Türk cezaevleri, OHAL ile birlikte kapasitesinin 30 bin üzerinde kişiyi tutuyor. 400’e yakın ağır olmak üzere binin üzerinde hasta tutsak, tahliye edilmediği gibi tedavi olanakları da rafa kaldırılıyor. Hem uluslararası sözleşmelerin hem de Türk yasalarının tanıdığı haklara da el konuldu. Baskı, işkence boyutuna vardırıldı. Her cezaevi yönetimi ve Türk güvenlik birimi keyfince yeni işkence metodları deniyor. İşte bazı cezaevlerinden son 24 saatte yansıyanlar:


Parçalanmış ceset fotoğrafları

Antalya L Tipi Kapalı Cezaevi’ndeki tutsaklar parçalanmış ceset fotoğraflarıyla tehdit ediliyor. Tutsak oğluyla görüşen bir anne, oğlunun aktardıklarını dihaber ile paylaştı: ”Adliye ve hastaneye götürülürken ring aracında askerler tarafından cenazeleri köpekler tarafından parçalanmış fotoğraflar gösteriliyor. ‘Bakın bunların sonu ne oldu. Siz de dikkat edin’ diye tehdit ediliyoruz.”


10 gün hücrede işkence

Denizli T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edilen 20 tutsak, 28 gündür tek kişilik koğuşta tutuluyor. Halit Muratoğlu’nun annesi Hanım Muratoğlu, ”Oğlum, sevk edildikten sonra 10 gün boyunca tek kişilik hücrede fiziksel işkenceye maruz kaldı. Hala tek başına bir hücrede tutularak, kötü muameleye maruz kalıyor” dedi. 


Kürtçe mektuba işkence

Buca Kırıklar F Tipi Cezaevi’nde olan siyasi tutsak Mesut Gökhan, kendisinden başka tek bir siyasi tutsağın bulunmadığı Kilis L Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. Kilis’te tek kişilik hücrede tutulan Gökhan, Şırnak’taki ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde içinde bulunduğu durumu anlattı. Ailenin aktarımına göre, kendisine gelen Kürtçe mektup nedeniyle ağır işkenceye maruz kaldı. Çıplak aramayı reddettiği için de falakaya yatırılıp dövüldü. Ayakları üstüne basamayacak duruma getirilen Gökhan, hastaneye de sevk edilmedi. 

HDP Şırnak Milletvekili Leyla Birlik, konuyla ilgili Türk Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması talebiyle soru önergesi verdi. Gökhan yaşadıklarını anlatan Birlik, bütün bunlarlarla ilgili soruların yanı sıra şunların da yanıtını istedi: ”Cezaevlerinde Kürtçe konuşmak, Kürtçe mektup yazmak, Kürtçe yayınlar bulundurmak yasak mıdır? Yasak değilse, Kürtçeyi yasaklayan cezaevi yönetimleri hakkında bir işlem başlatmayı düşünüyor musunuz?”


Yüzde 75 felçliye 23 yıl

Yüzde 75 felçli olmasına rağmen Kobanê eylemlerine katıldığı iddiasıyla hakkında açılan dava kapsamında 2014-2015 yıllarında Van F Tipi Cezaevi’nde 7 ay tutuklu kalan Mücahit Orhan, tutuksuz yargılandığı davada 15 Haziran günü görülen karar duruşmasında ağır cezaya çarptırıldı. Vücudunun büyük bölümü felçli olan 21 yaşındaki Orhan, ”örgüt üyesi olmak” ve ”örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla toplam 23 yıl cezaya çarptırıldı. 

Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne getirilen Orhan, ”Güya ben yüzde 75 felçli halimle molotof atmışım. Akıl almaz bir şey. Bir kolumu hareket ettiremiyorum. Sabit ikametgah var. Yargıtay onaylamadı. Ancak engelli halimle cezaevine konuldum. Cezaevinde de 15 gün boyunca tekli hücrede tutuldum” dedi.

