Dr. Abdullah POLAT
Cezaevindeki tutuklu ve hükümlüler büyük risk altında. Derhal serbest bırakılmalılar.
Koronavirüs zamanlarındaki özgürlük, kendinize nasıl nevrotik tepki verdiğinize kendiniz karar verebilmek anlamına gelir: daha ziyade makarna ve konserve şeftali istifleyin veya sadece ellerinizi yıkayın. Hapishanelerdeki insanların bu özgürlüğü yoktur.
Mahkumlar salgınlardan nasıl korunuyor ve hapishaneler bir korona salgınına nasıl tepki verecekler?
Yaygın korona virüsü göz önüne alındığında, Türkiye hapishanelerinde büyük belirsizlik var. Mahkumlar, akrabalar, avukatlar ve güvenlik görevlileri - hepsi enfeksiyon riski ile nasıl başa çıkılacağı sorusuyla ilgileniyor. Çünkü özellikle yüksek riskli hastaların büyük bir kısmı cezaevlerinde yaşıyor. Birçok mahkum bağımlıdır ve ortalamanın üzerinde bir oranda hepatit C veya HIV'den muzdariptir. Gerek Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV)’in ve gerekse Tabip Odalarının hazırladıkları son dönemlerdeki raporlarda birçok siyasi tutuklunun Kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH), Akut-Kronik karaciğer yetmezliği başta olmak üzere Hipertansiyon ve Kronik kalp hastalıkları türlerinin ilk sıralarında yer almaktadırlar. Ayrıca zihinsel veya psikiyatrik bozukluklarda gittikçe artış göstermektedir. Bu da COVID-19-Pandemine davet çıkaracak kadar önem teşkil ettiğini ve bununda tutuklu ve hükümlülerin serbest bırakılmasının aciliyetini ortaya koyduğunu gösteriyor.
Tutuklu ve mahkumlar genellikle birbirine yakın, bazen de ortak odalarda yaşadıklarından tıbbi yardım ve hijyen koşulları önem taşımaktadır.
Uluslararası Af Örgütü alarm düzeyindeki ikazlarını Mart ayı sonunda yükseltti. Diğer birçok insan hakları örgütüyle yapılan ortak açıklamada, siyasi mahkumların derhal serbest bırakılmalarını talep ediyor. Aşırı kalabalıklaşmaya ek olarak, gözaltı merkezlerindeki zayıf hijyenik koşullara da dikkat çekilmektedir, burada birkaç kişi genellikle küçük hücreleri paylaşmak zorundadır.
Eski tutuklular her zaman sabun ve diğer hijyen maddelerinin eksik olduğunu bildiriyorlar. Binlerce insanın sadece ifade ve toplanma özgürlüğü haklarını kullandıkları için parmaklıklar arkasında olduğunu unutmamak lazım. Şimdi de hesaplanamaz bir sağlık riskine maruz kalıyorlar. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin üye devletlere, cezaevlerinde AIDS ve buna ilişkin sağlık problemleri dahil olmak üzere, bulaşıcı hastalıkların kontrolünün cezaevine ait ve kriminolojik vecheleri hakkında R (93) 6 Sayılı tavsiye kararı (Bakan Delegelerinin 18 Ekim 1993 tarihli ve 500'üncü oturumunda Bakanlar Komitesi'nce kabul edilmiştir). Bundan da anlaşıldığı üzere devletler esir tuttukları insanlara karşı görevlerini ve yükümlülüklerini yerine getirmeye mecburdurlar.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi'nin üye devletlere Avrupa cezaevi kuralları hakkında Rec (2006) 2 Sayılı tavsiye kararının 18.1.maddesinde; “Mahpuslara sağlanan barınma yerleri ve özellikle bütün yatakhane bölümleri, insan onuruna ve mümkün olabildiğince özel yaşama saygı gösterecek biçimde olmalı, iklim koşulları ve özellikle zemin alanı, havanın metreküp miktarı, aydınlatma, ısıtma ve havalandırma dikkate alınarak, sağlık ve temizlik gereklerini karşılamalıdır.” 42.1. Maddesinde; “Bir mahpusu muayene ettiği sırada doktor veya ona rapor veren nitelikli bir hemşire; a. Tıbbi gizliliğin normal kurallarına uyulmasına,
f. Bulaşıcı hastalık veya enfeksiyon taşıdığından şüphe edilen mahpusların, enfeksiyon döneminde ayrı bir yerde tutulmasına ve onlara gereken tedavinin sağlanmasına" şeklinde tavsiyelerde bulunmaktadır.
Velakin Türkiye Tabipler Birliğinin cezaevi komisyonlarının araştırmalarında orataya çıkan sonuçlar göz önüne alındığında, Türkiye'deki cezaevlerinin şu andaki Corona COVID-19 virüsünden korunmaya elverişli olmadığı ortaya çıkıyor.
Özellikle TİHV verilerine dayanarak, hasta tutuklu ve hükümlülerin, cezaevi revirlerinde nadir ya da haftada iki gün bulunan pratisyen hekimlerin üstünkörü muayeneleri ile tedavi edilmeden koğuşlarına geri gönderilmekte olduğu ve birçoğunda gelişen ağır sağlık sorunlarına rağmen gerekli tetkikler yapılması için hastaneye sevklerinin zorlaştırıldığı ya da hakarete uğradıklarıdır. Hasta tutsakların tedavileri zamanında ve doğru yapılmadığı için cezaevlerinde kanser, tüberküloz, şizofreni ve hepatit hastalıklarının yaygınlaştığı belirtilmektedir. Bu yüzden zaman kaybetmeksizin, kamuoyu başta olmak üzere, TİHV ve Türkiye Tabipler Birliği’nin tutsakların sağlık durumlarıyla ilgili hazırladıkları raporaları dikkate alarak, tutsakların büyük rizikoyla karşı karşıya kaldıkları cezaevi ortamlarından serbest bırakılmaları gerekiyor. Aksi taktirde bunun vebali çok ağır olduğunu belirtmekte yarar vardır.