İngiltere’nin başkenti Londra’da yaşayan Alevi-Kürt gençlerinin intihar etmesi kaygı verici durumda. Gençlerin çetelere ve uyuşturucuya bulaşması intiharları arttırdığını ortaya koyuyor. İngiltere’deki ‘genç intiharları’ Westminster Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde öğretim görevlisi ve Essex Üniversitesi’nde ‘intiharlar’ üzerine doktora çalışması yürüten Ümit Çetin ile konuşmaya bugün de devam ediyoruz.

Londra’daki Kürt işyerleri sahiplerine bakıldığında, işyeri sahiplerinin çocukları da bir yandan okula diğer yandan ailelerinin işyerlerinde çalışıyorlar. Bu durumun olumlu, olumsuz yanları nedir?
Normal şartlarda eğitime ve kendilerine ayıracakları zamanı etkilemediği sürece çalışmalarının sakıncası yok. Ancak bundan bağımsız bir şekilde buradaki çocuklar eğitimin kendi geleceklerine yapacağı katkı konusunda oldukça karamsarlar. Yani, çocukların ebeveynlerine ait işyerlerinde çalışmasını bir neden değil, bir sonuç olarak görmek lazım. Görüştüğüm gençlerin birçoğu, eğitimlerini sürdürürken aile ya da akrabalarına ait işyerlerinde çalışmasalar bile, nihayetinde etnik emek pazarında çalışmak zorunda kalacaklarının, dolayısıyla benzer işleri yapmak zorunda kalacaklarının bilincindeler. ‘Okusam da okumasam da sonunda off-licence’ta (bakkal tarzı küçük dükkanlar) ya da kebapçıda çalışacağım’ diye düşünüyorlar. Bu gençler etrafa baktıklarında kendilerinden önce eğitimini sürdüren çok az örnekle karşılaşmışlar. Dahası, örneğin üniversite mezunu olanların bile sonunda etnik emek pazarına geri döndüğüne şahit olmuşlar.

‘Köşeyi dönme’ bir ideal olmuş

İngiltere’de de diğer kapitalist toplumlarda olduğu gibi emek pazarları hem cinsiyetçi hem de ırkçıdır, bunu doğrulayacak yeterince istatistik mevcut. Yani Alevi-Kürt gençleri bir şekilde bir seçeneksizliğe sürükleniyor. Öte yandan özellikle medyanın dayattığı, çoğunluk için ulaşılması hayli zor olan, zengin olmak üzerine kurulu bir ideolojik yaşam biçimi var. Göçmen gençler arasında ‘köşeyi dönme’ bir ideal olmuş durumda. Diğer yandan, sistem böyle bir idealin gerçekleşmesine pek de imkan tanımıyor. Dolayısıyla gençlerin büyük bir kısmı bu çıkışsızlık sonucunda çok erken yaşlarda suç gruplarına ve çetelere yönelebiliyorlar. Birçok genç de ailelerinin işyerlerinde geçicilik düşüncesiyle ve gönülsüz olarak çalışıyor, ama başka seçenekleri yok.
Diğer taraftan göçmen çocuklarının eğitimlerini sürdürdükleri okulların durumuna da bakmak lazım. Alevi-Kürt çocuklarının gittiği okullarda ırkçılık -özellikle öğrenciler arasında- oldukça yaygın. Gruplaşmaların ve çeteleşmenin önemli nedenlerinden biri de bu. Çocuklar kendilerini güvende ve bir yere ait hissetmek istiyorlar, bu nedenle de gruplara ve çetelere ilgi gösteriyorlar. Alevi-Kürt çocukları buradaki yaşamlarına çok dezavantajlı bir konumda başlıyorlar aslında. Geldiklerinde burada kurulmuş çatışmalı bir düzen var. Okullarda siyah çocuklar egemen ve özellikle Kürt çocuklarına ‘buranın asil sahipler biziz’ şeklinde yaklaşıyorlar. Saldırgan bir erkeklik kültürünün hüküm sürdüğü bu ortamda siyah gençlerle Kürt gençleri arasında bir tur hegemonya mücadelesi olduğunu söyleyebiliriz. Söz konusu okullar İngiltere’deki eğitim kalitesi sıralamasının en sonlarda yer alan okullar. Bu okullarda yeterince öğretmen yok, devletin yeterli desteği yok.
Örneğin ihtiyaç duyan çocuklara etütler, çeşitli sosyal etkinlikler düzenlenebilir, okullar da bu süreçlerde aktif bir biçimde yer alabilirler. Örneğin, 10 yaşında İngiltere’ye gelmiş görüşmecilerimden biri, gelir gelmez okulda İngilizce bilen çocukların arasına yerleştirilmiş. Yaşadığı dil problemleri nedeniyle diğer öğrencilerin aşağılamalarına maruz kalmış. Öğrencilerin kendisine küfür ettiklerini düşünmüş ve onlara şiddet uygulamış. Kısa bir süre sonra da okuldan atılmış. Daha sonra okulu bırakan Kürt çocuklardan oluşan 50 kişiyi aşkın bir çete kurmuş.

