Öcalan ile görüşmeler, Türkiye’de toplumun bir kesimi üzerindeki manipülasyon deryasının dağılmasına ve ölü toprağının atılmasına vesile oldu. Gezi Direnişi’ni de böyle okumak oldukça mümkündür. Devletin kitleleri mobilize etmek için ‘siyasal olmayan siyasal düşman’ olarak seçtiği Kürt Hareketi ile müzakere masasına oturmak zorunda kalması ve böylece Kürt Hareketi’nin tüm boyutları ile kamuoyuna hakikatini anlatabilmesi ile beraber Türkiye’de yeni siyaset üretmenin yolları da açılmış oldu. Bu mobilizasyonun getirdiği mistik boyutun dağılması, Türkiye toplumunda yeni arayışlara ve bireylerin de kendilerini yeniden konumlandırmasına vesile oldu. Yine AKP, barış sürecinin başlaması noktasında, siyasi rant sağlamak için kendisini ön plana çıkarsa da sürecin meşru savunma ve direnişin getirdiği kurucu politika ile gerçekleştiği halk tarafından bilinmektedir.

Yüz yıllık inkar düzeninin -Kürtlerin yüz yıllık yalnızlığının- Rojava ile açığa çıkan özgür ve devrimci ruha yenik düşmesi, Kürtlerin 21. yüzyılda tarih sahnesine güçlü biçimde çıkması, tüm halklarda ve tüm iktidarlarda inkar edilemeyecek bir halk realitesi algısını ortaya çıkardı. Bu halk realitesi yalnız bir kitle-parti şematiği içerisinde değildi ve birlikte yönetmenin; siyasal katılımın alternatif yolunu da gösterdi. Rojava; sınıf, ekoloji ve mekan eksenli yürüyen politika üretme çağında, tüm Ortadoğu için gerçek alternatifi sundu. Bu durumu karşılaştırmalı bir örnekle açıklamak gerekirse; Türkiye’de Kürt halkı yüz yıllık mücadelesi ile anadilde eğitimin kabulünü sağlamışken -ki buradaki kabulün uygulaması da aynı devlet refleksi nedeniyle “paran kadar anadil” yaklaşımına indirgenmeye çalışılmaktadır- Rojava’da kurulan kantonlarda, inşa süreci olmasına ve iç savaşın sürmesine rağmen otokton bütün halklar anadilleri ile eğitim alabilmektedir.

‘Modern taht kavgası’ ve Kürtler

Ortadoğu ve Kürdistan coğrafyasında bu tarihsel öneme sahip olaylar ve siyasal kazanımlar yaşanırken, Türkiye’de 17 Aralık 2013 tarihinde başlayan “modern taht kavgası“, inanç eksenli AKP’nin ve Gülen Cemaati’nin ranta, iktidara bakan yüzlerinin en fazla da Kürdistan’da görülmesini sağladı. “Bir lokma, bir hırka” diyenlerin gemicikler ve ayakkabı kutuları ile imtihanı, Kürtler için esaslı bir siyaset bilimi ve teoloji dersinden çıkarılacak gözlemler kadar değerliydi. Bir yandan kasetlerle, ihalelerle, yolsuzluk ve usulsüzlüklerle hükümet eden AKP-Cemaat ikilisi, aynı zamanda özellikle Kürdistan coğrafyasında ideolojik temel olarak dini hareket/parti çatısı ile örgütlendiler; ta ki aralarındaki adı rant olan öküz ölene kadar... Koalisyon oldukları günün özlemi ile Fethullah Gülen, Kürdistan’da izledikleri stratejinin emniyet, eğitim ve cami üçgeninde olduğunu ifade ederken, şüphe yok ki bir yandan Kürt sorununda çözümsüzlüğe bakan yüzünü itiraf ediyor, diğer yandan Kemalizmlerden birinin güncel temsilcisi olduğunu gösteriyordu. İşte tüm bu gerçeklikler, açığa çıkan kirli ilişkiler, Kemalist ideolojinin İslamcıların ruhuna sirayet etmiş hali, 2014 yerel seçimlerinde Kürtler ve demokrasi güçleri için hangi kriterler/partiler/siyasal görüşler arasında tercih yapılacağını da net şekilde gösterdi.

