‘’Bıdo’’ ve ‘’Goşik’’, iki yaşında bir kız çocuğunun dünyayı yorumlamak için kullandığı kelimeler! Sadece bunlar yetiyor ona; doğayla, insanlarla ve daha ilk adımlarını atmaya çalıştığı dünyasında bu iki kelime onunla, hayat arasında bir köprüyü oluşturuyor. Bir iç mekan çekimi ve kullanılan bu diyaloglar, birkaç gündür beynimde tekrarlanıyor. İki kelime yetiyormuş hayatı ve dünyayı yorumlamasına diyorum kendi kendime ve dehlizlerimizde yaşadıklarımızı, yaşayamadıklarımızı, belki de en önemlisi yaşamak istediklerimizi kaç kelime tutarında yaratabiliriz gibi bir soru ile cümle arasında bir şeyler bırakıyor kendisini, düşüncelerin şahta olduğu böylesi bir anda.
Hayat ile aramızdaki köprüleri oluşturmak çok önemlidir. Öyle ki, hayatın içinde bu köprülerden geçmeye çalışmak günlük yaşamın akıntısı, bu köprülerden geçerken - istemeden de olsa - düşmek veya tökezlemek aldığımız yaralar olmaktadır. Sonra günün birinde dönüp geriye bakıldığında inanıyorum ki, herkes kendi köprülerinde nelerin kaldığını ve eksikliklerin nasıl giderileceğini ister istemez mukayese etmek zorunda olacak. Ama olsun bir keresinde hayat ile köprü, zamanın deviniminde köprünün altından akan sular! Yani menzile olan yolculuk ve kelimelerin anlam bütünlüğü, yaşamın bir başka adı.
Kaç kelimeyle dünyayı yorumlayabildiğimi bu yaşıma geldiğim halde ve o kadar çok cihannümaya çıktığım vaziyette bir türlü kestiremedim. Sonrasındaki günlerde hayatın akışına bırakmıştım kendimi ve kamelyaya hem taze bir çay içmek için, hem de canlarla sohbet etmek için inmiştim.
Çatlamış esmer ellerinin arasında demli bir bardak çayı ve diğer elinin parmaklarında yanmakta olan bir sigara ile Çukurova’nın bereketini andıran gözleriyle, bana dalgın dalgın baktığında ne zaman gideceğini sormuştum. O da tam kestiremiyor zamanı ve yakında olur herhalde gibisinden, aslında sorduğum soruya cevap niteliği olmayan, daha çok konuşmanın kapısını zorlayabilecek bir şeyler söylüyor. (Aslında çoğunuz tanıyorsunuz onu, televizyonda bir klibin bitişinde ya da bir programın alt yazılarında onunla bulunduğunuz mekanlarda karşılaşıyorsunuz. Hatta sitelerde bazı paylaşım videolarında bile onunla karşılaşıyorsunuz. Bundan mıdır bilmem ama onu uzun uzun anlatasım gelmiyor bir türlü...) İyi olur böylesi diyor, nasıl yani diye sormuyorum ve yedi yılın getirmiş olduğu tanışıklıktan mıdır bilmem, onun söylediklerinin çoğuna hemen katılıyorum. Fakat sonrası diyorum, nasıl olur, sence tekrar buralara gelir misin, yoksa farklı alanlar, farklı çalışmalar mı diyorum. Derin bir nefes çekiyor sigarasından ve kapalı mekanların o flu ışığında mavi-beyaz dumanların arasında gözlerinin parlaklığı daha da keskinleşiyor, orasını bilmem diyor.
On altı yıl okumuş ve on sekiz ülke görmüş bir gerilla karşımdaki, hayatının kırk yıldan fazlasını ardına koymuş ve kendisini eğitmek için düşeceği yolların heyecanını sanki iki yaşındaki bir çocuk gibi yaşıyor, her hareketine vakur bir edayla bunları yansıtıyor. Ben size ismini yazayım, gerisini siz tamamlayın; Hasan Salih Kızıler! Evet Hasan Salih bir eğitimin öncesinde ve ruhunu arındırmak istediği çağdaş mağ’ların yolcusu olmaya yatırmış zamanını. Bardağın dibini buluyor sohbet, çaylar bitiyor ama ben de, o da seviyoruz çay içmeyi ve onun kelimelerine vuku olmuş çocuklara kalacak bir özgür dünyayı!