Ailelerin bu konudaki tutumları nasıl peki? Herhangi bir önlem alıyorlar mı?

Çocuk ortaokula başladığında aile çocuk üzerindeki kontrolünü büyük ölçüde kaybetmiş oluyor. Daha önce de belirttiğim gibi görüştüğüm ailelerin büyük çoğunluğu buraya çocukları için geldiklerini söylediler. Gençlerle yaptığım görüşmeler de bunu doğruluyor. Onlar da ‘anne ve babalarımız bize her gün “biz sizin için buralara geldik” diyorlardı’ şeklinde ifade ediyorlardı bu durumu. Alevi-Kürt aileler için çocukların okuması çok önemli. Ancak istemeleri yeterli olmuyor, bunun yanı sıra uygun olanakları da yaratmak gerekiyor. Aileler zaman zaman kendi toplumsal konumlarından kaynaklanan, zaman zaman da kendilerini aşan yapısal nedenlerden dolayı o olanakları yaratamadılar. Çoğunlukla Alevi-Kürt göçmenlerinin eğitim seviyesi iyi ihtimalle ilkokul düzeyinde, İngiltere’deki eğitim sistemi hakkında neredeyse hiçbir bilgileri yok. Dolayısıyla çocuklarını sözel olarak teşvik etmekten öte, çocuklarının eğitim hayatlarına pek de katkı sunamıyorlar.

Peki bu çocukların Kürt olmaları meseleyi biraz daha karmaşık hale getiriyor mu? Sonuçta aileleri bir şekilde Kürdistan’dan kaçıp gelmişler. Bu durumun çocukların üzerinde etkisi var mı?
Elbette Kürtler, Aleviler kendi topraklarında hem kültürel hem ekonomik birçok olanaktan mahrum bırakılmışlar. Araştırmamda Londra’daki Kürtleri anlayabilmek için geldikleri coğrafyaya ve yaşadıkları koşulları da inceledim. Görüştüğüm birinci kuşak Alevi-Kürtler yokluktan ve yoksunluktan ötürü okuyamadıklarını söylediler. Örneğin çoğunun köyüne 1970 sonrasında ilkokul yapılmış. Yani ailelerin Türkiye’deki eğitim olanakları yok denecek kadar kısıtlıydı, bu durumun Kürt olmakla yakından ilgisi var elbette. Diğer taraftan ırkçı ve ayrımcı bir eğitim sisteminde Kürt veya Alevi bir öğrenci olarak eğitimini sürdürmek oldukça güç.

