Geçtiğimiz 30 Eylül ‘Uluslararası Çeviri Günü’ydü. Bu gün, Uluslararası Çevirmenler Federasyonu’nun girişimleriyle 1953 yılından beri bütün dünyada, çevirmeni ve bütün dil işçilerini onurlandırmak için Uluslararası Çeviri Günü olarak kutlanmaktadır. Her yıl olduğu gibi bu yıl da çeviri ve çevirmenler üzerine oturumlar düzenlendi.
Kültürel köprüler çevirisiz ve çevirmensiz kurulamaz. Küresel köy denen dünyamızda bir taraftan yabancı dil bilenlerin, çok dilli yetişenlerin sayısı ve çeviri yapanların işlevi artarken, çevirinin ve çeviride yetkinleşmenin önemi de aynı hızla artıyor.
***
Bu yazıda sözlü çevirmenden çok edebiyat alanındaki yazılı çevirmenliği ve biraz da bunun Kurdî yönünü konu etmek istiyorum.
Çevirmenlerin kolay görünse de zor bir iş yaptıklarını baştan teslim etmek gerekir. Saygı duyulacak bir meslek. Herkes dil öğrenebilir, bu dilleri çok da iyi kullanabilir ama çok azı çevirmen olabilir. Hem incelikli hem meşakkatli bir iş. Bu anlamıyla kimi klasiklerin Kürtçeye kazandırılması alanında büyük emek harcayan sevgili Kawa Nemir’in deyişiyle söylersek „çevirmen edebiyatın hamalıdır.“
Kendini her alanda yapılandırmaya, geliştirmeye çalışan Kürt dili için çeviri konusunun son derece önemli ve anlamlı olduğunu vurgulamakta yarar var.
Son birkaç yıldır kimi yayınevleri Kürtçeye çevrilen eserleri yayınlamaya başladı. Bu konuda küçümsenmeyecek adımlar atıldı, atılmaya devam ediyor. Bu gelişme doğal olarak çeviri konusundaki tartışmaları da gündeme getirdi. Tüm bu gelişmelere karşın çeviri konusunda çevirmenlerin ve bu alanla ilgili kurumların bir araya gelip çeviri alanındaki sorunları masaya yatıracak kapsamlı bir konferans ve buna bağlı oturumlar düzenlemesi aciliyetini her geçen gün daha çok hissettiriyor.
***
Dil bilmek, o dili iyi kullanmak çeviri için yeterli değildir. Edebiyat çevirisi sadece bir metnin başka bir dile aktarılması işlemi değildir. Hangi dilde yapılırsa yapılsın çevirmenin işi, yazarın yarattığı ortamı farklı bir dilde yeniden yaratmaktır. Bir eseri yeniden yazmaktır bir bakıma. Yorumlama ve yeniden üretim yetileri olmadan sadece dil bilgisiyle başarılacak bir iş değil, en az sıfırdan metin yazabiliyor olmak kadar bilgi ve kültür birikimi isteyen incelikli bir iştir.
Önceden estetik biçimde işlenmiş yapıt çevirmence yeniden estetik bir süzgeçten geçer. Çeviride sözcükleri tanımak ve bilmek yeterli olmuyor. Çevirilecek yapıtın sözünü ettiği şeyleri de bilme zorunluluğu vardır. Çevirmen için söz konusu iki dili bilmekten öte, bu dilleri konuşan toplumların kültürlerini de, çevirdiği yazarın kişiliğini ve dünyasını da tanıması gerekiyor.
Çeviri zor zanaat. Hiçbir dilin tam olarak çevrilebileceğine inanmak saflık olur. Kendi alanında yetkinliğini ispatlamış birçok çevirmen; yazınsal çeviriden bir yazarın hiçbir yitime uğramaksızın bir başka dilde yansımasını ütopya olarak görür. Bir yazarı yazdığı dilde bile yeniden var etmenin olanaksızlığına dikkat çeker. Yani çevirmeden hiç yitime uğramaksızın bir çeviri beklenemez. Çünkü o anlatım, o dile özgüdür. Çevirmen kendi dilini olanaklarından yararlanarak en yaklaşık sonucu elde edebilir ancak.
***
Bir çeviride asıl aranması gereken şey, gerek özü, gerekse de biçimiyle özgün yapıtı doğru ve estetik biçimde aktarıp aktarmadığıdır. Bu da çevirmenin her iki dildeki yetkinliğiyle  ve yaratıcılığıyla doğru orantılıdır.
Hele şiir gibi imgeye dayalı bir alanda çevirinin zorluğu, ayrıca üzerinde durulması gereken bir konu olarak duruyor önümüzde.
Birçok alanda olduğu gibi çevirinin de hafife alınacak bir yanı yok. Aman dikkat.