
Ceylanpınar Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polisler Feyyaz Yumuşak ve Okan Acar’ın 22 Temmuz 2015’te evlerinde öldürülmesiyle ilgili açılan dava kapsamında yargılanan 9 kişi, haklarında cinayetleri işlediklerine dair hiçbir somut kanıt bulunmamasına rağmen aylardır tutuklu.
Biri Terörle Mücadele Şubesi’nde, diğeri Çevik Kuvvet Şubesi’nde görevli iki polisin görevlerine gelmemesi ve telefonlarına yanıt vermemeleri üzerine Kepez Mahallesi’nde yer alan TOKİ’ye ait Küme Evleri’ne giden polisler, ev arkadaşı olan iki meslektaşını başlarından tabancayla birer kurşunla vurulmuş cesetleriyle karşılaşmıştı. Olayın ardından Urfa Valiliği tarafından yapılan yazılı açıklamada, polislerin kaldığı evin kapısında herhangi bir zorlama tespit edilemediği vurgulandı.
Ancak işlenen bu cinayetler PKK’nin üzerine yıkılıp siyasi iktidar tarafından zaten bitirilme niyeti taşınan ‘çözüm süreci’nin gerekçesi haline getirildi. Hemen arkasında da bunun ilk adımı olarak Kandil’e yönelik 24 Temmuz’da hava saldırısı yapılarak başlatılan savaş sonucu günümüze kadar binlerce insan yaşamını yitirip kentler yakılıp yıkıldı.
3. polis iddianamede yok
Olay her ne kadar PKK’nin üzerine yıkılmaya çalışılsa da cinayetlerin işlendiği evde aslında 3 polisin ikamet ettiği yönünde valilikçe de açıklanan bilginin üzerine gidilmeyerek perde arkasına itildi. Kuşkularla dolu olayın aydınlığa kavuşmasını sağlayabilecek sözkonusu bu üçüncü polisin ne kimliği, ne de olaya dair tanıklığı hazırlanan iddianamede yer almadı.
Cinayetlerle ilgileri olduğu iddiasıyla gözaltına alınıp tutuklanan 9 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması geçtiğimiz 24 Mayıs’ta Urfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Av. Timaş: Tek somut delil yok
Yürütülen soruşturma ve devam eden yargılamayı değerlendiren dava avukatlarından Eyüp Sabri Tinaş, dosyanın çelişkilerle dolu olduğunu belirtti. Yargı sisteminde delillerden sanığa gidilmesi gerekirken, Türkiye’de tam tersi olarak sanıktan delillere gitme gafleti içerisinde olduğunu anımsatan Tinaş, dosyada kapsamında tutuklu bulunan sanıkların bu suçu işlediği konusunda tek bir delil bulunmadığının altını çizdi.
Öldürülen polislerin işyerlerinden çıkış ile evlerine gittikleri yol güzergâhında birçok kamera olmasına rağmen bu kameraların hiçbirinin görüntüsünün de yine dosyada yer almadığına dikkat çeken Tinaş’a göre, Valiliği’nin bahsettiği üçüncü polisin, ne savcılık, ne de mahkemece değerlendirmeye değer bulunmaması oldukça şaşırtıcı.
Dosya sanıklarının kendi aralarındaki görüşme saatleri ile oynanarak yaptıkları şakalar üzerinden olayla bağlantılarının kurulmaya çalışıldığını ifade eden Tinaş, “Zaten dosyada herhangi bir tanık, parmak izi ve olayla alakalı telefon görüşmesi yoktur. Herhangi somut bir delil olmamasına rağmen bu suçu bu kişilere yıkmaya çalışıyorlar” diye konuştu.
Kayıtlar savcılık talimatı ile yakılmış!
Av. Timaş, müvekkillerinin olay esnasında telefonlarının kapandığına dair kayıtların ise savcılık tarafından tutanak tutularak yakıldığını söyledi. Tinaş, yakılan bu tutanaklar için “Olayın önem boyutu göz önünde bulundurulduğunda kayıtların imha edilmesinden kaynaklı savcılığın delilleri kararttığı düşüncesindeyiz” dedi.
Akıl almaz işkenceler yapıldı
Tinaş, müvekkillerinin gözaltında darp edildiği ve işkenceye maruz kaldıklarına dair somut delil olmasına rağmen savcılığın buna ilişkin ‘takipsizlik’ kararı verdiğini de kaydetti. Gözaltına alınanlardan özellikle Mehmet Naci Yılmaz ile Hasan Aydın’a, insanlık dışı işkenceler yapıldığını hatırlatan Tinaş, şunları söyledi: “Bu kişilere kazma sapı başta olmak üzere birçok alet namahrem yerlerine sokulmak suretiyle işkenceler yapıldı. Özellikle Naci’yi geceleyin bilmediği bir yere götürerek ona mezar kazdırıldığı, ‘Kendi mezarını kazıyorsun’ denilerek işkence yapıldı. İşkencelere ilişkin olarak hastane kayıtları var, ancak Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyette bulunmamıza rağmen savcılık bu konuyla ilgili takipsizlik kararı verdi.”
6 ay tedavi gördü
Hasan Aydın’ın da işkenceye maruz kaldığını kaydeden Tinaş, bu işkenceyi ve sonrasında yaşananları ise “Filistin askısına alarak işkence yapmışlar. Bundan kaynaklı Hasan 6 aydır tedavi görüyor. Bu işkencelerden kaynaklı vücudundaki hasarlar daha gitmemiş. Şikâyetinden vazgeçmesi için TEM Şube Müdürlüğü Hasan ile gayri meşru görüşmeler gerçekleştirmiş. Ben Osmaniye Cezaevi’nde Hasan ile görüşmeye gittiğim zaman ‘avukatın ismini bana söyleyin yoksa ben görüşmeyeceğim’ dedi. Daha sonra benim olduğumu anlayınca gelip benimle görüştü. Kendisine niye böyle bir şey söylediğini sorduğumda TEM tarafından şikâyetini geri almasını yoksa kendisini perişan edecekleri tehdidinde bulunulduğunu belirtti” sözleriyle anlattı.
Şikayetçisi AKP’li belediye başkanı
Av. Tinaş, bu dava ile birlikte Serêkaniyê’de görülmekte olan diğer birçok davaya ilişkin de önemli bir noktaya işaret etti. İlçede görülen davaların büyük çoğunluğunda, şikayetçilerin AKP’li belediye başkanı ve kardeşi olduğunu söyleyen Timaş, “İsimleri onlar veriyor, gözaltı ve tutuklamalar başlıyor. HDP’yi ilçede bitirerek kendi saltanatlarını devam ettirmek istiyorlar kanaatindeyim” dedi.
Tinaş’ın bahsettiği Belediye Başkanı Menderes Atilla ile kardeşi Mehmet Sait Atilla’nın ismi, 90’lı yıllarda MİT’in Suriye’nin başkenti Şam’da Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’a yönelik düzenlediği bombalı saldırıda geçmişti. Binlerce insanın yaşamını yitirmesine yol açan savaşı başlatan iki polis cinayetinde, belediye başkanı ve kardeşinin şikayetçi pozisyonunda yer alması, işlenen polis cinayetlere dair var olan kuşkuları daha da büyüttü.
DİHA/URFA