- Mahkeme, kendi hukuki kimliği konusunda mutlak butlana hükmetti. Adalet Bakanı, hemen kararı savunarak mahkeme heyetinin yok hükmünde olduğunu teyit etti.
- Bu siyasi karar, Erdoğan’ın yeni siyaset etme biçimini gösteriyor. CHP, burada gerçek toplumsal muhalefet ile buluşup buluşamamak gibi bir eşikte duruyor.
HEVAL TAHA
Türk yargısının ne denli hukuktan azade, iktidar ideolojisinin uygulayıcı bir aparatı olduğunu, en iyi Kürtler bilir. Ankara iktidarının emriyle pazar yerlerine kurulan idam mangası mahkemelerin kararlarıyla katledildiler. Sırtlarını yasladıkları duvarda “adalet mülkün temelidir” yazsa da hukuktan nasibini almamış mahkeme heyetlerinin, devlet ideolojisinin yılmaz savunuculuğuna soyunduğu yargılamalara maruz kaldılar. Halen de kalıyorlar.
Elbette Kürtlerin direnişi, kendilerini “yargılamaya” kalkışanları hem hukuken hem de tarih önünde yargılayıp mahkum etti. Bugüne kadar irili ufaklı tüm Ankara iktidarları “hukuk” yoluyla işlenen bu Kürt katliamlarının sessiz ortakları oldu. Kürtler, bu hukuk oyununu direnerek bozdu. Hal böyle olunca direnişin olmadığı yerde, hukuksuzluğun sıradanlaştığı zeminde iktidar, bu aparatı artık istediği gibi kullanabileceğine kani oluyor. Artık o salonlar hukukun işletilmesi gereken hak arama alanları değil, iktidarın hüküm kurma kurumlarıdır. Türk “hukuku” bunu yaşıyor.
Mahkemeden önce medyada
Bir mahkeme düşünün ki; sonuca bağladığı bir davanın kararını kendisi açıklamadan, iktidar yandaşı televizyon kanallarına servis ediyor. Böyle bir mahkemenin kararının hukukiliği konuşulamaz. Siyasetin biçimlendirilmesinde iktidarın sopasına dönüşen bir yargının hukukiliği söz konusu değildir.
Mahkeme heyeti, başından reddederek yetki alanında olmadığı hükmüne varması gereken bir dava yoluyla, Tayyip Erdoğan’ın aday olup olmayacağının bile belli olmadığı bir seçimdeki rakiplerini şekillendiriyor. Bunu yaparken aslında kendi hukuki hükmü şahsiyeti hakkında 'Mutlak butlan' kararı veriyor.
Mahkemenin mutlak butlanı
Ne anlama geliyor mutlak butlan? Mutlak butlan, bir hukuki işlemin kanunun emredici hükümlerine, kamu düzenine, ahlaka veya kişilik haklarına aykırı olması nedeniyle baştan itibaren kesin olarak geçersiz sayılmasıdır. İşte bu mahkemenin aldığı karar tam da bu vasıftadır. Üzerinden üç yıl geçmiş bir siyasi parti kongresi hakkında hiç de yetkisi olmadığı halde karar veren mahkeme, kendi hukuki kimliği konusunda mutlak butlana hükmetmiş, kendi varlığını sakatlamıştır. Üstüne üstlük Adalet Bakanı'nın kararın açıklanmasından kısa bir süre sonra çıkıp mahkemenin kararını savunmaya çalışması, söz konusu mahkeme heyetinin yok hükmünde olduğunun teyididir. Hukukun bağımsızlığını temsilen kullanılan, “Hakimler kararlarıyla konuşur” biçimsel sözü, AKP’li Adalet Bakanı Akın Gürlek tarafından çöpe atıldı. Gürlek, bu tavrıyla Erdoğan’ın vekaletiyle 'mahkemelerin sahibi aslisiyim' diyor. Gürlek, kararı vermesini savunurken bir anlamda da kendisinin siyasete kayyum olarak atandığını ilan ediyor. CHP’ye yapılan bu müdahalenin geleceğe etkilerini buradan okumak gerek.
CHP tarihi bir dönemeçte
“Mahkeme” yoluyla alınan bu siyasi karar, Erdoğan’ın yeni siyaset etme biçimini gösteriyor. CHP, burada gerçek toplumsal muhalefet ile buluşup buluşamamak gibi bir eşikte duruyor. CHP yönetimi, partilerine yönelik soruşturmaların memleketin büyük demokratikleşme sorununun bir parçası olup olmadığına karar vermeli. CHP, muhalefet etme rolünü Saraçhane mitinglerine ve belediye başkanlarına yönelik soruşturmalara kilitleyerek Erdoğan’ın CHP üzerine kurduğu oyunların bir parçası oldu. Çözüm üreten sorunların üzerine giden bir muhalefet yerine partisine yöneltilen suçlamalara cevap vermeye mahkum etti kendisini.
Erdoğan, İstanbul İl Başkanlığına atamayla CHP’nin böylesi bir durumdaki tavrını test etti. Çok kısa bir sürede yeni bir kongre ile il başkanı seçen CHP, mahkemenin kararını kanıksayarak, ikili il başkanlığını sürüncemeye bırakmayı tercih etti. Bunu yaparken dışarıya da gözlerini kapadı.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2024 tarihli manifestosu karşısında takındığı “bekleyip görelim” siyaseti, memleketin temel sorunları karşısında tutum alamamanın doruk noktası oldu. Bu tutum, Erdoğan’ın elini daha da rahatlattı. Geniş toplum kesimleri ile buluşarak sorunları ortaklaştırmak yerine partisine yönelik baskılara saplandı Özgür Özel ve ekibi. Tam da bu yüzden CHP kendi zehrinin tadına bakıyor bugün.
Direnme hattını genişletmek
Elbette bunların hiçbiri mutlak butlan kararını meşru göstermez, haklı çıkarmaz. Direnme hattını genişletmeden de bu otoriter eğilimle mücadele edilemez. Demokratik toplum inşası için tarihi bir fırsat niteliğindeki Meclis Komisyonu üyelerinin Abdullah Öcalan ile görüşmesi kararına karşı çıkmak demokratikleşmeye hizmet eder mi?
Kadınlar, emekçiler, öğrenciler alanlarda bu sürecin yeni bir toplum inşasına dönüşmesi için mücadele ederken buna bigane kalmak sizi yalnızlaştırır. Azgın iktidarın saldırılarına karşı ancak kendinizi savunmak noktasına sürükler. İktidarı daha da fütursuzlaştırır.
Bu nedenle Erdoğan’ın bu hamlesini olası bir erken seçim senaryosu üzerinden de değerlendirmek gerekir. Mutlak butlan kararı sonrası (yazı kaleme alındığı saatlerde) Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medyadan bir açıklama yaptı. Açıklamaya bakılırsa Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğuna oturacak gibi görünüyor. Böylesi bir tavır, Erdoğan’ı daha da cesaretlendirecek, saldırılarını artıracaktır. İlk elden milletvekili transferleri ve yeni ittifaklar yoluyla anayasa değişikliği için gerekli sayıyı zorlayacak. Başaramazsa omurgası dağılmış bir CHP’nin “ana muhalefetinde” erken seçimi gündemine alacaktır.