Çewlîg’te yerel seçim atmosferi

Bu durumun en net görüldüğü yerlerin başında Çewlîg gelmektedir. Bunun sosyolojik sebepleri arasında en önemlisi, inanç sahibi elitlerin iktidara gelmesi sonucunda Kürt sorununun kardeşlik ve demokrasi temelinde çözüleceğine dair inançtı. Öyle ki yıllardır kendilerine zulmeden eski elitler, şimdi -2007’deki siyasi krizleri hatırlayalım- Müslüman kardeşlerine zulmediyorlardı. Dolayısıyla yardım eli uzatılması gerekliydi. Ayrıca Türkiye’de yeni elitler iktidar kavgasını kazandığında eski elitlerin Kürtlere yaptığı baskılara karşı bir yüzleşmenin başlayacağı inancı vardı. 2007 yılındaki “367 Krizi” sürecinde Çewlîg’den AKP’ye bu denli yüksek oy çıkmasının zihinsel arka planında büyük ölçüde üstteki sosyolojik tespitler vardır.
Eski elitlerin yerini AKP-Gülen Cemaati merkezli yeni elitlerin alması ile beraber ortaya çıkan “yeşil inkar”, etnik milliyetçiliğin yarattığı Kürt sorununu kültürel milliyetçilikle çözmeye çalışan beyhude politikalar, AKP’nin gerçek yüzünün ortaya çıkmasına neden oldu. Belki de daha isabetli şekilde görüldü ki, yeni elitlerin Kürt sorununa bakışının temelinde inananların eşit ve özgür birlikteliği olan “ümmet anlayışı” değil, Türkçülük yatmakta... Bu gerçek, Kürt halkı tarafından her geçen dün daha net biçimde görüldü. Burada bir not düşmekte fayda var ki, AKP-Cemaat-Milli Selamet gibi modern İslamcı ideolojik köklere sahip anlayışların Kürt sorununda kültürel milliyetçilik merkezli çözüm yaklaşımları, bugün Kürtlerin taleplerini karşılayacak nitelikte değildir.
KCK operasyonları, Kazan Vadisi Katliamı, Roboski Katliamı, E.A. adlı kız çocuğu uzman çavuşların cinsel istismarı, Kürtçeye yönelik AKP sözcüleri tarafından yapılan oryantalist, küçümseyici açıklamalar bir inkar ve asimilasyon biçiminin momenti olarak yer aldı ve kitlesel sosyolojik kanının oluşmasında rol oynadı. Ayrıca Ergenekon ve Balyoz gibi siyasi davalarda tarafların, Kürdistan sınırlarında yaşanan toplu katliamlar, siyasi cinayetler ve savaş suçlarıyla ilgili müdahil olma taleplerinin kabul edilmemesi, Türkçülük mayası ile yoğrulan iktidar kavgasına Kürtlerin dahil edilmeyeceğinin mesajı olarak yorumlandı.

BDP yükselişte...

