- Türkiye, elindeki kartları aynı anda açmak yerine zamanı kullanmayı tercih ediyor. Mevcut gelişmeler, büyük ölçüde Ankara’nın lehine ilerlediği için süreci bitirmek de istemiyor.
ROBÎN ZANA
Kürt meselesi ile Ortadoğu’da yaşanan gelişmelerin birbirinden bağımsız olmadığını biliyoruz. HAMAS saldırısıyla başlayan süreç, ardından Suriye’deki gelişmeler, İran-İsrail-ABD hattındaki çatışmalar ve bölgesel dengelerin yeniden şekillenmesi, Kürtler açısından yeni bir dönemi başlattı.
Böyle bir dönemde, PKK ile Türkiye arasında 2015’te rafa kaldırılan 'çözüm süreci' yeniden konuşulmaya başlandı. MHP lideri Devlet Bahçeli’nin çıkışları ve Sayın Abdullah Öcalan’ın yeniden sürecin merkezine alınabileceğine dair tartışmalar, devletin bölgede oluşabilecek kırılmaları önceden okuyarak pozisyon aldığı yorumlarına neden oldu. Ankara açısından mesele, yalnızca PKK değil, Ortadoğu’da oluşabilecek yeni denklemde Türkiye’nin nasıl konumlanacağı meselesiydi. Gelinen noktada, bir yanda fesih ve silah bırakma gibi keskin adımlar atan PKK, diğer yanda ise söylemlerin ötesine geçmeyen bir Ankara görüntüsü vardı.
Ortadoğu’daki gelişmeler ve bölgesel hesaplar, beklentilerin aksine Türkiye’nin lehine ilerlemeye başladı. ABD ve İsrail’in İran üzerindeki baskısının, içeride büyük bir kırılma yaratacağı düşünülüyordu, ancak İran’da beklenen ölçekte bir iç karışıklık ortaya çıkmadı. Donald Trump’ın, İran operasyonu için Kürtleri suçlayıcı ifadeleri, Kürtlere fatura etme çabası olarak görülmeli. Rojava, ardından Kerkük'te Türkiye lehine gelişmelerle birlikte bakıldığında Türkiye, bu süreçte elindeki bütün kartları aynı anda açmak yerine zamanı kullanmayı tercih ediyor. Bu mevcut gelişmeler de büyük ölçüde Ankara’nın lehine ilerlediği için süreci bitirmek de istemiyor.
Karşısında barış isteyen bir PKK varken, uluslararası arenada Türkiye’yi "barışı istemeyen" durumuna düşüreceği endişesi ve her an herşeye gebe olan Ortadoğu'da stratejik olarak Kürt kartını başka ülkelere kaptırmamak için Türkiye masayı devirmek istemez.
Eğer Kürt gruplar bu dönemde ortak bir ulusal duruş ortaya koyamazsa bugün yaşanan dağınıklık, yarının daha büyük kayıplarına dönüşebilir. Tarih, bazen halklara bir yüzyılda yalnızca bir kez fırsat verir. O fırsat değerlendirilmezse geriye sadece kaçırılmış ihtimaller ve birbirini suçlayan kuşaklar kalır.