehaneye girdik. Genellikle yaşlılar oturuyordu. Sohbet esnasında yaşlı bir amca aslen Ovacık’ın Külkan (Balveren) köyünden olduğunu söyledi. Hemen yaklaştım, yakın köylümdü. Kendimi tanıttım. Çocukluğu babamınkiyle tertele ve sürgüne karışmıştı. O sürgün dönüşünde orada kalmış, babamgiller tekrar kendi köylerine yerleşmişlerdi. Kendisine “Hesenê Fatê” derlermiş. Doğal olarak sohbet en direk haliyle 1938’e gitti. Bütün mağdurları gibi gözyaşlarını tutamadı Hesenê Fatê. Çocuk yaşlarında olduğunu hatırlatarak; “Hiç unutamam, asker bizim köyde bir kadına tecavüz edip öldürmüştü. Sonra parmaklarına ip bağlayıp tam sizin köyün altındaki dereye kadar sürüklemişlerdi...”
Çenesinin titremesi ile kelimeleri dökülmüştü, her damla gözyaşı sanki ciğerlerime çarpıyordu. Göz göze gelmemek için hepimiz yüzümüzü duvara çevirdik. Bu acı hangi dille nasıl anlatılsa acıtır insanı, hangi cümleye sığar bu cehennem? Durmadan tekrarlayan bu cehennem bu kasvet kimin hükmü, bu nasıl zulüm? 
  Hacı Lokman Birlik’in cesedini bir askeri arabaya bağlayıp çekiyorlar. Bu dünya iki tane savaş gördü ancak literatürde böyle bir şey görmedi. Bedenine sayısız kurşun sığdırdığın bir cesedi sokakta sürüklemek hangi ananın doğuracağı oğulun fikri? Alçalmanın bu yüzyılda bu kadar seviyesizleşmesi asla bir filozofun tarif edemeyeceği şeydir. Sosyolojik, psikolojik insana ve hayvana dair hiçbir tanımın uyamayacağı bir durumdur bu. Antropolojik bütün algıyı yerle bir edecek bu faşist tutum “insanlık” hakkındaki bütün duygularımızın ırzına geçmiştir. Kardeşlik denilen kavram bu kadar mı rezil edilir?
Bütün insani değerleri, allakbullak eden bu görüntü statükonun becerisidir.
“Hacı Lokman Birlik” diye başlık koyacaktım yazıya, ancak bu kadar ölüm karşısında buz kesmiş duygularımın en sevimsiz kelimesini koydum. Belki bir yüreğe çarpar da bir kıvılcım çıkar.
Kekre bir mevsim oldu çıktı bu sonbahar. Ayaz vurmuş kalplere nasıl bir bahar güneş verecek bilmiyorum. Günden güne eriyen sevginin nefrete yenildiği, ırkçı militarist refleksle kan cürmü ile her tür davranışı ölümle sonuçlandırma cesareti ortada cirit atıyor. Bu ne cüret, bu ne vicdansız şirret, bu ne ahlaksız şereftir?
Ama size bir şey kazandırmaz bu, eğer tarih yazacaksa ki yazacaktır; sizi cellat, Hacı Lokman Birlik’i kahraman yazacaktır. Sizin cesedi sürüklediğiniz sokaklarda nice Lokman’lar “Birlik” olacaktır.