Birçok aile ve gençle görüştünüz. İntihar edenlerin arkadaşlarıyla görüştünüz. Görüşmeleriniz sonucunda intihar vakalarının benzer ya da ortak noktaları neler?
İntihar edenlerin ortak noktası çoğunluğunun Alevi-Kürt, erkek, bekar ve okulda başarısız kişiler olması. İntihar edenlerin büyük bir kısmı ya doğrudan çetelerde yer almış ya da uyuşturucu, alkol ve şiddet gibi çete kültürüne ilişkin alışkanlıkları olan kişiler. Elbette hepsinin çete üyesi olduğunu söylemek mümkün değil. Çoğunluğu okuldan atılmış ve okuldan atıldıktan bir kaç sene sonra intihar etmişler. Yani okuldan atıldıktan sonraki birkaç sene boyunca bir bocalama dönemi ve zorlu bir mücadele de söz konusu. Örneğin ailelerinin ya da tanıdıklarının işyerlerinde çalışmaya başlamış, işte tutunamamış, çeşitli nedenlerle aileleri, yakınları ve kız arkadaşları ile sorun yaşamışlar. Bu noktada, intiharın nedenlerine yönelik cinsiyetçi kalıpların toplumda oldukça yaygın olduğunu belirtmek gerekiyor. Ne yazık ki intihar eden gençlerin kız arkadaşlarını suçlamak ve meseleyi ‘kız meselesi’ olarak tanımlamak çok kabul gören bir durum. Örneğin, katıldığım cenazelerde yapılan konuşmalar, kız arkadaşları intiharın sorumlusu olarak işaret ediyordu. İntihar eden gençlerin kız arkadaşlarının büyük kısmı bu gençlerin şiddetine maruz kalmış. Şiddet intihar sonrasında da etiketleme ve suçlama olarak yine bu genç kadınlara yönelmiş oluyor aslında.
Diğer yandan gençlerin aileleriyle, arkadaş gruplarıyla ve kimilerinin çetelerle yasadıkları sorunlar, duygusal ilişkilerini kurtarılmış bir alan gibi görmelerine neden oluyor. O kurtarılmış alanda en ufak bir sorun yaşayıp erkekliklerini tehlikede hissettikleri zaman, çoğunlukla ipler bütünüyle kopuyor. İntihar eden gençlerin çoğunluğu bir biçimde uyuşturucuya bulaşmış, şiddeti ve cinsiyetçiliği savunan, sokak kültürüne bağlı, erkekliği bir değer olarak benimseyen ve kendini bunun üzerinden tanımlayan, eğitimsiz bir grup. Bu gençler tarif ettiğimiz yaşam tarzına özellikle okuldan atıldıktan sonra iyice dahil oluyorlar. Okuldan atıldıkları zaman ile intihar ettikleri zaman arasında gecen sürenin ortalaması 5 yıl. Ortalama 5 senelik süreç çok önemli. Bu süreçte gençlerin kimi çalışmıyor, kimi işe gidiyordu kimisi de kebapçıda ya da ailelerinin marketlerinde de çalışıyorlardı. Okuldan atıldıktan sonra ufak tefek suçlara karışmış olsalar da aslında iş dünyasına atılıp çalışmak da istemişler. Ama görüşmelerden anlıyoruz ki pek de mutlu değillerdi. Yabancılaşma ortak bir duygusal deneyim olarak öne çıkıyor.

Okuldan atılma sebepleri neler bu arada?

