Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin kalkması ve toplumsal barış için süresiz açlık grevi eylemini başlatan Leyla Güven’in eylemini selamlıyorum. Barış ve demokrasi için mücadele etmek böylesi faşizmin boy verdiği bir çağda elbette kolay değildir. Bunun için direnmek bedel ödemek kendinden feragat etmek gerekiyor. Her şeyi göze alarak başlar nice adımlar neyle karşılaşılacağını neler göreceğini ne tür muamelelere uğrayacağını bilerek. Özgürlük kolay değil. Kürt halkının Kürt kadınının özgürlük sorununu derinden hisseden leyla arkadaş mücadele ile tanışır tanışmaz bu sorunun kıyısında değil de içinde bulunarak ve kendinden başlayarak birçok toplumsal yargıyı kırarak mücadelemiz de yer aldı. Bir kadın siyasetçi olarak sistemin içinde sistemle mücadele etmenin bütün zorluklarını ve yaşanacakları göğüsleyerek heybesine koyarak adım attı siyasete.

Biz öğrenciyken mücadele ile yeni yeni tanıştığımızda Leyla Güven her konuda bize yardımcı oluyordu hem maddi hem de manevi olarak. Bulunduğu toplumsallık içinde verili olan tüm sınırları zorluyor adeta meydan okuyordu sisteme karşı. Orta Anadolu Kürtlerinde bir kadının yanında bir erkek olmadan tek başına siyasete atılması siyasetle uğraşması normal karşılanan bir durum değildir. Öncelikle var olan namus olgusu ve bazı değer yargılarını kırmak gerekiyor. Tüm bu gerçeklikleri arkasına alarak ve geride bırakarak kendi yolunu çizen Leyla Güven özellikle 90’lı yıllarda öğrenci gençlik içerisinde büyük bir sempati ile karşılandı. Kendi aramızda ona “Ablamız” derdik. Hem ondan büyük bir güç alır hem de kendimizi onun yanında güvende hissederdik.

Bizim oralarda kadınlar için yaşam tercihleri yoktur, yani çizilmiş sınırlar vardır, ya okuyup devlet memuru olursun ya da evlenip Avrupa’ya gidersin. İradeli olmak tercih yapmakla başlar. Leyla Güven çok azimli ve arayışçı bir karaktere sahipti bu yüzden kadının bu konumuna öfkeli olmak kadar Kürtlerin üç beş kuruş için yabancı ülkelerde sürünmesine de karşı çıkıyordu. Kadınlar ve Kürtler bu kadere mahkum değildir. Bu gerçeği kendisinden başlayarak değiştirdi. Öncelikle bir kadının tek başına kimseye ihtiyaç duymadan çocuklarını büyütmesi ve kendi yaşamını her anlam da idame etmesi demek zorlu ve mücadeleci bir yaşam tercihidir. Sadece çocuklarına değil aynı zamanda yurtsever gençlere de yol yöntem gösteren mücadeleci ruha teşvik edendi. Bunun yanında anaç özellikleri kadar toplum içerisinde de Kürt, Türk, yaşlı, çocuk, genç ayırımı yapmadan herkese aynı şefkatle yaklaşırdı.

96-97 yıllarında HADEP Kadın kollarındayken büyük bir azimle çalışırdı. Halkı ve kadınları örgütlemek için gece gündüz çalışır toplantı ve eğitimlerle kadınlarda bir nebze de olsa bilinç yaratmak onu dünyanın en mutlu kadını yapardı. Evi kadınların ana ocağı gibiydi. Tüm kadınlar onun evinde toplanır sorunlarını paylaşır ve kendilerini daha güvende hissederlerdi. Sadece Kürt değil Türk kadınlarıyla da her zaman en iyi empatiyi kuruyordu. Demokratik kültür emekle azimle çalışmayla bireyde anlam kazanır. Bu anlama daha o yıllarda varmıştı. Leyla arkadaş kendi yaşamını kendi başına kurmak için çok çalıştı çok emek sarf etti. Demokratik siyaset alanında da toplumsal barış ve refah için yine Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki tecridin ortadan kalkması için bir Kürt kadın siyasetçi olarak tavrını güçlü bir şekilde ortaya koydu. Öcalan üzerindeki tecridin bir insanlık suçu olduğunu belirten Güven bu tecrit kalkmayana kadar mahkemeye çıkmayacağını gerekirse 100 yıl daha zindanda kalacağını belirterek süresiz ve dönüşümsüz açlık grevine başladı. Bu anlamlı direniş bir çağrıdır hepimize. Leyla Güven’in cesaretine hepimiz katılalım.