Gönlü ise dağ çiçeklerinden yanadır. Çünkü O, her şeyden önce bir devrimcidir. Seda Sayan’ın programına çıkıp "Hayat Bir Showmuş" diyecek kadar da radikal...
O şarkısında halkın uyutulduğunu vurgulurken, kimlerin insanları nasıl sanal ve çirkin bir yaşamın içine sürüklediğini de net olarak gösteriyordu. İsteseydi o programda aşk şarkılarını okuyarak milyonlarca servetin sahibi olabilirdi. Çünkü o programdan sonra tüm kapılar önünde açılacaktı. Ve bilerek o şarkıyı okumuş. "Asla pişman değilim," demişti. Sistemin tüm televizyonları üstüne kapanırken, belki de bu duyguyla, "Pişman Değilim" diyecekti.
Halbuki bireysel yaşamını idame etmek için çok zor şartlarda çalışıyordu. Umurunda bile değildi para ve ün. Büyük bir sevinçle herkese anlatıyordu çalıştığını. Ne bir kompleks, ne de bir pişmanlık seziliyordu söylediklerinden. İlk defa böylesine komleks yapmadan açıkça içinde bulunduğu durumu anlatan bir ses sanatçısıyla karşı karşıyaydım. Çocuklar vurulurken, "yanacaksam ben de yanayım" diyenlerdendi. Vicdanı ve onuru O'nun için her şeydi. Para ya da ün onun nezdinde çok şey ifade etmiyordu. Sahnedeki konuşmalarıyla, sesiyle, yorumuyla ışık gibi oturuyordu insanın içine. Etkiliyordu o tok ve içten sesiyle. Yorumu farklı, sahneye hakimiyeti tamdı.
Hele o devrimci duruşu kitleler tarafında hayranlıkla karşılanıyordu. Ama Çetin Oraner’in başı dönmüyordu. Sanki sanatçı olmak için dünyaya gelmişti. Ve çevresindeki iltifatları olgunlukla karşılıyordu. "İşte sanatçı budur," demiştim kendi kendime.
Ve beş yıl ceza verilmeden önce bir sohbetimde, "Çetin Oraner benden daha radikal şeyler söylüyor ve etkileme gücü benden çok daha fazla, ama ona ceza vermiyorlar. Bana ise bir öykü yüzünden bir buçuk yıl ceza verdiler. Türk olmak böyle bir şey olsa gerek," demiştim.
Demez olaydım. Bu sohbetten bir iki hafta sonra beş yıl ceza verildi Çetin Oraner’e. Cezayı umursamıyordu desem yalan olur. Bir daha Diyarbakır’a gidemeyecekti mesela. Ciğer yiyemeyecekti... Halkın içinde ve onlarla birlikte karşı koyamayacaktı zalimlere. İstanbul’u da özlemişti. Ama abartmıyordu da...
Çünkü öylesine mütevazı ve öylesine sevgi doluydu ki, Ahmet Kaya’nın "Tıpkı ben" dediği Çetin Oraner. Ve Çetin Oraner’de Ahmet Kaya’nın ölümünden sonra Ahmedo Bra şarkısını besteleyecek ve ona ustam diyecek kadar da alçak gönüllü.
Evet, Çetin Oraner’i anlatmak benim için bir zorunluluktu. Çünkü dost canlısıydı. Çünkü inancından taviz vermeyen birisiydi. Onun için direnenler canını ortaya koymuşken, sanatıyla mücadeleye katılmak abartılacak bir şey değildi. Halkın sanatçısıydı yani. Ezilenlerin; Kürtlerin, Alevilerin, işçilerin...
Son olarak bilmeyenler için kısaca Sevgili Oraner’in geçmişinden söz etmek istiyorum. Kimdir? Nerelidir? Müziğe nasıl başlamış vs.
Nevşehir’de 1966’da devrimci bir babanın oğlu olarak dünyaya gelmiş. On altı yaşında Almaya’ya yerleşmişler. Daha küçük yaşlarda başlamış müziğe. Almanya’da profesonel bir grupta gitar ve bağlama eşliğinde şarkılar okumuş. Çok şey öğrenmiş onlardan. Beğenilmiş sesi ve yorumu. Bu arada artık sesiyle Türkiye’ye kadar ulaşmış.
Sonrasını zaten biliyorsunuz. Ahmet Kaya ile yıllarca çalışmış. Albümleri sıklıkla çıkan birisi de değil. Çünkü oldukça seçici ve titizdir. Kendi dinleyicisine sonsuz saygısı vardır. Dördüncü albümü 1999’da çıkmış. Normal şartlarda 1999’da albümü çıkan bir sanatçının konser ve etkinliklere davet edilmesi imkansız gibi bir şeydir. Ama albümünün kalitesi onu günümüze kadar getirebilmiş.
Yeni bir albümün hazırlığı içinde. Kardeşliğin sesi ve yorumu olacak Çetin Oraner. Sevgili Çetin bir onur abidesidir. Türklerin yetiştirdiği ender insanlardan biridir. Onun kutluyoruz ve yeni albümünü sabırsızlıkla bekliyoruz.

MEHMET SÖÐÜT