Bu kapsamda; bireylerin rasyonel tercihleri varsayımı kapsamında örgütlenen sisteme karşılık Çewlîg halkı, maddi çıkarları ve sistem içi ilişkileri reddederek kendisini Barış ve Demokrasi Partisi’nde örgütlemeye hız verdi. Nitekim 2012 yılında AKP’lilerin planı ile polislerin denetiminde devlet güçleri ve korucular tarafından BDP Çewlîg İl Binası’na yönelik saldırıya Çewlîg halkının serhildan ile karşılık vermesi, bu “hazır olma durumunun” en net göstergesiydi. Çewlîg halkının ortaya koyduğu bu serhildan, hiç şüphe yok ki, Çewlîg’deki tüm siyasi parti aktivistleri de dahil olmak üzere kimsenin öngördüğü, beklediği bir direniş değildi. Toplumun yeni döneme hazır olması bakımından değerli ve öğretici bir direniş örneği sergilendi.
2011 yılından bu yana Çewlîg yerelinde BDP’nin yükselişi gözle görülür nedenlere dayanmaktadır. Başta Kuzey ilçeleri olmak üzere parti teşkilatının güçlendirilerek ilçe teşkilatlarının açılması ve tüm halkımıza ait yerleşim birimlerinde BDP bürolarının var olması, çeşitli partilerden seçilmiş ya da bu partilerde siyaset yapanların BDP’ye katılım göstermesi, etki alanının genişlemesine örneklerdir. Bu süreçte halk gerçekliğine uygun, halkı da siyasal özne addederek yapılan özverili çalışmalar, Çewlîg’te damla damla birikip denize dönüyordu.
Çewlîg Milletvekili İdris Baluken’in Çewlîg halkının sadece siyasi değil, ekonomik ve sosyal sorunları ile ilgilenmesi, ayrım yapmadan her ilçe ve köyün sorunlarını gündeme getirmesi ve bir Çewlîgli olarak barış süreci heyetinde yer alması da ilk bakışta sayabileceğimiz örneklerdir. Bugün Çewlîg sokaklarında Çewlîg’in ilk defa siyasi, sosyal ve ekonomik alanlarda kendisini gerçekten temsil eden bir hemşerisini TBMM’ye göndermiş olduğu gerçekliği genel kabul görmektedir.
Barış ve Demokrasi Partisi, Bingöl merkez başta olmak üzere aday gösterdiği tüm yerleşim birimlerinde önemli bir hamle yaptı. BDP’nin merkezde “sistem merkezli siyasi baronların” siyasal seçilme alanından sürekli uzak tutmaya çalıştığı Sancak bölgesinden Dr. İlhan Çakabay’ı aday göstermesi, siyasal alandan dışlanan kesimlerin siyasal alana özne olarak katılmalarının yolunu açtı. Eşbaşkan adayı Zarife Karasungur ise, Kürt hareketinin geleneğini taşıyan ve sürdüren Alevi bir kadın olarak toplumsal dönüşümde öncü rolü ortaya koyan bir yaklaşımın adayı oldu. Bu yönüyle 30 Mart 2014 tarihinde başlayacak olan dönüşüm sürecinin rengi de ortaya çıktı. Artık Çewlîg’de ihaleciler, rantçılar ve devlete yedeklenmiş güçler yerine yönetim alanında dışlananlar, “tarihin ilk ezilen ulusu” olan kadınlar ve gençler öz yönetimle özgür kimliğe koşacaklar. Bu kapsamda vitrin görevi gören iki eşbaşkan adayının bireysel ve toplumsal konumları itibariyle BDP, Kürt halkı nezdinde hem geleneğini sahiplenen yüzünü hem de genişleyen çehresini Çewlîg’de ortaya koydu.
Aynı hassasiyet ve politik genişliğin ilçe belediyelerinin eşbaşkan adaylarında da gözetildiği rahat bir şekilde görülebilir. Dara Hênî Belediyesi Eşbaşkan adayları Müzeyyen Bilgin ve Adnan Sarı, Karlıova Belediyesi Eşbaşkan adayları Burhan Karabulak ve Asiye Kılıç ile diğer ilçe eşbaşkan adaylarının gerek vizyonları gerekse de geleneğe bağlılıkları halk nezdinde desteğe yol açmıştır. Öyle ki, Çewlîg’de BDP geleneği tarihinde belki de ilk defa tüm ilçelerde halkın temsiliyetini taşıyabilecek adaylarla alanlara çıkmaktadır.
 Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: BDP, 2014 yerel seçimlerinde hem Çewlîg’de hem de tüm Kürdistan’da büyüyerek bu seçimden tarihi önemine binaen başarılı çıkacaktır. Çewlîg halkı ve BDP İl Örgütü, Kürdistan’da başlayan halaya katılmak üzere çalışmalarını yoğunlaştırmış durumda. Bu çalışmalara güç katmak için tüm Çewlîgliler nerede yaşıyorlarsa yaşasınlar destek sunmaya devam etmelidir. Bilindiği üzere, Çewlîg halkı siyasal, sosyal ve ekonomik baskılardan ötürü dışarıya halihazırdaki kendi nüfusundan daha fazla nüfusu göç vermiştir. Dolayısıyla Çewlîg’deki halaya renk katma amacında olan herkes, önce kendi bulunduğu alanı örgütleyip, bu örgütlülüğü Çewlîg’e taşıyarak katkı sunma çabasında olmalıdır.


HASAN KILIÇ / 
BDP Milletvekili Dr. İdris Baluken’in danışmanı