Çoğunluğumuz uzun süredir cezaevindeyiz. Bu nedenle kronik ve ağırlaşmış sağlık sorunlarıyla boğuşmaktayız. Yine zaman zaman ani ve acil durumlar ortaya çıkabilmektedir. Buna rağmen cezaevi revirinde sürekli olarak doktor bulundurulmamaktadır.
Acil durumda ilk müdahaleyi yapabilmek bir doktor bulunmadığından arkadaşımız Hasan Eroğlu’yu kaybettik. Revire sadece haftanın iki günü o da sadece yarım gün doktor gelmektedir. Kimi zaman “Hastane sevkiniz var” denilerek mahkum kabule götürülüyor ve saatlerce bekletildikten sonra “ Asker gelmedi” denilerek geri getiriliyoruz.
Hastaneye götürüldüğümüzde “yer yokluğu” gerekçesiyle saatlerce ring aracında bekletilmesi, daracık bir yerde 5–6 kişinin saatlerce bekletilmesi fiziki ve psikolojik işkenceden öte bir anlama gelmektedir. Kimi doktorların ideolojik ve düşmanca yaklaşımlarıyla karşılaşabilmekteyiz.
Doğru dürüst bir tahlil ve tanıya dayanmayan ilaç tedavileri beraberinde birçok yan etkiyi ve riski getirebilmektedir. Doktor reçetesindeki kimi ilaçların yerine “içeriği aynıdır” denilerek farklı ilaçlar verilmektedir.
Kronik sağlık sorunları olan arkadaşlarımızın zorunlu olarak kullanmaları gereken kimi giyim vb maddeler “yasaktır” denilerek verilmemektedir. Ayaklar için mes, deterjan alerjisi için bulaşık eldiveni, soğuktan korunmak için yün eldiven vs. verilmemektedir. Oysa eldiven, elyaf yorgan, vb. eşyalar diğer birçok cezaevinde E tiplerinde serbesttir. Diğer cezaevlerinden gelirken beraberimizde getirmiş olduğumuz bu eşyalarımız verilmiyor.

Hukuki sorunlar

Adalet Bakanlığı’nca ve yasalarca tüm tutuklu ve hükümlülere tanınan kim haklar sudan gerekçelerle elimizden alınmaktadır Bakanlık genelgesiyle haftada 10 saat sohbet hakkı tanınmış olmasına rağmen, bu burada haftada 2.5 saat olarak uygulanmakta ve 7.5 saatlik sohbet hakkımız gasp edilmektedir.
Bu durum yer yokluğu personel eksikliği, iş yoğunluğu vb. ile gerekçelendirilmektedir. Ayrıca aylık açık görüş haftasında hiçbir etkinliğe çıkarılmamaktayız. Oysa genelgene de “açık görüş haftasında faaliyetler yapılmaz” diye bir ibare yoktur.
İdareden verdiği keyfi disiplin cezaları nedeniyle aylar boyunca sportif ve sosyal-kültürel birçok etkinlikten mahrum kalmaktayız. En ufak bir itirazımızın, hak talebimize meşru ve barışçıl eylemimize karşılık olarak disiplin soruşturması açılmakta ve ceza verilmektedir. Çoğunlukla 1 aylık ceza süreci 3 aylık da “iyi hal” gözetimi söz konusu, bu aylar boyunca açık görüş yasağı uygulanmaktadır.
Bakanlıkça ziyaret süreci “30 dakikadan az olmamak 1 saatten de fazla olmamak kaydıyla idarece belirlenir” denilmesine rağmen çoğu kez bu süre 15 dakikaya kadar düşmektedir. Hatta “görüş saatinde gelmedi” denilerek ziyaretçilerimiz geri çevirebilmektedirler. Uzak illerden gelen ziyaretçilerimiz ve bizler hem maddi, hem manevi açıdan mağdur edilmekteyiz. Açık görüş saatini kaçırdı diye kapalı görüş de yaptırılmaktadır.

