- Devlet kurumlarında yalnızca bir grubun dili tanınıp, milyonlarca insanın ulusal dili dışlanırsa eğitim, istihdam, temsil ve kamusal katılıma erişimde eşitsizlik kaçınılmaz hale gelir.
* ŞIVAN ÎBRAHÎM-Çeviri: Yeni Özgür Politika
Hesekê’deki adliye binası tabelası tartışması, Suriye’nin iki dilli yönetim ve siyasi katılım gibi temel meseleleri hâlâ çözüme kavuşturamadığı bir dönemde, kaygı verici bir katılık sergiliyor.
Hesekê Vilayeti, QSD ile Suriye hükümeti arasındaki gerilimin yeniden alevlenebileceğine dair endişe taşıyor. Anlaşmazlığın merkezinde, iki taraf arasında 29 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın uygulanmasını denetleyen başkanlık heyeti yer alıyor. Doğrudan tetikleyici ise Hesekê Adalet Sarayı’nı tanımlayan tabelanın Kürtçe ve Arapça birlikte mi yazılması gerektiği, yoksa sadece Arapça ile yetinilmesi mi gerektiği tartışması. Özerk Yönetim ve QSD’ye yakın gruplar, Kürtçe içermeyen tabelaları defalarca indirdi.
Küçük tabela, büyük etki
Önce “Suriye Arap Cumhuriyeti, Adalet Bakanlığı, Hesekê Adalet Sarayı” ibaresi hem Arapça hem Kürtçe olarak asıldı. Daha sonra bu tabela, Arapça ve İngilizce yazılı başka bir tabela ile değiştirildi. Oysa Şam’daki Adalet Bakanlığı veya Adalet Sarayı tabelalarında İngilizce kullanılmıyor. Peki neden Kürtçe yerine İngilizce tercih edildi?
Hukuki açıdan bakıldığında, Geçici Anayasal Bildirge’nin İkinci Bölümü’nün 12. Maddesi, devletin insan haklarını ve temel özgürlükleri güvence altına alacağını ve Suriye tarafından onaylanan uluslararası sözleşme ve antlaşmalardaki tüm hakların bildirgenin ayrılmaz parçası olduğunu belirtir. Bu, halkların ve ulusal toplulukların dillerini eğitim, yönetim ve kamusal hayatta koruma ve kullanma haklarını da kapsar. Dolayısıyla Kürtçenin resmi tanınması özel bir taviz veya ayrıcalık değildir; Suriye’nin kendi insan hakları yükümlülüklerinin doğal bir uygulamasıdır.
Aynı bölümün 13. Maddesi; düşünce, ifade, medya, yayın ve basın özgürlüğünü güvence altına alır. Bu özgürlükler, vatandaşların ana dillerini kullanma hakkının korunması olmadan tam anlamıyla gerçekleşemez. Dil, düşüncenin, kültürün, kimliğin ve aidiyetin ifade edildiği bir araçtır.
Hak temelli vatandaşlık, kamu kurumlarına katılımı da gerektirir. İşleyen bir parlamento ve siyasi partileri düzenleyen bir yasa olmadığı sürece, toplulukların (Kürtler dahil) katılımı büyük ölçüde yönetim, eğitim, yargı ve genel kamusal hayatta eşit hak ve ödevlere dayanır. Kürtçenin kamusal alanda görünür kılınmaması net bir mesaj verir.
Hatırlatmak gerekir ki; Celadet Bedirxan, 1932’de Fransız Mandası döneminde Beyrut, Şam ve Halep arasında Kürtçe Hawar dergisini kurmuştu. Yani Kürtçenin kamusal alanda ifadesi, Suriye tarihinde emsal teşkil ediyor.
Yapıcı belirsizlik
Vatandaşlar arasında fırsat eşitliği ilkesini vurgulayan 15. Madde, Kürt dilinin tanınması için en güçlü dayanaklardan birini sunar. Eğer devlet kurumlarında yalnızca bir grubun dili tanınıp, milyonlarca insan tarafından konuşulan başka bir ulusal dil dışlanırsa eğitim, istihdam, temsil ve kamusal katılıma erişimde eşitsizlik kaçınılmaz hale gelir. Kürt yargıçlar mahkemelerde görev yapıyorsa neden adliye binasının girişinde dilleri görünmez olsun? Bir Kürt adalet bakanı olabilir mi? Kürtler bu soruları haklı olarak soruyor.
Ocak görüşmeleri sırasında çıkarılan 13 No’lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Kürtçeyi “ulusal dil” olarak tanıyarak Kürt meselesinin ele alınışında yeni bir alan açtı, ancak Arapça ile birlikte resmi dil statüsü vermekte yetersiz kaldı. Kararname, Kürtçenin kamu kurumlarında kullanılmasını veya resmi tabelalarda Arapça ile birlikte yer almasını da yasaklamıyor. Oldukça geniş bir belirsizlik alanı var ve bu alan yapıcı şekilde kullanılmalıdır. Suriye’nin dilsel ve kültürel düzeniyle ilgili geniş sorular henüz çözülmemişken, yerel tabelalarda Arapçanın yanı sıra başka dillerin yer alması tehdit olarak görülmemelidir. Katılık gösterme zamanı değildir.
* Kürt ve Suriye meseleleri araştırmacısı Şivan Îbrahîm’in Syria in Transition'daki yazısı çevrilerek düzenlendi.