2010 yılında elektrik çarpması sonucu vücudunun yüzde 75’inin yandığını anlatan Orhan, ”Toplamda 24 kez ağır ameliyat geçirdim. Bu ameliyatların halen devam etmesi gerekiyor. Deri yetmezliğinden dolayı annemin vücudundan deri alınarak bana nakledildi. Bu şekilde yaşama döndüm. Vücudumdaki yanıklar kemer hizasından başlıyor, yanaklarıma kadar. Sol kolum dirseğe kadar yanıktır. Sağ kolumun tamamı yanıktır, kullanamıyorum” diye konuştu. 

Yaşamsal ihtiyaçlarını dışarıda annesinin karşıladığını belirten Orhan, ”Bireysel temizliğimi dahi arkadaşlar yapıyor. Tırnaklarımı dahi kesemiyorum. Elbiselerimi arkadaşlar giydiriyor. Yaşamsal ihtiyaçlarımı karşılayacak durumda değilim” ifadelerini kullandı. 


Tutsaklar ve ailelerine dayak

Amasya E Tipi Cezaevi’ndeki siyasi tutsaklar ve aileleri gardiyanlar tarafından darp edildi.

Zülfü Binbir’in eşi Filiz Binbir, cezaevinde yaptıkları görüşmenin ardından aileler daha içerdeyken gardiyanların tutsaklara saldırdığını söyledi. Gardiyanlara karşı çıkan ailelerin de darp edildiğini ifade eden Binbir, şunları söyledi: ”Gardiyanlar ailelerimizi darp edip hakaretler ve küfürler savurdu. Darp ederek dışarı attılar. Dışarı çıkan aileler çevik kuvvet tarafından gözaltına alınıp ifadelerine başvuruldu. Ertesi gün yani Cumartesi eşim bizi telefonla arayarak aynı şekilde kendilerinin de gardiyanların tarafından darp, hakaret ve küfürlerine maruz kaldıklarını aktardı. Ya kurallarımıza uyacaksınız ya da hepiniz öleceksiniz, sizi ve partinizi yok edeceğiz, diye tehdit etmişler.” 

Tugay Üstüntaş’ın babası Gazal Üstüntaş da ”Görüş bittikten sonra gardiyanlar tarafından kaldıkları kısım basılmak suretiyle işkence yapılmış. İşkenceden sonra hastane veya revire götürülmemişler. Müdürün kendilerini tehdit ettiğini en son işkencenin de müdürün emriyle yapıldığını söyledi” diye konuştu.


Müdürden ailelere: Sizler teröristsiniz

Görüşün ardından 9 tutsağa gardiyanlar ve cezaevi müdürünün fiziki işkence uyguladığını öğrendiğini aktaran aileler, gardiyanların tutsakların boğazını sıkarak nefessiz bıraktığını ve daha sonra 50-60 kişilik gardiyan grubunun tüm tutsaklara işkence yaptığını kaydetti. Gazal Üstüntaş, şunları anlattı: ”Hukuksuz ve hakaretler hakkında müdürle görüşmek istedik. Müdür görüşmek istemediğini söyledikten sonra ‘sizler teröristsiniz, ben teröristlerle görüşmek istemiyorum, ülkemizden defolun’ dedi. Biz bu hakarete karşı çıkınca polisleri çağırdılar. Hakaretler yetmediği gibi polislere bizi ‘terörist’ diyerek saldırttı.”