Ziyaret sorunları
Ziyaretçilerimiz açık görüşe gelirken getirdikleri eşyalar “limit doludur, açık görüş haftasıdır” vb. gerekçelerle içeri alınmamaktadır. Terlik, nevresim takımı, battaniye içeri verilmemektedir. Bunları kantinden almamız dayatılmaktadır. Kantinde satılan bu tür eşyalar ise hem kalitesiz hem çok pahalıdır.
Zaman zaman ziyaretçilerimize onur kırıcı bir arama tarzı dayatılmaktadır. Rencide edici davranışlar, “güvenlik” gerekçesi ile izah edilmektedir. Oysa her türlü teknik araçla güvenlik sağlanmaktadır. Adalet rencide edici, işkenceci, kimi uygulamalarla ziyaretçilerimiz bıktırılmak ve ziyarete gelişleri engellenmek istenmektedir.
Arama adı altında rencide edici tutumlar içeride bizlere de dayatılmaktadır. Hücreden spora, sohbete revire, müdür görüşüne, ziyarete, atölyeye, hastaneye, mahkemeye vb. çıkarıldığımızda durumuna göre 3-4 kez ayakkabılarız çıkartılmakta, elle ve detektörle, üstümüz aranmaktadır. Neredeyse üst üstte aynı personel tarafından aranmaktayız. X- ray cihazından geçtikten sonra bir kez de askerler tarafından aranmaktayız. Bu aşırıya varan bıktırıcı ve keyfi uygulama nedeniyle neredeyse hücreden çıkmak içimizden gelmiyor.
Yeni tutuklanan ya da başka bir cezaevinden buraya getirilen arkadaşlarımıza cezaevi girişinde çıplak arama dayatılmaktadır. Bu rencide edici uygulamayı kabul etmeyenler tehdit ve şiddete maruz kalmaktadır. Onur kırıcı uygulamayı reddedenler hakkında “cezaevi uygulamalarına ve personeline karşı geldi” denilerek soruşturma açılabilmektedir.

Kürtçe şarkı yasağı

Burada Kürtçe şarkı söylediğimiz için hakkımızda soruşturma açılabilmektedir. Son dönemlerde kimi arkadaşlarımız Kürtçe şarkı söylediler diye haklarında tutanak tutuldu ve bir daha Kürtçe şarkı söylemeleri yönünde uyarıldılar.
İnfaz hakimliği kendimiz anadilimizle savunma talebimizi kabul etmemektedir. Kürtçe dilekçelerimizi tarafımıza iade edilmektedir. Anadilimizle kendimizi savunmamızın ayrımcılığın hukuksuzluğun bir göstergesidir.
Cezaevi idaresi her sorunda “infaz hakimliğine başvurun” demektedir. İnfaz hakimliği ise cezaevi idaresinin ve cumhuriyet başsavcılığının iddia ve gerekçelerine göre bir karar vermekte, disiplin kurulu, eğitim kurulu, cezaevi idare kurulu adı altında alınan tüm kararları onaylamaktadır.
Bu ise idarenin her türlü keyfiliğine “meşruluk” sağlamakta ve onu hukuki bir kılıfa büründürmektedir. İtiraz dilekçelerimiz ve savunmalarımız ya hiç okunmamakta ya da dikkate alınmamaktadır.
Yine Cezaevi izleme kurulu da cezaevi idaresinin uygulamalarını aklama aracına dönüştürülmüş durumdadır. Başvurularımıza yönelik yapılan incelemeler formalite gereği yapılmaktadır. Etkisiz ve anlamsız bir mekanizmaya dönüşen cezaevi izleme kurulunun raporları da bir çözüm üretecek etkiden uzak kılmaktadır.
Birçok başvuruya cevap verilmemekte, yılda 1-2 kez cezaevine gelinip sınırlı sayıdaki tutsak ile görüşülmektedir. Çoğunlukla, “elimizden bir şey gelmiyor” denilerek sorunlar geçiştirilmektedir.


