Havadan Pupa, diyor bana bakarak… Ne dediğini anlamıyorum ilk başlarda ve ne dediğini anlamaya çalışarak ona bakıyorum…  Ayaklarımızın altında ay kesiği bir vadi uzanıyor, uzaklar maviye çalmış kendini ve hava sadece bir nem oranından ibaret iklimin bilinmezi oluyor. Doğanın dili bütün sarılıklarda; utangaç ve bir kız eli kadar nakışla işlemiş kendini… Çok şiir yazıldı bu coğrafyaya, çok gözyaşı döküldü ve kavuşamayan aşıkların hikayeleri bir nevi buranın kutsal kitabı oldu…

Tanıyorum bu coğrafyayı, fakat "havadan pupa" kelimeleri halen beynimin içinde yankılanıyor. Ne dediğini halen anlamış değilim! Aslında kendini hazırlayan bir sohbet ve olması gereken bütün ritüeller bu zamanda ve mekanda var. Mendillere yazılmış isimlerin kendini özgür bırakacağı zaman gelmiş; bunu ben de biliyorum ve benden daha çok o da biliyor. Zaten bundan dolayı bana baktığında; simsiyah gözlerinin içi gülüyor…
Daha fazla uzatmadan; "ne dediğini anlayamadım" diyorum… Sabahın buseliği ve doğmakta olan güneşin huzmeleri etrafa yayılırken, halen aklımı zorluyorum bir yerlerde karşılaşmış mıydım diye düşünmeden de edemiyorum. Fakat nafile en ufak bir anımsama ya da en ufak bir izlek aklımda oluşmuyor, zaten o da kendini anlatmaya hazırlıyor. Hissediyorum…
Biz diyor havadan pupa yapıyoruz! İnsanların yaptığımızı görebilmeleri için önce onların ortaya çıkması gerekiyor. Fakat ne yapıyoruz, ya da nasıl yapıyoruz çok fazla buna dikkat etmiyorlar. Her şeyi bitirmenin ardından, onlar da bunu görüyorlar. Tıpkı uzun zamanlı ve çetrefilli bir oyun gibi.
Böyle konuştuğu esnada kucağındaki kalın kitap dikkatimi çekiyor. Hem kitabın kalınlığı hem de yazarın ve kitabın ilginç ismi daha çok onu dinlediğim anda kitaba yöneltiyor bütün ilgimi…
Genç yaşına rağmen böyle büyük laflar ediyor olması, ağdalı kelimelerle günün doğuşunda beni içine çektiği bu tartışma da bir şeyin farkına varıyorum; bu genç bilge ya da Temmuz çocuğu uzun zamanlardan çıkıp gelmiş, çok şeyi yaşamış da öğrenmiş ve hayatın yüreğinden tutmuş bir olgunluğu yansıtıyor her hareketine…
Aklım halen “havadan pupa” kelimesinin ne anlama geldiğinde …
Ben bunu düşünüyorken, o önünden geçmekte olan karıncaya bakıyor-karıncanın yüklendiği bir saman parçasını gösteriyor bana; "iki kişilik yaşıyor" diyor… Karınca iki kişilik yaşar mı bilmem, zaten buralarda bütün bilgiler ya da bilmeler; kendini tekrardan arıtma ihtiyacını hissediyor.
Zaten diyor, insan iki kişilik yaşamalı-eğer bunu başarabilse halkı için de, doğa için de, evren için de yaşayabilir… İkinci kişiyi de sığdırmalı yüreğine; Cizire’de bir ana olabilir bu ya da Filistin’de yaşananlara isyan bir baba da olabilir bu… Önemli olan yüreğini genişletmek ve içine koyduklarının acısına çare olabilmek…
Havayı büküyor sözleri-o kadar kendinde ve o kadar derin ki söyledikleri; utanıyorum yaşını sormaya. Bu körpe ömründe bu kadar çok şeyi nasıl öğrendiğini-bu engin cümlelerle nasıl bir düşünce sisteminden kendini arıttığını bir türlü soramıyorum…
Sen diyorum bir Temmuz çocuğusun; (gülümsüyor) güzel şeyler söylüyorsun, yaşıyorsun! Ama yine de sen bir Temmuz çocuğusun, öfken kadar isyanın da her ne kadar kendi mecrasında aksa da, kendini anlatmakta hiç mi zorlanmıyorsun?
Yüzüme bakıyor, ay kesiği vadiye ve bizden biraz uzaklaşmış karıncaya.
Aslında ne diyeceğini ve benim bu saçma soruma nasıl bir cevap vereceğini gayet iyi biliyor, beklemesi cevabı düşündüğünden değil, doğru kelimeleri aradığından hiç değil. Bu bekleyişin tek bir anlamı olabilir; benim daha iyi anlayabilmem için yaşanıyor bu bekleme…
Kucağındaki kalın kitap; artık daha bir görünür oluyor ve Haruki Murakami diye birinin yazdığını, isminin ise “1Q84” olduğunu görüyorum…
Kitabı bana uzatıp; al bunu diyor, istersen okursun istersen de ben gittikten sonra bir yerlere bırakırsın diyor ve kalkıp uzaklaşıyor… Karıncanın gittiği yönün tam tersine yürümeye başlıyor.
Nereye diye sorduğumda güçlükle, "havadan pupa" yapmaya diyor!