Yüzlerce epilepsi hastası var

Van Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde tutulan epilepsi hastası Suat Aşkan’ın durumu gün geçtikçe kötüye gidiyor. 9 yıldır epilepsi hastası olan Suat Aşkan, ayrıca nefes darlığı ve damar tıkanıklığı hastalıklarının da bulunduğunu belirtti. Aşkan, ”Ortalama haftada 1-2 kez nöbet geçiriyorum. Üç kişilik odada tutuluyoruz ve bazen yanımdaki arkadaşlar da müdahale edemiyor. Aslında biz epilepsi hastalarının yaşamları her nöbet sırasında pamuk ipliğinde” diye belirtti. Aşkan, İHD ve TİHV gibi insan hakları kuruluşlarına epilepsi hastası tutukluların görünür kılınması için duyarlılık çağrısında bulundu.  


HABER MERKEZİ




Kelepçeli muayene sağlık hakkı ihlalidir


Kelepçeli muayene maruz kalan tutsaklardan çok sayıda mektup aldıklarını belirten TTB Merkez Konsey Üyesi Şeyhmuz Gökalp, kelepçeli muayenenin onur kırıcı ve sağlık hakkı ihlali olduğunu belirterek, meslektaşlarına onur kırıcı davranışta bulunmamaları çağrısı yaptı. 

Cezaevlerinde OHAL sonrası had safhaya ulaşan hak ihlallerinden biri de tutsakların kelepçeli muayeneye maruz bırakılması. Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konsey Üyesi Şeyhmus Gökalp, son dönemde tutuklu ve hükümlüler tarafından yapılan başvurularda nakil sırasında tutukluların kelepçelenmesi olduğunu belirterek, kelepçeli muayene dayatmasını sağlık hakkı önünde bir engel olarak gördüklerini söyledi. 

Hiçbir insanın sağlık hakkından mahrum edilmeyeceğini belirten Gökalp, nakil sırasında kelepçenin takılmasının bir tedbir olduğunu belirterek, “Ama hiçbir tedbir nakil esansında olsa dahi insan onurunu kırıcı olamaz. Zalimane işkence mahiyetinde bir uygulama olamaz. Hastane ortamına geldiği zaman da bu devlet ve üniversite hastanesi olmak durumundadır özel koşullar hariç, bu koşullarda diğer hastaların gördüğü muameleyi görmek zorundadırlar” dedi.

Hekimin bunu uygulamadığı durumda etik ihlalin işlediğini söyleyen Gökalp, ceza infaz kurumunun da sorumlulukları olduğunu hatırlatarak, ”Mesela cezaevi yönetimi zorlayıcı araç olarak bir kelepçeyi kullandığı zaman bunu bir işkence aracı olarak kullanamaz. Bunu onun bedenine zarar verici olarak kullanamaz” diye ekledi.


Hekimler hakkında soruşturma

Gökalp, hasta tutsakların yalnız muayene edilmesinin bir hak olduğunu belirterek, şunları söyledi: ”Tek başına muayenenin önündeki engel tutukluyu hastaneye götüren kolluk kuvvetlerinin hekimlere yönelik ‘hasta kaçarsa sorumlu sizsiziniz’ demesidir. En büyük sorun budur. Hekimlerden bazıları ‘sorumluluk alamam’ diyerek kelepçeli muayeneyi onaylıyor. Oysa hekim, kolluk kuvvetlerine ‘firarı engelleyecek koşulları ortadan kaldırın’ demelidir. Ve hastayı kelepçesiz ve yalnız şekilde muayene etmek istediği söylemelidir. Bu yönlü çok yoğun mektuplar geliyor hapishanelerden. Bu anlamda biz, ihlali işleyen hekimler hakkında soruşturmalar yapıyoruz.”

Kelepçeli muayene dayatmasının en çok da siyasi tutuklular ve düşünce suçlularının maruz kaldığını belirten Gökalp, “OHAL dönemleri insan hakları ihlallerinin en yaygın olduğu dönemlerdir. Kelepçeli muayene onur kırıcı bir durumdur ve sağlık hakkı ihlalidir. Bütün meslektaşlarıma bu konuda duyarlı olmaları ve onur kırıcı hiçbir davranışta bulunmamaları çağrısında bulunuyorum” dedi.