Venezüella devlet başkanı Chavez’in 10 gündür sesi çıkmıyordu. Sadece son zamanların favori iletişim yöntemi olan twitterda yazıyordu. Twitter da ilginç bir sosyal medya aracı.-Bu tanıma da alıştık.- Sigara gibi bir şey. İnsan bir bulaşırsa yazmadan edemiyor. Benim bile var. Bu yüzden olacak twitterda yazılan mesajlara pek aldırmadılar ölüm söylentisi yayıcıları. Muhtemel diğer dünyadan da twittera yazılabileceğine inanıyorlardı ki bende buna inanıyorum, bu nedenle, kesin ölmüştür dediler. Gerçekten Chavez’in bu durumu, pek alışık olunan bir şey değildi. Hem konuşmayı çok severdi ve hem de televizyonda mutlaka bir şekilde olurdu. En azından telefonla katılırdı ki en sonunda bu oldu. 10 gün kadar sonra telefonla bağlanarak henüz yaşadığını dünya aleme duyurdu.
Chavez’in kanser olduğu açıklandığından itibaren akılma ilk geleni, komplo teorileri yazmayı sevmediğimden yazmamıştım. Komplo teorim Chavez’i kanser yapan CIA idi. Buna dair elimde hiçbir acar gazeteci haberi filan yoktu. Ancak böyle olduğunu, düşünmek çok zor bir şey değildi. ABD ve CIA’nın sadece Fidel’i öldürmek için yaptıkları bile, böyle bir şeyi çok muhtemel kılıyordu. Farklı sayılar verilse bile, en az seksenden fazla suikast ve darbe düzenlemişlerdi. Hatta bir kez ayakkabısının içine bir toz koyarak, sakallarının dökülmesini sağlamak istemişler, böylece Fidel’in karizmasını yok etmeye çalışmışlardı. Devrimi sakaldan ibaret zannediyorlardı. Bütün dünyayı kanser yapan bir sistemin, özel olarak bir kişiyi kanser yapabilmesi çok zor değildi sanırım. Bu komplo teorimi yine kanser olan eski Brezilya başkanı Lula, yeni başkan eski kanser Dilma, Paraguay devlet başkanı Luga ve bunların ardından bir ara kanser olduğu açıklanan Arjantin devlet başkanı Cristina Fernandez de Kirchner, ile besledim. Daha sonra bu düşüncenin doğru olabileceğini Chavez de açıkladı. Bu teoriye bir de karşı iyimser teori geliştirdim. Küba bu kanserin tedavisini bulmuştu. Ancak ABD, bu sefer farklı yöntemler uygular, diye açıklamıyordu. Mesela çoktan ölecek denilen Fidel, hala yaşıyordu. Bu yüzden Chavez de yaşayacaktı.
Başından itibaren farklı ve şaşırtıcı bir süreç yaşanan Venezüella’da şimdi artık bir Post Chavez dönemi başlayacak. Bu mutlaka Chavez’in öleceği anlamına gelmiyor. Her an ölebileceği düşüncesi bile bu dönemi başlatıyor ve hatta başladı bile. Bu yüzden canlı bir siyaset teorisi laboratuarı olan Venezüella bu yeni dönemde mutlaka çok yakından izlenmesi gereken bir örneğe dönüşecek. Karşılıklı azalan ve çoğalan güçleriyle, sürekli değişken bir ikili iktidar durumu hala devam ediyor. Yani bir yandan hala dünyada hakim olan neoliberal politikalara aykırı görünen sosyal politika unsurları, mesela ücretsiz sağlık, parasız eğitim, öte yandan geleneksel iktidar nimetleri ve Venezüella’ya özgü petrol gelirinin önemli kısmını pay kopartan Bolivarcı burjuvazi, spekülasyon ve ana yapısı değişmeyen bir ekonomi. Bir yanda her an gecekondulardan aşağı inilebileceğini bilen bu gücünün farkında bir halk, öte yandan her şeye rağmen yeterince örgütlenemeyen, Chavez olmadan birleşmesi güç ve her şeyden önemlisi onsuz bir dinamizmi yakalayabilmesi kuşkulu bir toplumsal yapı.
Latin Amerika’yı da bir Post Chavez dönemi bekliyor. Bolivya’dan Nikaragua’ya, Guatemala’ya kadar bütün ülkelerde sağ ve sol cenahın seçim politikaları, Chavez dostluğu ve düşmanlığı üzerine dönüyordu. Bolivya’da Evo Morales’in, Nikaragua’da Daniel Ortega’nın kazanmasında, Guatemala’da son seçiminde sağın galip çıkmasında, Honduras’ta Zelaya hükümetine karşı yapılan darbede, her zaman en önemli figür Chavez’di. Bana göre en önemlisi de sosyal hareketlerle beraber Chavez, neoliberalizmin Güney Amerika ayağı ALCA’yı işlevsiz kılmıştı. Bütün bu durum tabii ki diğer unsurlarla beraber yeni bir duruma evirilecek.
Bu yeni dönemde Latin Amerika kaderini, yine bir kişinin ölümüyle dönüşecek bir geleceğe mi bırakacak? Yoksa bu koca bir kanserden, iktidarlardan sıyırabilecek mi? Chavez öldü mü?
Chavez öldü mü?