Bu dağlara soğuk ve yılgın ülkelerden uzunca uğraşların sonucunda gelebilmiş. Daha erken gelmek istemiş ama o zamana denk gelmiş. Okulu bitirdikten sonra halkın arasına katılmış önceleri her gün, herkesle tartışmalar yapmış; kavgaya, mücadeleye ve özgürlüğe neden ihtiyaç var diye. Sonra dediğim gibi dağlar çıkmış karşısına, kendisiyle buluşurcasına, yıllarca aradığı bir şeye kavuşurcasına bütünlenmiş onunla. İlk başlarda genel arkadaşların arasındaki çalışmalarda kalmış, sonrasındaysa çeşitli kurum çalışmalarında. En sonunda da basın irtibat çalışmalarında yer almaya başlamış.
Eline ilk önce kamera geçmiş ve başlamış gördüğü bütün güzellikleri ölümsüzleştirmeye! Dağın insanı Xelîl’le (Halil Uysal) 2006’nın yazında, benim bulunduğum bir alana geldiklerinde sormamıştım ne yaptıklarını. İkisinin de her halinden anlaşılıyordu, hayata ne kadar çok tutkun oldukları ve köprülerini ne kadar sağlam oluşturdukları. Ondan sonrasında zaten başlamış güzelliklerinden daha güzel şeyler oluşturmaya; birçok klip, birçok programa anlam deryasında ve zamanın sonsuzluğunda her zaman kalacakları bir yerler hazırlamış.
Ben yine onun sözlerine ve ötelere böylesine dalmışken, - ihtiyacım vardı -böylesi bir anda ruhumu arındırmam gerekiyor diyor. Hafifçe gülümsüyorum, ruhun şu anda her yerde izleniyor diye söylemek istiyorum ama biliyorum vakurdur. Bu ve benzeri sözler hoşuna gitmeyecek, kalkıp gidecek, bir ağacın altında yeni bir sigara yakacak. Böyle olmasını istemediğim için insan yenilendikçe yeni şeyleri ortaya çıkartabilir diyorum. Katılıyor söylediklerime bana bakıp haklısın diyor. Kırağı düşmüş saçlarına ve birkaç gündür tıraşlı olduğu belli olan yüzüne bakınıyorum kısaca.
Hatırlıyorum da, bazen onun yaptıklarını izleyenler ve görenler, bu tür konular söz konusu olduğunda heyecanlı heyecanlı yapılan klibe ya da programa yönelik beğenilerini, eleştirilerini sunduklarında, sessizce dinliyor ve gözlerinin içinde sadece iyice bakıldığında belli olan bir mutluluğun huzmesi belirginleşiyordu. Sonra o bilindik ve alışıldık soru geldiğinde, yani bunu-onu kim yaptı dendiğinde, ilk cevabı o verirdi; bilge insan, isimsiz kahramanlar, dağlar, doğa ve hayatın kendisi derdi.
Sonra bir gün oldu ve ilkbahardan kalma bu günün ilk ışıklarında Hasan Salih, bir patikanın kenarında durmuştu. Ona doğru bırakıyorum kendimi, geldiğin iyi oldu, ben de çıkmak üzereydim diyordu. Anlıyordum gidiyordu, kırk yıllık ömrüne sığabilecek bütün güzelliklerin ölümsüzlüğüne gidiyordu. On altı yıl yuttuğu tebeşir tozlarına aldırmadan, üzeri hiçbir zaman tozlanmayacak hayatların, seslerin peşine düşüyordu. Hayatla köprülerine kelimelerle değil, gönül bağıyla oluşturduğu savaşçılığı sığdırdığı kocaman yüreğiyle gidiyordu. Fırsat bulursam sana yazarım diyordu, olur diyebiliyordum. Olur Hasan Salih, bu özgür dağlarda sen bana yazmazsan, ben bir başkasına selam vermezsem hayat ile köprülerin kaç kuruşluk kıymeti harbiyesi kalır ki? Hem Hasan Salih, sen birçok kahramana, sayılamayacak kadar çok güzelliğe ruh verdin, şimdi de kendi tabirinle ruhunu daha da güçlendirmeye gidiyorsun. işte ben de sana, senin ve binlercesinin bu büyük yolculuğuna iki kelimeden bir köprü kuruyorum; ‘’Güzel Dünya’’!
CEVAHİR ÖMÜRCAN: İki kelimeye köprü kuruyorum