Sansür kurulu gibiler
Posta yoluyla bizlere gelen, abone olduğumuz gazete, dergi ve kitapların bazıları hakkında hiç bir yasaklama ve toplatma kararı olmamasına rağmen sudan gerekçelerle alıkonmakta ve tarafımıza verilmemektedir. Eğitim kurulu adeta bir “Sansür kurulu” gibi çalışmaktadır. “Zazaca bilen yok” gerekçesiyle Azadiya Welat gazetesinin haftalık eki “Veroj” hiç verilmemektedir.
Yönetmelikte hiç bir sınır olmamasına rağmen burada bir kişi ancak kendisine ait 5 kitap yanında bulundurabiliyor. Kendimize ait kitapları başka arkadaşlarımızla paylaşmamıza izin verilmemektedir. Kendi kitaplarımıza bile ulaşmak için onları dilediğimiz zaman kullanabilmekte ciddi bir sıkıntı çekmekteyiz.
Ailelerimiz ziyaret yoluyla kitaplarımızı diğer arkadaşlarımıza aktarmak istediğinde de engelle karşılaşmaktayız. Kitaplarımızı iç posta ya da dış posta yoluyla aynı cezaevindeki arkadaşlarımıza gönderiyoruz. Engellemeler iş güvenliği zorlayıcı uğraştırıcı olmasına rağmen sudan gerekçelerle, daha çok da “güvenlikçi” bir anlayışla izah edilmektir.

İletişim sorunları
İletişim olanaklarından yeterince yararlanamıyoruz. Yolladığımız mektuplar kimi zaman sansürlenerek karalanarak gönderilmektedir. Sembollerin, adların düşüncelerin yasaklandığı bir cezaevinde kalmaktayız. Sansürü aşmak için neredeyse ezopça bir dil kullanmak mecburiyetinde bırakılıyoruz.
Birçok TV kanalından yararlanamıyoruz. İzlemek istediğimiz kim TV kanallarına ideolojik nedenlerle izin verilmemektedir. Tatil günleri “tercüman yoktur” gerekçesiyle verilmeyen Azadiya Welat gazetesi günlük olarak takip etmek olanağından yoksun bırakılıyoruz. Bazen de “sakıncalıdır” denilerek alıkonuluyor.
Uzun süre üçer kişilik odalarda hep aynı arkadaşlarla kalmak psikolojik açıdan sıkıcı hale gelebilmekte ve oda değiştirme ihtiyacı doğabilmektedir. Bazen ailelerimizin çalışma vb durumları dikkate alınarak uygun bir telefon ve ziyaret gün ve saati olan odaya geçme ihtiyacı duyulabilmektedir. En insani oda değiştirme taleplerimiz bile, keyfi gerekçelerle reddedilmekte, aylarca bu sorunla uğraşılmaktadır.
Aylarca aynı arkadaşlarla, spor, sohbet, vb etkinliklere çıkartılmaktayız. Grubumuzun değiştirip başka başka arkadaşlarla sohbete spora çıkmak yönlü taleplerimiz genellikle reddedilmektedir. İdare etkinlikleri ihtiyaç ve taleplerine göre değil de hep kendi keyfine göre ayarlamaktadır.
Haftalık 10 dakikalık telefon görüş hakkımızı kullandığımızda adeta hem bizden, hem ailelerimizden, tekmil isteniyor. Karşılıklı olarak adlarımızı söylememiz ve telefon numarasını tekrarlamamız isteniyor. Zaten konuşmamız kayıt altına alınıyor. Ancak bu yeterli görülmüyor. Ayrıca birçok yakınımız mesai saati içinde işte olmakta. Mesai saatleri dışında telefon açma hakkı tanınmadığından çalışan yakınlarımızla görüşememekteyiz.
Hem 10 dakika ile sınırlanmış olması, hem de mesai saatleri arasında sıkıştırılması bir zaman oluşturmaktadır. Ailelerimizin uzak illerde ikamet etmesi, sık sık ziyarete gelememesi telefon daha ciddi bir ihtiyaç haline getirmektedir. Bu ihtiyacın gözetilerek söz konusu sınırlamaların kaldırılması ya da makul ölçüde genişletilmesi gerekmektedir.

