Faşizm baskıcı rejimleri tanımlamak için kullanılır. Devleti yöneten küçük bir kapitalist zümrenin devlet denen büyük bir canavarın gücünü tekeline alarak halka baskı yapmasıdır, faşizim. Faşist ideoloji, bireyleri ve toplumu bu baskıcı rejim etrafında milliyetçilik etrafında birleştirmeye çalışır. Faşist ideoloji, insanlar arasında ırksal bir ayrım yapar ve kendi ırkının ve kültürünün diğer ırklardan ve kültürlerden üstün olduğunu iddia eder. Ve bu suretle diğer milliyetleri ve kültürleri baskı altına alarak asimile etmeye çalışır. Asimile edemediği dönemlerde ise diğer milliyetleri ve kültürleri tümden yok etmeye kalkar. Yahudilerin Almanya’da, Ermeniler’in Osmanlı döneminde ve de Kürtler’in ise yaklaşık yüz elli yıldır yaşadıkları tarihte yaşanmış ve yaşanan soykırımlara örnektir.

Türkiye’nin ilk Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Türk, bu ülkenin yegane efendisi, yegane sahibidir. Saf Türk soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır; hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsinler!“ demişti. Atatürk’ün ırkçı “Ne mutlu Türküm diyene“ sözü bir kabus gibi her sabah okullarda çocuklara ezberletilmiş, yetmemiş, bu söz dağa taşa – özellikle Kürdistan dağlarına -  da yazılmıştır. CHP Milletvekili Birgül Ayman Güler mecliste yaptığı konuşmada “Türk ulusuyla Kürt milliyetini eşit, eş değerde gördüremezsiniz” ifadesi ile bu ırkçı-faşist ideolojinin devamcısı olduklarını bir kez daha güncellemiştir. Bu söyleme tepki olarak CHP Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın partisinden istifa etti. Türkiye Başbakanı Erdoğan da Türklüğü kastederek ‘tek millet’, Türkçeyi kastederek ‘tek dil’, Türk bayrağını kastederek ‘tek bayrak’ ve İslam dininiyle sunni mezhebini kasdederek ‘tek din-tek mezhep’ diyerek bu ırkçı-faşist ideolojinin devamcısı ve uygulayıcısı olduklarını sık sık ifade emektedir. Sıraladığımız bu görüşler Türk devletinin ideolojik yapısının sürekliliğini göstermesi bakımından çarpıcıdır.
Sözün kısası, CHP, MHP ve AKP öz itibarı ile bir birinin aynısıdır. Her nekadar eleştiri okları en fazla AKP’ye yönelse bile, çünkü AKP Türk devletinin ve ideolojisinin şu anki temsilcisi ve uygulayıcısıdır, AKP ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ideolojisinin özde aynı olduğunu bilmek, anlamak ve ona göre bir pratik içinde olmak gerekliliği daima vurgulanmalıdır.
Faşist ideolojinin şimdiki temsilcisi ve yürütücüsü AKP’nin bir farkı var öncekilerinden: Bu fark yoğun bir İslam maskesi taşımasıdır. AKP, Türkçülüğe İslam’ın yoğun olarak karıştırılmış şeklidir. İslamla bulamaç yapılmış bu Türkçülük şu ana kadar olanlardan daha büyük bir tehlike olarak kendini Türkiye halklarına dayatmaktadır. Bunlar amaçlarına ulaşmak için dini de sahtekarca ve de çok yoğun bir şekilde kullanıyorlar. Halkın dini duygularını kullanarak ‘kardeşlik’ edebiyatıyla halkı kandırarak, halkı sömürü, zulüm ve kültürel soykırım politikalarının destekçisi yapmaktalar. Bu konuda oldukça başarılılar. Takkiye yapmakta uzmanlaşmışlar. ‘Demokrat’ görünüyorlar, ama sadece kendine müslümanlar. ‘Halkçı’ görünüyorlar, ama halka düşmanlar. Düşmanlıkları sadece Kürt halkına değil, onuruna, emeğine sahip çıkan, zulme, inkara karşı koyan, eşitlik, özgürlük ve adalet isteyen herkese.
Bu nedenle, başta AKP olmak üzere CHP içinde demokrat, aydın, ilerici niteliklerini taşıdıklarını düşünen, inkar ve zulum politikalarına alet olmak istemeyen, insanlığın ayaklar altına alınmasına karşı koymak isteyen Kürt, Türk, Arap, Çerkez, Ermeni, Alevi, Sünni kökenli kişiler ve toplum kesimleri olmak üzere ırkçı partilerden bir an evvel istifa ederek halkın saflarında yer almaları çok doğru ve onurlu bir davranış olacaktır. Bunun için bundan daha iyi bir zamanlama olamaz.
Çünkü faşizm güçlendikçe saldırganlaşmaktadır. AKP temsilindeki faşist devlet örgütlenmesinin aynı zamanda bölgesel bir savaş örgütü olduğu ve emperyalizmin hizmetçisi olarak bölgesel bir savaşa hazırlandığını, bu bağlamda, yakın gelecekte bölge halklarına tarifi imkansız büyük felaketler yaşatacağını öngörmek ve söylemek için müneccim olmaya gerek yoktur. Vakit kalmamıştır. Kürt hareketinin ve Türkiyeli tüm muhalif kesimlerin bir olup AKP temsilli devlete yönelmesi, onu geriletmesi ve yenilgiye uğratması için zaman ve koşullar hiç olmadığı kadar uygundur. Bu süreç AKP’nin oyalama politikaları ile heba edilirse, o zaman bir çok şey için çok geç olacaktır.
Sonuç olarak, berrak ve hedefi belli bir politikayla vakit kaybetmeden yol alma zamanı. Türkiye halkları, Kürt halkının örgütlü gücüyle ittifak halinde devletin İslam maskeli faşizmini bir an evvel tarihin çöplüğüne gömme tarihsel sorumluluğu ile karşı karşıyalar. Kürtler böyle geniş ve etkili bir ittifak gerçekleştirebilirler mi? Halkların Demokratik Partisi (HDP) böyle bir öncülük yapabilir mi? Şimdiden bir şey diyemeyiz. Ancak, Türkiyeli devrimci örgütleri, sendikaları, çevreci muhalif grupları ve Alevi örgütlerini de içine alacak şekilde geniş bir cephe oluşturmak, Kürdistan’dan Karadeniz’e, Karadeniz’den Akdeniz’e toplumun her kesimini harekete geçirecek toplumsal bir kalkışma acil tarihsel bir sorumluluktur. Bunu gerçekleştirebilecek yegane güç olarak Kürt hareketi görünmektedir. Kürt hareketinin böyle bir öncülük rolü oynayıp oynayamayacağını ise tarih gösterecektir.