Amed’deki E Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan siyasi tutuklu kadınlar cezaevinde karşı karşıya kaldıkları sorunlara ilişkin Amed Barosu Cezaevi Komisyonu, İHD Amed Şubesi ve TİHV Amed Temsilciliği’ne başvuruda bulundu. “Uygarlık her daim cezaevlerini itaat ettirme, terbiye etme ve boyun eğdirmenin aracı olarak görürken, devlet ve iktidarlar ise muhalifleri kapatan, etkisizleştirme ve cezalandırmanın yani cezaevlerini ölüm evlerine dönüştürmenin aracı olarak görmüştür” diye başlayan başvuruda cezaevlerinin Cumhuriyet tarihinin en yüksek doluluk oranını yaşadığına dikkat çekildi. Cezaevlerinin kendi kaderine terk edildiğine işaret edilen başvuruda, devletin yürüttüğü siyasi soykırım politikalarının cezaevlerinde de uygulamaya konulduğu belirtildi.

Toplama kampı gibi
“Cezaevinin fiziksel koşulları”, “Sağlık sorunları”, “Yetersiz beslenme” ile “Görüş ve iletişim hakkı” gibi konularla ilgili yaşanan sorunların maddeler halinde sıralandığı başvuruda şunlar kaydedildi: “E, H ve M Tipi cezaevlerinin tümünde görüldüğü gibi odalarımız mevcut kapasitesinin 2-3 katı tutuklu barındırmaktadır. Siyasi kadın tutuklular olarak toplam iki odada kalmaktayız. Bu odalarımızdan biri en fazla on kişiyi barındırabilecekken 26, diğeri en fazla 20 kişiyi barındırabilecekken 41 kişiyi barındırmaktadır. Kapasitenin doluluğu toplama kampı görünümündedir. Civar illere sürekli sevk yapılsa da sürekli yeni tutukluların grup grup getirilmesi nedeniyle tam bir yığılma yaşanmaktadır. Ancak bir kişinin yatabileceği büyüklükteki ranzalarda 2’li 3’lü yatılırken, diğer arkadaşlarımız tuvalet, banyo ve mutfağın iç içe geçtiği alt bölümde ve yerlerde yatmaktadır. İç içe geçmiş odada hiçbir hijyen sağlanmamakta ciddi sağlık sorunları boy vermektedir.”

Kışın soğuk yazın sıcak

Odalara keyfi olarak çok kısıtlı miktarda sıcak ve soğuk su verildiği, banyo ihtiyacı karşılanmadığı, adeta yeni hastalıkların boy vermesine de zemin hazırlanmak istendiği belirtilen başvuruda, kışın ısınma sıkıntısı yaşandığı belirtildi. Başvuruda, yemekhanede kullanılan malzemelerin eskiliğinden kaynaklı hijyene uygun olmadığı dile getirildi.

Sevkler geciktiriliyor
Cezaevinde karşı karşıya kaldıkları en önemli sorunun ise sağlık sorunu olduğuna işaret edilen başvuruda şunlar ifade edildi: “24 saat süreyle işleyen, öngörülen veya görülemeyen tüm acil olaylara karşı hazırlıklı olan bir acil sağlık hizmeti sunulmamaktadır. Bu durumda sağlık personelinin eksikliği, özensiz tedavi ve muayene, tutuklunun hastaneye sevkinin zor gerçekleşmesi gibi etkenler de rol oynamaktadır. Özellikle abartılı güvenlik önlemleri nedeniyle sevkler geç yaşanabilmektedir. Kadınların özel-özgün ihtiyaç ve sorunları göz ardı edilmektedir. Mevcut koşullardan kaynaklı birçok arkadaşımızda kronik alerji, bel ağrıları, el ve ayaklarda şişme, dinlenme ve adaptasyon eksikliği, uykusuzluk, migren, kronik baş ağrısı gibi hastalıklar gelişmiş, sağlık durumumuz ciddi anlamda zedelenmiştir.”

11 kadının acil tedavi ihtiyacı var
Cezaevinde bulunan kadın tutukluların ciddi sağlık sorunları ile karşı karşıya bulunduğuna dikkat çekilen başvuruda sağlık sorunları önem arz edenlerin isimleri ise şöyle sıralandı: “Zeynep Boğa (Rahimde miyon, belde kas sıkışması), Leyla Deniz (Troid bezlerinde nodül), Dirayet Taşdemir (Belde disk kayması, idrar yolları iltihabı), Nihayet Taşdemir (Kronik Alerji), Zöhre Bozacı (Kronik Alerji), Güllü Çolak (Göz tansiyonu), Elif Ekinci (Mide sarkması, mide iltihaplanması), Herdem Kızılkaya (Mide ülseri, kronik böbrek rahatsızlığı), Fatma Kabul (Koah), Zeynep Altınkaynak (Kronik Astım) ve Çimen Altürk (Kanser tedavisi görmüş, bacağındaki kitlenin nüksetme riski yüksek). Hasta arkadaşlarımız hastanelere giderken kelepçeler açılmayabiliyor. Bu ayrıca zorluklara neden oluyor.”

‘İdare kendini mahkeme yerine koyuyor’

Başvuruda devamla şunlar kaydedildi: “Katı disiplin ve baskı dolayısıyla sürekli ve keyfi olarak verilen disiplin cezaları nedeniyle tutukluların çoğunluğunun bir yıla varan açık görüş cezaları bulunmaktadır. En demokratik ve meşru-insani haklarımızdan yola çıkarak girdiğimiz açlık grevleri, bize her alana dönük (telefon, açık görüş, etkinliklere çıkmama) gibi disiplin cezaları olarak geri dönmektedir. Bu nedenlerle çoğunluğumuzun bir yıla yakın açık görüş ve etkinliklere çıkmama cezası var. İdare kimi zaman kendisini mahkeme yerine koymaktadır. Verilen cezalara itiraz ettiğimiz infaz hakimlikleri ise idarelere daha çok itibar etmektedir. Sonuçta ortaya çıkan ise fütursuzca işleyen bu ceza anlayışı bir çeşit işkenceye dönmektedir. Bu anlamda daha insancıl bir ceza infaz sistemi için bütün uygulamalar ve vicdan arasında bir yerde olmalıdır. Bu çerçevede ceza infaz kanunu mantıksız ve baskıcı unsurlardan arındırılmalıyken aynı zamanda cezaevlerine gönderilen genelgelerin yeniden gözden geçirilmesi ve insancıl kılınması zorunlu olmaktadır.”

DİHA/AMED