Kantinde satılanların durumu

Cezaevine belirlenen kim giyim eşyaları dışında dışarıdan getirilen hiç bir şey alınmamaktadır. Tüm ihtiyaçlarımızı kantinden satın almak zorundayız. İhtiyaç duyduğumuz birçok şeyi talep azlığı gerekçesiyle kantine getirilmemektedir. Örneğin, renkli defter, değişik kalem çeşitleri ve renkli kağıt kantine getirilmemektedir. Yine birçok cezaevinde serbest olan metal semaver, metal yemek ve çay kaşığı metal çatal satılmamaktadır.
Sadece onların listede belirledikleri meyve ve sebzeleri alabiliyoruz. Farklı çeşitler getirilmemektedir. Kantinde satılan malzemeler ise genelde hem kalitesiz, hem de dışarıya göre çok pahalıdır. Çıkan yemekler genelde kalitesiz ve yetersizdir. Sağlıklı beslenemiyoruz. Hiç değilse kahvaltılık türü yiyeceklerin dışarından ailelerimize getirilebilmesi olanağı oluşturulmalıdır.
Çoğumuz istediğimiz dışında bu cezaevine sürgün olarak getirildik. Geldiğimizden beri ailelerimize yakın bir yere sevk edilmek için girişimlerde bulunuyoruz. Her sevk talebimize ret cevabı verilmektedir. Güvenlik gerekçesiyle dayandırılan bu retler hem bizi hem yakınlarımızı mağdur etmektedir.
Burada ağırlaştırılmış müebbet cezası almış olan 5-6 arkadaşımız bulunmaktadır. Onlar günde 4 saat havalandırma çıkarılmaktadır. Disiplin cezası aldıklarında bu süre 1 saatte düşüyor. Bu arkadaşlarımız hiçbir etkinliği çıkarılmamakta ve sürekli bir tecride tabi tutulmaktadırlar.
Birçok cezaevinde bireysel temizlik için verilen cımbız, bıyık makarası, tekli jilet bu cezaevinde verilmemektedir. Son olarak bir tutsak tarafından amaç dışı kullanıldığı gerekçesiyle idare gözlem kurulu kararıyla kantinde tek bıçaklı permatiklerin satışı da yasaklandı. Sadece üç bıçaklı permatikler satılmaktadır.
Bir yanlıştan yola çıkılarak tüm tutsakları cezalandırma ve mağdur etme genel bir yaklaşım biçimidir. Bir aydan uzun bir süredir sakal tıraşı bile olamamaktayız. Bir olumsuz örnekten yolara çıkarak genel bir yasaklamaya gitmek güvenlikçi anlayışın tipik göstergesi olmakta ve ciddi bir sorun kaynağı oluşturmaktadır.



ABDULHAMİT BABAT / Sincan 2 nolu F Tipi cezaevi




10 yılda bin 621 tutsak öldü

On yıllık AKP Hükümeti döneminde bin 621 tutsağın cezaevlerinde ‘öldü’ğü açıklandı. T.C. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 2003-2012 yılları arasında cezaevlerinde hayatını kaybeden tutsak sayısının bin 621 olduğunu belirtti. Ergin, 49 kanser hastasının halen cezaevinde olduğunu da kaydetti.
CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun cezaevlerinde yaşamını yitiren tutsaklarla ilgili soru önergesini Adalet Bakanı Sadullah Ergin yanıtladı. 2003-2012 yılları arasında hayatını kaybeden tutsak sayısının bin 621 olduğunu belirten Ergin, meydana gelen 682 ölüm olayında toplam bin 728 personel hakkında adli ve idari soruşturma yapıldığını ve adli yönden yapılan soruşturmalar sonucunda, bin 544 personel hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini kaydetti.
24 Mayıs 2012 itibariyle ceza infaz kurumlarında 49 tutsağın kanser hastası olduğunu savunan Adalet Bakanı, 11 Nisan tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6291 sayılı kanun gereğince sürekli hastalığı bulunan 57 kişinin tahliye edildiğini kaydetti. Adalet Bakanı, 4 Mayıs 2011 - 4 Mayıs 2012 tarihleri arasında ceza infaz kurumlarında, 252 tutsağın “eceliyle” öldüğü, 31 tutsağın intihar ettiğini ileri sürerek, 1 tutsağın da öldürüldüğünün anlaşıldığını ifade etti. 
Adalet Bakanı, Cumhurbaşkanlığı makamınca cezaları kaldırılan tutsak sayısının, 2003 yılında 123, 2004 yılında 9, 2005 yılında 5, 2006 yılında 2, 2008 yılında 3, 2009 yılında 7, 2011 yılında 8 ve 2012 yılında 6 olduğunu ifade ederek, tutsakların wernicke-korsakof, akıl veya ruh sağlığı bozuklukları, kronik böbrek yetmezliği ve kanser gibi rahatsızlıkların bulunduğunu söyledi. 

ANKARA