- Erdoğan’ın da üzerinde “mutabakat” sağlanacak bir erken seçime ihtiyacı var... Bunu en iyi bilen Bahçeli de uygun erken seçim modeli ile ittifak ortağını “ikna” edebilir.
HEVAL TAHA
Türk siyaseti, kendi iç dinamikleri (siyasi partiler) aracılığıyla sorun çözme becerisinden yoksundur. İttihat Terakki’den başlamak kaydıyla Türk “sivil” siyaseti, devlete egemen iktidar gücünün (çoğu zaman ordudur) bir yönetim aracı olmanın ötesine geçememiştir. Bu nedenle bir sermaye grubu ya da toplum kesimi yerine, iktidar odağına dayanarak şekillenir.
Bu yapısal sorunun temeli, Türk siyasi partilerinin ağırlıklı olarak askeri darbeler ardından yeni düzen kurucunun beklentileri doğrultusunda şekillendirilmiş olmasına dayanır. Mustafa Kemal, CHP’yi kurmadan önce ilk Meclis'te tek adam rejimine olanak sağlayan kuvvetler birliğine karşı çıkan “ikinci grup” milletvekillerini tasfiye etti. Bugün varlığını sürdüren MHP, 1960 darbesinin bir ürünüdür. ANAP, 12 Eylül darbesinin siyasal temsiliydi. AKP’nin darbecilerin “Post-Modern” olarak adlandırdığı 28 Şubat’ın bir ürünü olduğu çok açık. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Konu çok kapsamlı, sadece bunun üzerine dahi bir yazı dizisi yapılabilir ama şimdilik bu kadarla yetinip konunun güncel uzantısı üzerinde duralım.
Hemen hiçbiri gerçek manada bir toplumsal dayanağa sahip olmayan bu siyasal yapıların, temel sorunlar konusundaki çözüm ufku da bağımlı oldukları iktidar odağının izin verdiği ölçüdedir. Türk siyaseti, toplumsal taleplerle geniş toplum kesimlerinin kangrenleşmiş sorunlarının çözüm taleplerini dikkate alan bir siyaset değildir. Hal böyle olunca Türk tipi demokraside seçimler de sistem partilerinin bağımlı olduğu iktidar odağının beklentilerinin yerine getirip getirilememesine göre uygun zamanda yenilenebilir. Bu, zaman zaman seçimlerin olması gereken tarihten daha erken bir tarihe çekilmesini gerektirebilir. Mevcut Türkiye Anayasası'na göre bu da ancak Cumhurbaşkanı'nın Meclis'i feshederek ülkeyi erken seçime götürmesi ya da Meclis'in erken seçim kararı almasıyla mümkündür. Siyasi partiler, işlevlerini yerine getirmediğinde, yani sistem tıkandığında siyaset süratle bir erken seçime sürükleniyor.
Tıkanan siyasetin herhangi bir sorunun çözümünde üstlenmesi gereken azami katkıyı sağlama yeteneğini kaybettiğinin farkına varan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bir takım hamlelerini erken seçim hazırlığı olarak okumak mümkün.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ile Kürt Özgürlük Hareketi'nin Kürt inkarının aşılarak demokratik toplumun inşası için giriştikleri yoğun mücadeleye karşın Türk siyasetinin kifayetsizliği siyaseti boşa çıkarıyor. Derin bir tıkanıklık içerisindeki Türk siyaseti, Tayyip Erdoğan’ın yeniden seçilerek iktidarını sürdürme hesapları ile CHP’nin soruşturma girdabından çıkmak için sürdürdüğü kısır siyaset arasında dibe vurmuş görünüyor. Geriye kalan irili ufaklı düzen partilerinin ise tek hesabı olası seçim ittifakları ile Meclis'te bir kaç sandalye kapmaktan başka bir şey değil.
Dolayısıyla Erdoğan’ın da üzerinde “mutabakat” sağlanacak bir erken seçime ihtiyacı var. Zira seçimlerin 2028’e kalması durumunda anayasal olarak adaylığı mümkün olmayan Erdoğan’ın önünde iki seçenek var; ya Anayasa değişikliği ile üçüncü kez aday olmasının yolu açılacak ya da Meclis'ten bir erken seçim kararı çıkacak. Mevcut Meclis aritmetiği ile söz konusu anayasa değişikliğini yapmak pek mümkün görünmediğine göre Erdoğan, ancak muhalefetin üzerinde uzlaşabileceği bir erken seçim denklemiyle adaylığını garantileyebilir. Bu süreçte Erdoğan’ın milletvekili transferleri de dahil Cumhur İttifakı bileşenlerini çoğaltmak gibi yollara tevessül etmesi de muhtemeldir.
Erdoğan’ın Bahçeli’den farklı olarak aday olma ya da olamama gibi bir ikileme sıkıştığı düşünülürse kendi adaylık sorunsalının, bir seçim kampanyasında karşısına çıkmasını istemeyecektir. Bunu en iyi bilen Bahçeli de uygun erken seçim modeli ile ittifak ortağını “ikna” edebilir.
Sizlerin de dikkatinden kaçmamıştır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ilki 16 Nisan’da, sonuncusu 15 Mayıs’ta olmak üzere; İstanbul (39 ilçe teşkilatı ile birlikte), Eskişehir, Kütahya, Kars, Çanakkale, Bilecik, Muğla, Bolu, Ardahan, Antep, Bingöl, Isparta İl örgütlerini görevden aldı. Yerlerine de yeni yönetimler atadı. Bahçeli’nin kendi söylemi ile “Barış ve siyasallaşma süreci” gibi hayati bir meseleyi ısrarla sürdürdüğü bir dönemde böylesine ciddi görevden almaların bu süreçten bağımsız olması mümkün görünmüyor.
Dolayısıyla Devlet Bahçeli’nin söz konusu süreçte “kendi çizdiği yol haritası” yerine, yerelde AKP ile ortak siyaset yürüten MHP İl teşkilatlarını görevden aldığı anlaşılıyor. Nitekim, “gördüğü lüzum üzerine” MHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden “istifa” eden İzzet Ulvi Yönder de “parti politikalarının kamuoyuna aktarılması” gibi bir pozisyona sahipti.
Partisindeki bu değişimi il kongreleri yolu ile değil de görevden almalarla yapan Bahçeli’nin bir hazırlık içinde olduğunu tahmin etmek zor değil. Olası bir seçimde genel merkez politikalarına muhalefet edecek il teşkilatları, Bahçeli’nin hiç istemeyeceği bir durum olacaktır.
Tüm bunlar göz önüne alındığında 2026 sonu ile 2027 başında bir erken seçim olma olasılığı ciddi bir olasılık olarak beliriyor.