En önemli neden şiddet. Ya öğretmenlerine ya da okuldaki diğer öğrencilere şiddet uygulamışlar, kavga çıkarmışlar ve sonunda da okuldan atılmışlar. Genellikle siyah, daha özelde Somalili öğrencilerle sorun yaşamışlar. Görüştüğüm gençlerden biri bu sureci ‘bir çete kurdum sırf siyahlara haddini bildirmek için’ biçiminde ifade etti. Kürtlerin yaşadıkları bölgeler de siyahlar çoğunluk. Siyahların da bu ülkede ciddi sorunları var tabi. Neticede Kürtlerle siyahlar arasında bir nevi etnik çatışmanın varlığından söz etmek mümkün. Okullarda başarısız olmalarının sebeplerinden biri de bu etnik çatışmalar. Okullarda öğrenciler genellikle etnik kökene göre gruplaşıyor. Herkes bir gruba ait olma zorunluluğu hissediyor. Diğer taraftan aynı mahallede oturanlarda kendi çetelerini ve gruplarını oluşturmuşlar.
Okuldan atılan gençlerin ortalama yaşı 15-16. Benim incelediğim 11 intihardan sadece biri lise mezunu. Diğerleri ortaokul diploması bile alamadan okul hayatları sona ermiş gençler. İntihar edenlerin ergenlikten olgunluğa geçişte sorunlar yasadığını söyleyebiliriz. Yani gençlikten ‘erkekliğe’ geçiş süreçleri oldukça sancılı yaşanmış. Toplumu ölçüt alırsak erkekliğin temel belirleyenlerini eğitim, iş ve evlilik hayatında başarı olarak ifade edebiliriz. Özellikle İngiltere’deki Alevi-Kürt göçmenler için başarı işyeri sahibi olmak, para kazanmak ve zengin olmakla, evlenmek ya da güzel bir kadınla birlikte olmakla özdeşleşmiş. Fakat intihar edenlerin büyük çoğunluğu bu hedeflere ulaşamamış. Aileleri ile problemler yaşamışlar. İş bulmakta güçlük çekmişler. Tabii bu biraz da gençlerin yaşam biçimlerinden de kaynaklanıyor. Örneğin bizim toplumda dövmeli, düşük pantolonlu ve argo konuşan kişilere iş vermesi çok düşük. Dolayısıyla bizim Kürt toplum da içine almamış bu çocukları. Dışarıya açılma imkanları da olmamış yani bir nevi her ortamdan dışlanmışlar. Eğitimleri, farklı becerileri olmadığı için etnik toplumun dışında da yer edinememişler.

Bazı Kürt aileleri çocuklarını bir aidiyet duygusu edinsinler diye özellikle Kürt toplum merkezlerine ve derneklerine getiriyorlar. Ben de derneklerin genç nesillerin üzerinden olumlu katkıları olduğunu düşünüyorum. İntihar eden çocukların derneklerle irtibatı ne durumdaydı?

Bu çok önemli bir konu. İntihar eden gençlerin hiçbiri herhangi bir Kürt veya Türk derneğine düzenli olarak gitmiyor, faaliyetlere ilgi duymadığını öğrendik. Neredeyse hiçbirinin siyasi veya kültürel bir gündemi de yok. Aslında ailelerinin de toplum merkezleri ya da derneklerle sıkı bağları olduğunu söylemek zor. Ne yazık ki bizim toplumumuzun derneklere ilgisi uzun süreli olmuyor. Göç ettikten sonra oturum izni alana kadar geçen süreçte dernekler daha çok ilgi görüyor, daha sonra dernek üyelikleri ve ziyaretleri giderek azalıyor. Burada sorumluluk biraz da derneklerin. Bu gençler derneklerde kendilerine yer bulamıyorlar, kendilerini ifade edecek bir alan olarak görmüyorlar. Derneklerin toplum dışındaki dünya ile çok az bağı var, geleneksel değer yargıları ve beklentiler oldukça güçlü. Toplumun genelinde olduğu gibi derneklerde de gençleri dış görünüşüyle, giyim tarzıyla yargılayan bir anlayış hakim. Örneğin düşük pantolon giyen ya da dövmeli gençlerin görünüşlerini hemen değiştirmelerini bekliyorlar. Derneklere büyük bir görev düşüyor bu bağlamda. Gençleri kazanmanın yollarını düşünmeliler, kendilerini sadece birinci kuşak göçmenlerin katılımıyla sınırlandırmamaları yerinde olur.  Katılım mekanizmaları iyi işleyen ve buraya iyi entegre olmuş toplum merkezlerin ve derneklerin varlığı çok önemli. Derneklere genç katılımı daha yaygın olabilseydi, büyük olasılıkla bu durum intihar oranlarına da olumlu bir biçimde yansırdı.

Peki Kürt ve Türk gençleri arasında bir çatışmaya rastladınız mı?

Abdullah Öcalan’ın yakalanmasından sonra bazı okullarda Türk öğretmenlerin Kürt öğrencilerine karşı ırkçı bir tutum takındıklarını duydum. Ama Türk gençleriyle Kürt gençleri arasında bir çatışma olduğunu söylemek zor. Genel anlamda Kürt gençlerle siyah gençler arasındaki çatışmalar daha yaygın.

Gençlerin okuldaki başarılıları iyi bir eğitimin yanı sıra sağlıklı sosyal bir yaşam için de önemli sanırım.

Elbette. İntihar eden gençler ve çetelere karışan gençler hemen hemen aynı yolu takip ediyorlar. Daha önce de söz ettiğim gibi bu gençler intihar oranı yüksek olan toplumsal katmanda kendilerine bir pozisyon edinebiliyorlar. İntihar da tam bu sosyal bağlamda ortaya çıkıyor. Araştırmamda öne çıkan noktalardan biri intihara giden sürecin ortaokul yıllarında, çocuklar 13-14 yaşlarında iken başlıyor oluşu. Yani çocuklar bu yaşlarda eğitimin kendilerini geleceğe taşıyacak bir araç olarak görme fikrinden vazgeçiyorlar ve alternatif araçlar olarak gördükleri çetelere ya da sokak kültürüne yöneliyorlar. Bu süreçte kazandıkları alışkanlıklar, kültür, dil, giyim kuşam biçimi, bu gençlerin hem kendi etnik toplumlarından hem de ana akım Britanya toplumundan yabancılaşmalarına neden oluyor. Bu yabancılaşma sonucunda kendisine hiçbir yerde yer edinememiş gençler hem yakınları, aileleri hem de aşırı derecede önemsedikleri kız arkadaşları ile sorun yaşadıklarında intihara yönelme olasılıkları yüksek görünüyor. İşte bu yüzden özellikle intihara giden sürecin ilk basamağını oluşturan okul yılları çok önemli.

Gençler Aleviliklerini gizlemişler

Gençlerin okulda yaşadıkları sorunların üstesinden gelmek için neler yapılabilir?

Elbette okulda başarılı olmuş insanlar intihar etmez ya da okulda başarısız olanların hepsi intihar eder diye kaba bir sonuç çıkarmak kesinlikle doğru olmaz. Aslında okulda başarılı olan bir insanın topluma entegre olma şansı yüksek olduğu için eğitim sürecine eğilmek gerekiyor. Sonuçta eğitim gençlere entegrasyon sürecinde kullanabilecekleri gerekli kültürel ve sosyal sermayeyi büyük ölçüde kazandırabilir. Alevi çocuklarının okullarda başarısız olmalarının bir nedeni de kendilerini İngiliz eğitim müfredatında temsil eden herhangi bir şeyin olmaması.
Araştırma sürecinde Alevi çocuklarının din derslerinde Müslüman olarak değerlendirildiklerini ve kendilerini yabancı hissettiklerini de öğrendik. Örneğin, kendi dinleri, inançları olan Aleviliği anlatmakta zorlandıkları için Alevi olduklarını zaman zaman gizlemişler. Bu konuda benim de çalıştığım Westminster Üniversitesi Sosyoloji bölüm başkanı Celia Jenkins’le birlikte, Londra Alevi Kültür Merkezi işbirliği ile başlatmış olduğumuz bir projemiz var. Alevi-Kürtlerin yoğun olarak yasadığı bölgelerden biri olan Enfield Belediyesi sınırlerı içerisinde ki bir ilk okulda Aleviliği din dersi müfredatına yerleştirmeyi başardık. Çok kısa bir sürede hem çocukların hem de ailelerin okul sürecine daha fazla müdahil olduklarına ve çocukların okuldaki başarı oranının yükseldiğine şahit olduk. Şu anda bu müfredatı İslington’da Alevi çocuklarının yoğun olduğu bir orta okulda uyguluyoruz ve benzer sonucun burada da görüleceğine inanıyoruz. Bunun gibi projelerin Alevi-Kürt gençlerinin eğitim başarısını arttıracağını, gençlerin entegrasyonunu kolaylaştıracağını ve çeteleşme ve intihar olaylarının azalmasına olumlu etki edeceğini umuyorum.


ÖZLEM GALİP/LONDRA